17 Ekim 2009 Cumartesi

AB İLERLEME RAPORU

13 Ekim günü AB ilerleme raporunun içeriği gazetelerde yayımlandı. Raporun genel olarak içeriği, ulusumuzu rahatsız edici ve art niyetlidir. Peki AB’nin amacı nedir, bizi rahatsız edenler nelerdir?

Raporda Türk yargısı eleştirilerek, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı vurgulanmaktadır. AB’nin ifade özgürlüğünden kastı, Atatürk’ü koruma yasası ile TCK’nin 301. maddesidir. 301 neyi yasaklar? Türklüğe hakareti. Demek ki Atatürk’e ve Türklüğe hakaret, saldırı serbestçe yapılırsa ülkemizde ifade özgürlüğü(!) olacakmış. İşin Türkçesi budur.

Başka neler var raporda? TCK’nin 318. maddesine de karşı çıkılıyor. Ne var bu maddede? Halkı askerlikten soğutmayı düzenliyor. Yani halkı askerlikten soğutanlara ceza verilmesini istiyor. Burada amaç nedir? Amaç zorunlu askerlik sistemini ortadan kaldırmaktır. Ordu - millet dayanışmasını, bütünlüğünü bozmaktır. Böylece ordumuzu zayıf düşürmektir. Kısacası Türkiye’yi savunmasız bırakmaktır. Savunması ve ulusal ordusu zayıflayan Türkiye, kolayca teslim olacaktır.

Raporda Ergenekon soruşturması da önemli yer tutuyor. Ergenekon kapsamında yapılan tutuklamalardan övgüyle söz ediliyor. “Özgürlükçü” Avrupa, düşünceleri nedeniyle suçlanıp tutuklanan birçok aydının özgürlüklerinin kısıtlanmasını ve haksız yere suçlanmalarını destekliyor. Ne güzel özgürlük anlayışı değil mi? Senin gibi düşünenlere sonuna kadar özgürlük, sana karşı olup ülkesinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, çağdaşlığı savunanlara zindan. İşte AB’nin adaleti…

AB’nin diğer bir takıntısı ise, Türkçe dışındaki dillerin kullanımıyla ilgili anayasa değişikliğinin yapılmasıdır. Yani anayasamızın değişmez maddelerinin değiştirilmesi. Burada amaçlanan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, temel direklerini ortadan kaldırmaktır. Farklı dillerin kullanılmasına bu kadar meraklı olan AB; üyeleri olan Fransa’da Korsika dilinin, Slovakya’da Macarcanın serbestçe kullanımını neden sağlamaz? Neden bunlarla ilgilenmezler? Çünkü kendi bütünlükleri önemlidir.

Avrupalı dostlarımız bir şeyi unutmamışlar. Abdullah Gül’den övgüyle söz ediyorlar. Neden övülüyor bir bakalım: “uzlaştırmacılığı, hükümetle iyi çalışma ilişkisi, AB reformlarına desteği ve Ermenistan’a yaptığı ziyaret”. Bir de dış politikada aktif rolü unutulmamış. Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı’nın, iktidar partisinin politikalarına uygun davranması AB’ce takdir görüyor. Yine AB’ye göre Gül, iktidarla muhalefet arasında diyalogu teşvik ediyormuş(!). Demek ki Avrupa’da muhalefet deyince akla DTP geliyor.

Limanlarımızın, Güney Kıbrıs gemilerine açılmaması da eleştiriliyor raporda. Siz söylersiniz de bizimkiler yapmaz mı? Meraklanmayın, üzülmeyin yakında bir açılım da Güney Kıbrıs’a yaparız. Yalnız arada deniz var. Tuzlu sularda fazla açılmamak gerekir. Denizin şakası olmaz.

Türkiye’nin modernleşmesinin önündeki en büyük sorun, feodalizmdir. Niye AB, feodalizme dayalı aşiret düzeninin tasfiye edilmesi için önerilerde bulunmuyor? Yani biz, AB’ye girersek anlı şanlı aşiret reisleri Paris’te, Berlin’de, Roma’da, Londra’da ve de Brüksel’de yapacakları aşiret düğünlerinde; vergisini vermedikleri çil çil altınları takıp kaleşnikoflarla havaya ateş mi açacaklar? AB sınırları içinde dizi dizi töre cinayetleri mi işlenecek? Berdelle evlilikleri düzenleyen yasalar mı çıkaracak Avrupalılar? Bunların yanıtı hayırsa, neden ilerleme raporlarında bunlara değinilmez? Yoksa feodalizm ilerlemenin bir parçası da biz mi bilmiyoruz?

Tarikat örgütlenmelerine neden ses çıkarmaz AB? Tarikatların eğitimden sağlığa, spordan siyasete aklımıza gelebilecek tüm toplumsal alanlardaki belirleyiciliğini görmez mi AB müfettişleri? Yoksa “demokrasi” deyince, onların aklına yalnızca “tarikat demokrasisi” mi geliyor? Ortaçağ düşüncelerinin ve kurumlarının kökleşmesi acaba kimlere yarar sağlayacaktır?

Bir de eğitim var. Ülkemiz sorunlarından en önemlisidir eğitim. Eğitimin köktenci çözümlerle iyileştirilmesi konusunda niçin yaptırımlar yok? AB eğitimden, yalnızca farklı dillerde eğitimi anlıyor. Ülkemizdeki eğitimin adım adım laiklikten uzaklaşıp dinsel bir kimlik kazanması umurlarında değil; çünkü bu, işlerine geliyor.

Şimdi gelelim, AB’nin Atatürk’ten ne istediğine? Atatürk, yalnızca savaş alanlarında büyüyen, adından söz ettiren bir lider değildi. O, yüceliğini en az savaş alanları kadar uygarlık alanında da duyurmuş büyük bir kişiydi, önderdi. Yüzlerce yıl süren karanlığı, kısa denilecek bir zamanda Türk Ulusu’nun üzerinden söküp atan olağanüstü bir kurtarıcı ve kurucudur. Bu nedenle de yalnız bizim için değil, tüm insanlık için örnektir.

Atatürk’ü koruma yasalarının kaldırılmasıyla ulusumuzun kurtarıcısından, kurucusundan vazgeçeceğini sanmak ise büyük bir ahmaklıktır. İnsan; havadan, sudan, topraktan vazgeçebilir mi? Türk Ulusu yılların deneyimiyle öğrendi ki Mustafa Kemal, onun yaşamsal kaynağıdır. Bu tür istekler, inanıyorum ki toplumumuzu daha çok Atatürk’e yaklaştıracaktır. Eğer, bugün hala Atatürk’ün varlığından, birileri çok ürküyorsa bilinmelidir ki; Atatürk Cumhuriyeti’nin temelleri çok sağlamdır. Her şeye karşın onun yapıtı yine ayaktadır.

Kurtuluş Savaşı yıllarında yayımlanan ve başyazılarının çoğu Mustafa Kemal tarafından yazılan Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nin (Bugün Ulus olarak Ankara’da yayımlanıyor.) başyazısından bir bölümü okuyucularımızın dikkatine sunalım: “En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan milletler; bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve bir saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan ‘kapitalizm’ afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir.”

Hakimiyeti Milliye’den bir alıntı daha, dikkatle okuyalım. “Memleketimize bakınız: Rejimler, duyun-u umumiyeler, kapitülasyonlar… Bütün bu kurumlar, Avrupa kapitalizminin bizi mahvetmek için yıllardan beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır… Bu makine devam ettikçe, sadece biz değil, bütün dünya zulüm altında ezilecek… İnsanlar felaketten felakete yuvarlanacaktır… Zenginlerimizi dolandıran o,fakirlerimizi soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizi birbirimize düşüren hep odur.”

Şimdi AB’nin ve AB’cilerin neden Atatürk’ü hedef seçtiklerini anladık mı?

Adil Hacıömeroğlu
16 Ekim 2009

1 yorum:

  1. Atatürk'ü hedef seçiyorlar çünkü bizi başka türlü kolayca parçalayamayacaklarını biliyorlar. Atatürk'e bağlılığımızı sevgimizi AB'nin mantığı almıyor. Çünkü AB'de deki ülkelerin Atatürk gibi bir liderleri olmamış olamamış. Bizlerin Atatürk sevgisini ve de bağlılığımızı anlamalarını beklemiyoruz tabii. Ama saygı duyulsun yeter. Veya komplo teorileriyle ülkemiz karıştırılmasın. Ülkemizdeki geri kalmışlık hiçbir şekilde AB'yi rahatsız etmiyor. Çünkü Türkiye'yi AB'ye asla almayacaklar. Bunu da görmüyor değiliz.

    YanıtlaSil