3 Eylül 2009 Perşembe

3.BOĞAZ KÖPRÜSÜ (2)

3.Boğaz köprüsü ile ilgili görüşlerimin bir bölümünü 20 Ağustos 2009 tarihli yazımda açıklamıştım. O yazımın not kısmında ikinci bir yazı yazacağımı söylemiştim. Ancak gündemin çok yüklü ve hızla değişmesi nedeniyle gündeme ilişkin yazılar yazdım. Şimdi eksik kalan görüşlerimi anlatma fırsatı buldum.

İlk yazımda Avrupa yakasındaki tahribattan söz etmiştim. 3.Boğaz köprüsü açıklanan güzergâhtan ya da başka bir yerden geçsin hiçbir şey değişmez. Çünkü İstanbul’un kuzeyinden geçeceğine göre, önemli bir biçimde doğa ve tarih katliamı yapacaktır.

İstanbul’un Asya yakasında Polonezköy ve Şile ormanlarının tahribi, İstanbul ve çevresi için büyük olumsuzluklara neden olur. Marmara kıyıları tamamen betonlaşmış İstanbul’un nefes alacağı yer, kuzeydeki ormanlık alanlardır. Buralar, birçok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca bu doğal ortam, kentin boğucu, bunaltıcı, tekdüze yaşamından kaçmak isteyen yurttaşların soluklandığı yerlerdir. Polonezköy’de bir sabah kahvaltısını kim istemez? Yine buranın doğal ortamında geçirilecek bir günün insana katacağı yaşam gücünü kim yok sayabilir? Şile-Ağva hattı boyunca uzanan bitki örtüsü doğal yaşamın gerekliliği açısından çok önemlidir.

Yeşilçay’ı ve Göksu deresini kurutmaya ne hakkınız var? Kurutacağınız dereleri geri getirmek mümkün mü? İnsanımızı Ağva’dan, Şile’den mahrum etmek ne demektir. Bırakalım dere kenarlarında ve ormanlarda kuş cıvıltılarıyla çocuk bağırtıları, su şırıltıları birbirine karışsın.

Yurdumuzun kuzeyine, genellikle kuzeybatıdan esen karayel yağmur getirir. Onun içindir ki Karadeniz’in karayele bakan yamaçları daha çok yağış alır. Eğer siz, kuzey ormanlarına zarar verirseniz, oraların orman özelliğini yok edip betonlaştırırsanız, “karayel” İstanbul için “kara yel” olur. Yağış rejiminin değişmesinin, nelere mal olacağını anlamak için kâhin olmaya gerek yok. Buralar İstanbul’un su havzalarıdır. Bu durumda su sıkıntısının hangi boyutlara ulaşacağı ise şimdiden belli oluyor. Bu ne demektir? İstanbul’un yaşam damarlarını kesmek demektir.

Polonezköy’den geçecek çevre yolları bir tarihi de yok eder. Buranın kuruluşu, atalarımızın hoşgörü anlayışının bir anıtı değil midir? Burası 1842 Yılında, Polonyalı sürgünleri yerleştirilmesiyle kuruldu. İlk adı da Adamköy’dür. Polonezköy’ü; Franz Liszt (Macar piyanist) 1847’de, Gustave Fluabert (Fransız yazar) 1850’de, Karel Droz (Çek yazar) 1904’te, Mustafa Kemal Atatürk 1937’de ziyaret etmiştir. Ziyaretçiler arasında iki Polonya Cumhurbaşkanı ve bir papa var. Dünyaca ünlü soprano Leyla Gencer burada doğmuştur. Bu adlar, kesesini doldurmak için yeni getirim alanları yaratmak isteyenlere bir anlam ifade etmeyebilir. Lakin ulusumuz için, yurdumuz için, kentimiz için, çağdaş ölçülerde insanca yaşamak isteyenler için çok büyük anlamlar ifade etmektedirler.

Yeri geldiğinde Osmanlının devamıyız diye büyük büyük nutuklar atanlar, önce Osmanlıdan kalan ata yadigârlarını korumasını bilmelidirler.

Daha önce de söyledik ulaşımda esas hedef raylı sistem olmalıdır. Kırk yılda bir doğru bir şey yaptı AKP yöneticileri. O da Marmaray’dır. Marmaray esas alınarak raylı sistem tüm İstanbul’u kaplamalıdır. Çünkü hem hızlıdır raylı sistem, hem uzun vadede ekonomiktir, hem de dışa bağımlı değildir. Ulaşımı tamamen karayoluyla yapmanın nasıl bir yanlışlık olduğunu herkes gördü. Bunun yarattığı dışa bağımlılık ilerde ciddi sıkıntılar yaşamamıza neden olacaktır. Bu durum dışalımın artmasına neden olduğundan ekonomimizi de olumsuz etkilemektedir. Metrobüs gibi halk yardakçısı ve ekonomik olmayan sistemler ivedi olarak raylı sisteme çevrilmelidir. Ülkemizin sokağa atılacak bir kuruşu yoktur. Yetim hakkına sahip çıkalım beyler!

Kentler, kentleri çevreleyen doğal ve tarihsel alanlar yağmalanacak yerler değildir. Buralar, tüm canlıların ortak yaşam alanları ve korunması gereken yerlerdir.

Unutulmamalıdır ki; “Yaş kesenin başını keserim.” sözü İstanbul’u fetheden Fatih’indir. Yine İstanbul’u düşmanlardan temizleyip Türk Ulusu’na armağan eden ve Cumhuriyet’imizi kuran Atatürk, Ankara bozkır’ında kesilen bir iğde ağacına ağlamıştır. Fatih’in ve Atatürk’ün doğa sevgisi bize örnek olmalıdır. Yağmacı anlayışı değil, doğayı korumacı anlayışı benimsemeliyiz. Aklı başında çağdaş insanın yapacağı budur.

Adil Hacıömeroğlu
3 Eylül 2009

Not: 12 Nisan 2010 tarihli Kent Yaşam Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

3 yorum:

  1. Yazınızı çok beğendim. Tebrik ederim. Çok önemli konulara değinmişsiniz.
    ülkemizde ne yazık ki rant getiren şeylere çok değer verilip, itibar ediliyor.
    Ne yazık ki ormanlarımız ve su kaynaklarımız yeterince korunamadı.
    İnşaallah bundan sonra yağmalatılmaz.İnsanlarımızın aklını iyi kullanmasını dilerim.

    YanıtlaSil
  2. Doğal yaşam alanları göz göre göre yok oluyor .
    Belirttiğiniz gibi farklı çözümler muhakkak bulunabilir , daha masraflı bile olsa başka yola başvurulmalıdır , kaldı ki söylediğiniz raylı sistem sanırım daha ekonomik olacaktır . Ciğerlerimiz yok olmasın ...teşekkür ederim ...

    YanıtlaSil
  3. İktidarın , yurt topraklarını yağmalamak için YOL YAPIMI bahanesine sarılması ; İstanbul'un doğal güzelliğini ve tarihsel kalıntılarını yok edecek düzeyde yitiklere yol açmaktadır. Bu konunun ayrıntılı anlatımı olan yasısı ile Saın A. Haciömeroğlu karşımızda ..Teşekkürler!.. ÖZGEN KARA

    YanıtlaSil