25 Aralık 2008 Perşembe

SEÇİMLER YAKLAŞIRKEN

29 Mart yerel seçimleri için yasal süreç başladı. Ülkemizin yaşadığı olağanüstü koşullar, iç ve dış sorunların ağırlığı, toplumsal yozlaşma; yozlaşmanın getirdiği toplumsal çözülme, halktaki umutsuzluk siyasal partilerin sorumluluğunu daha da artırmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki yerel seçimler, demokrasimiz ve ulusal egemenliğimiz için çok önemlidir.

Laik, demokratik Cumhuriyet'imiz; bölücülerin, irticacıların ve işbirlikçi liberallerin saldırılarıyla zayıflatılmaktadır. Buna koşut olarak da AB ve ABD'nin akıl almaz dayatmalarıyla köşeye sıkıştırılmaktadır. Ekonomik güçlükler, güvenlik ve yargı zaafiyetleri, kültürel yozlaşma toplumsal umutsuzluğa neden olmaktadır. Devlet kurumlarına bilinçli yapılan saldırılar, devlet otoritesini ortadan kaldırmakta. Toplum gittikçe ahlaki çürüme bataklığına saplanmaktadır. Peki, bizi bu duruma getiren nedenler nelerdir?

12 Eylül 1980 darbesinden sonra ülkemizin tüm siyasal dengeleri alt üst oldu. Özal'la birlikte Türkiye; siyasal görgüsüzlük, talan, rüşvet, arabesk yaşam, türedi zenginler, bu zenginlerin ölçüsüz harcamalarıyla tanıştı. Devlete ve kaynaklarına aç kurtlar gibi saldıran bir güruh, her gün basın yayın organlarında boy gösterdi. Toplumsal büyük ülkülerin yerini, kişisel çıkarlar aldı. Devleti soyup kısa sürede zengin olmak, büyük başarı olarak sunuldu topluma. Magazinel bir yaşamın çekiciliğine sürüklendi insanlar.

İdealist olmak, kitap okumak, sanatla ilgilenmek, bilimsel çalışmalar içinde bulunmak, ince zevk ve derin düşünüş boş işlermiş gibi göseterildi halka. "Büyüyünce ne olacaksın?"sorusuna, ilköğretim çocukları: "siyasetçi,futbolcu,şarkıcı,mafya lideri.."gibi yanıtlar verir oldu. "Neden siyasetçi?"denildiğinde çocuklar: "Beleşten geçineceğim." diyorlar. Çocuklarımızı bu duruma getiren nedir?

Sorumluluk bilmeyen aymaz siyasetçi, böylesine kötü bir imge yarattı belleklerde. Özalizm sağcı-solcu demeden tüm siyaset alanını; ama az, ama çok etkiledi. Son yirmi beş yılda kurulan hemen her hükümet döneminde inanılmaz yolsuzluk olayları oldu. Yerel yönetimlerde ise yolsuzluğa bulaşmayan yönetici parmakla gösterilecek duruma geldi. Yolsuzluk yapıldıkça da halk yoksullaştı, gelir dağılımı daha da adaletsiz duruma geldi. İşte bu yolsuzluk ve yoksulluk bataklığında BOP'un eş başkanıyım diyebilen; laik, demokratik sistemle kavgalı olduğunu saklamayan kişiler iktidar oldu?

Bu olumsuz koşullar altında yerel yönetimler için adaylık süreci başladı. Belediye başkanlıklarına, belediye meclis üyeliklerine inanılmaz ölçüde talep var. Bu görevlere seçilmek için inanılmaz yatırımlar var. Çalışanlar(Aralarında devlet memurları da var.), görevlerinden ayrılıp meclis üyesi olmak için çaba gösteriyor. Hiç kimse şunu sormuyor: "İnsan maaşlı işini bırakır da maaşı ve düzenli geliri olmayan bir görev için niçin uğraşır?

İşsizlerin, yaşamları boyunca asalak yaşamış kişilerin tek umudu meclis üyeliği. Her siyasal partide işi, siyaset olan ve hiçbir işle uğraşmayan profesyonel politikacılar (az ya da çok) var. Bunların tek geçim kaynağı siyaset. Aday olmak isteyenlerin bir bölümü de toplumsal statü peşinde koşan, egosunu tatmin etmek için uğraşan kişilerden oluşuyor. Bu arada işi gücü bozulan bir kısım kişilerin umudu, meclis üyeliğinde. İşinde başarılı, ülkesine hizmet için aday olmak isteyenlerse gölgede kalıyor. Çünkü başarılı, idealist, dürüst insan gururludur, yalvarıp yakarmaz kimseye. Adaylar belirlenirken: adayın projeleri, kültürü, sanat zevki, bilime ilgisi, yeteneği, yaratıcılığı; sanata, doğaya, siyasal olaylara duyarlılığı, bakışı; mensup olduğu siyasal partinin ilkelerine, tüzüğüne, programına, tarihsel misyonuna uygunluğu neredeyse önemsenmiyor. Önemsenense parti yöneticilerine yakınlık! Onun içindir ki aday adayları şu günlerde parti yöneticilerini yakın markaja aldıklarından parti binaları dolup taşıyor. Kişiler dünya görüşlerine tamamen zıt bir partiden aday olabiliyor.

Yolsuzluklar, yanlış uygulamalar sonucunda siyaset mezarlığına gönderilmiş partilerin, şaibeli yöneticilerine adaylık ilgisinin artması da çok ilginç. O partiler, bu meşhur(?) yöneticileri yüzünden siyasal arenadan silindiler. Onların yanlış uygulamaları ülkemizi yolsuzluk ve yoksulluk bataklığına sürükledi. Bu arada "Minareyi çalan kılıfını hazırlıyor." yasal boşluklar iyi değerlendiriliyor. Bazı eski yöneticilerin hakkında yargı kararının olmaması, onların temiz oldukları anlamına gelmez. Halkın vicdanında aklanmak siyasal açıdan önemlidir.

Namuslu, idealist, birikimli insanların adeta cezalandırıldıkları bir süreçten geçiyor Türkiye'miz. Tabi "Görünen köy kılavuz istemiyor." Gelecekteki yerel yöneticilerin neler yapabilecekleri şimdiden belli gibi.

Yolsuzluklar, halkın siyasetçiye güvenini sarsıyor; demokrasimiz yara alıyor. Bunu düzeltecek olan da yine siyaset makamı olmalıdır. Parti yöneticileri ülke çıkarlarını korumada cesur ve özverili davranmalıdır.

Unutmamak gerekir ki; laik Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük düşmanı; yolsuzluk, yoksulluk ve ikiyüzlülüktür. İrtica da, bölücülük de, liboşluk da bu bataklıkta üreyip gelişmektedir. Bu nedenle tüm siyasal partilerimizi ulusal, vicdani sorumluluğa davet ediyorum. "Ben" değil,"biz" diyebilecek bir siyasal anlayışın egemen olmasını diliyorum.

18 Mart 2008 Salı

ÇANAKKALE

ÇANAKKALE

Turgut Özakman'ın yazdığı "Diriliş-Çanakkale 1915" adlı romanı okuyorum. Zaman zaman kanım çekiliyor, nutkum tutuluyor. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının inanılmaz kahramanlıkları var kitapta. Birçok adsız kahramanın, vatan uğruna canını esirgememesi...Sömürgeci devletlerin,bir ulusu yok etme çabaları...Bu çabaları boşa çıkaran, yürekleri vatan sevgisiyle dolu Mehmetçiklerimiz... Bu kitabı kesinlikle okuyalım, okutalım. Çocuklarımız, gençlerimiz, hatta büyüklerimiz tarihsel gerçeklerimizi, öğrenmeli; bağımsızlığımızın, varlığımızın nasıl kazanıldığını bilmeli.
Çanakkale'den Dumlupınar'a giden acılı ve kahramanlıklarla dolu bir yolun bizi getirdiği en büyük değerse Cumhuriyet'tir. Dünyada emperyalizme ve ortaçağın kör karanlığına karşı savaşılarak kurulan dünyadaki tek cumhuriyet. Yaklaşık yüz yıldır ezilen ve modernleşmek isteyen tüm ezilen ulusların model aldıkları tek yönetim biçimi.
Son yıllarda sömürgeci dış güçlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin Cumhuriyet'imizi yıkmak için niçin yarıştıklarını anlamak hiç de güç değil. Dünya uluslarına model olan antiemperyalist bir oluşum ulusal bilinci olmayanları çok rahatsız eder çok.

YOLSUZLUK

Cumhuriyet'imizin en büyük düşmanı yolsuzluk ve yoksulluktur. 1920'li 30'lu yıllardaki sanayileşme, tarımda üretim artışı sağlama, örgün ve yaygın eğitimi geliştirme; bilim, sanat, tarih, dil ... alanlarındaki çalışmalar, ortaçağın en büyük kalıtı olan, adeta ulusumuzun yazgısıymış gibi gösterilen yolsuzluk ve yoksulluk bataklığının yok edilmesi içindir. Çünkü bu bataklıkta; işbirikçiler, bölücüler, irticacılar...çoğalır.
Yolsuzluk, yoksulluk bataklığını kurutalım; bırakalım ulusumuzun güzel insanları, rengarenk çiçeklerle dolu,güneşli cumhuriyet bahçesinde sonsuza dek mutlu yaşasınlar.

AH GÜZEL İSTANBUL

İstanbul,dünya yüzündeki kentlerin en güzelidir. Üstüne bu kadar şiir söylenip şarkı bestelenen, insan yüreğini bir başka çarptıran bir başka kent var mıdır acaba?Doğal, tarihsel, kültürel değer ve güzelliklerin böylasine çokça bulunduğu bir başka yeri düşleyemiyorum bile.
Peki,böylesine güzel bir kente bizler nasıl danranıyoruz? Bu kenti yönetenler,bu değerin farkındalar mı? Bence değil. Dillere destan Boğaziçi'mizde balıklar yerine çöpler yüzüyor. Hele bir lodos esmeye görsün, denizde mavi görmek olası değil.
* * * *
Bazı dereler ıslah edildi, dere yataklarındaki atıklar temizlendi.Fakat maalesef,bir yıl geçmeden bu derelerimizin yanına kötü kokulardan yaklaşılmıyor. Dereleri besleyen kaynaklarda(?) arıtma yapılmadığından büyükşehir belediyesinin trilyonları boşa gidiyor.
* * * *
Hemen her ilçede sokaklar çöpten geçilmiyor. Yiyen içen, yediğinin içtiğinin atıklarını sokağa atıyor. Bunun bir nedeni sokak ve caddelerde yeterince çöp kutusunun olmaması; diğer nedeni ise halkımızın eğitimsizliği. Eğitimsizlik deyip kestirip atamayız. İletişim ve basın-yayın organlarının böylesine geliştiği günümüzde davranış konusunda halkı eğitmek oldukça kolay.
Ayrıca belediye zabıtaları yalnızca esnafla mı ilgilenir?Kenti kirletenlere karşı uyarı görevi yok mudur?
* * * *
Bir de çöplerin gelişigüzel sokak ve caddelerin bir köşesine bırakılması var. Zaman zaman sokak köşelerinde çöpten tepeler oluşuyor. Bu da insanlarımız için tehlikeler ve geçim kapısı oluşturuyor. Görüntü içler acısı... 21. yüzyılın Türkiye görünümü bu olmamalı.
* * * *
Geçen yaz İstanbul'da susuzluk tehlikesi baş gösterdi. Önlemler hep geçici ve günü kurtarmaya yönelik.S orunun esasına kimse eğilmiyor. Yok edilen ormanları yeniden geri kazanmak için çalışmalar yapılmıyor. Kent içinde az da olsa kalan ağaçlar, bir takım kişilerce en küçük fırsatta yok ediliyor. Yöneticilerimiz, işlerinin(?) yoğunluğundan kentle ilgilenemiyorlar.

İstanbul'un fatihi 2.Mehmet: "Yaş kesenin, başını keserim." dememiş miydi? Unutmayalım ki Ankara bozkırındaki bir iğde ağacının kesilmesi karşısında gözyaşlarına engel olamayan bir Mustafa Kemal'imiz var. İyi bilinmelidir ki İstanbul bizlere Tanrı'nın bir armağanıdır.

* * * *
Erguvanların tomurcuklandığı bu günlerde tüm okurlarıma,dostlarıma erguvan güzelliğinde bir bahar diliyorum.

Boğaziçi erguvanla süslenir
Manolyalar sevda ile beslenir
Mimozalar Adalar'a yaslanır
İstanbul'um eşin var mıdır senin

Adil Hacıömeroğlu
18 Mart 2008