29 Mart 2009 Pazar

BUGÜN SEÇİM GÜNÜ

NOT: Bu yazı sandıklar açılmadan önce yazılmıştır.

Sabaha karşı 05.00'te yatıp uyudum. Gece boyunca Murat Bardakçı'nın yönettiği "Tarihin Arka Odası" programını izledim. İlber Ortaylı, Pelin Batu, Erhan Afyoncu ve Murat Bardakçı'yla büyük bir tarih ziyafetine katılmanın verdiği büyük bir huzurla yatağımdaydım. Murat Bardakçı, hafta sonları iki gece tarih meraklısı büyük bir kitleyi televizyon başında tutuyor. Büyük bir tarihsel aydınlanmanın mimarı oluyor. Bu aydınlanmanın diğer bir mimarı da Fatih Altaylı'dır.

Sabahleyin 08.00'de önce kapım, sonra telefonum çalıyor. Telaşla kapıyı açıyorum. Karşımda apartman görevlimiz Sait. Benim telaşımı görünce, uyandırdığı için özür diliyor. Kendisinin ve eşinin nüfus kağıtlarıyla seçmen bilgi kağıtlarını bizde unuttuklarını söylüyor. Dün bizdeydiler ve gerçekten hanımefendinin çantası salonda duruyordu. "Niye acele ediyorsunuz?" dedim. Heyecanla "Erkenden oy kullanalım ki hayırlı, bereketli olsun." dedi. Bir daha uyumadım, hep Sait'i ve milyonlarca Sait'i düşündüm.

Kahvaltıdan sonra ben de oy kullanmaya gittim. Uzun süre kuyrukta bekledim. Herkesin duruşunda bir vakar, herkeste sorumluluğun kazandırdığı bir ciddiyet, huzur... İşte demokrasi "Bu..." dedim. Yurttaşı adam yerine koyan, unutulanı anımsayan, itilmişi önemseyen, "altın eşiğin gümüş eşiğe muhtaç olduğu" tılsımlı rejim.

Son günlerde demokrasimiz konusunda büyük tartışmalar var. Demokrasimizin doğru işlemediği, bizzat seçilenler tarafından demokratik hakların kötüye kullanıldığı, yavaş yavaş demokrasinin otokrasiye dönüştüğü söyleniyor. Ben de bu görüşlere katılıyorum. Parti içi demokrasinin olmadığı; yargının saygı görmediği, büyük bir oranda siyasallaştığı bir süreçte demokrasi sözde kalır.

Peki, ne olacak demokrasimiz, otokratik anlayışlara teslim mi olacağız? Bugünkü yerel seçimlerin ülkemiz için önemli bir dönüm noktası olacağını düşünüyorum. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun, demokrasimiz ve ulusumuzun geleceğini yakından etkileyen sorunlar daha çok tartışılacak ve çözümlenmeleri yolunda önemli adımlar atılacak. Sağduyu, Türkiye'nin önünü açacaktır. Halkımız geleceğini karartan karabasandan kurtulacaktır. Gece olmadan gündüz olmaz. 29 Mart'tan sonra tan vaktinin kızıllığını, sonrasında da günün parıltılı aydınlığını hep birlikte yaşayacağız.

Neden bu kadar umutluyum? Seçimlerde iktidar mı değişecek? Hayır! Önemli oy kaymaları mı olacak? Ona da hayır! Hatta şunu da söyleyebilirim ki 2007 seçimlerinden çok farklı bir sonuçla karşılaşmayacağız. Bir kaç adayın öne çıkması dışında olağanüstülükler beklemiyorum bu seçimden. Ana muhalefet partisinin oyunu biraz artırması önemlidir. İstanbul, İzmir, Bursa, Diyarbakır gibi büyük kentlerde yönetimler değişmez gibi geliyor bana. Ankara üç adayın da kazanması olası bir kent. Bir kaç önemli belediye el değiştirebilir. Bu da seçimin sürprizi olur.

Seçimlerden sonra yolsuzluklar daha çok tartışılacak. Bu konuda yargısal önlemler alınacak, kamuoyu baskısı daha da artacak. Görevini kötüye kullananlar, koltuklarında eskisi kadar rahat oturamayacaklar. Demokrasiden yana güçler, seslerini daha gür çıkaracaklardır. Kemal Kılıçdaroğlu'yla özdeşleşen yolsuzluklarla mücadele çığ gibi büyüyecek. Son dönemde çeşitli partilerden kişilerin de yolsuzlukla mücadele kervanına katılması umut vericidir. Demokrasi, iyi ya da kötü yapılan işin hesabının verildiği yönetimdir. Artık, herkes şunu çok iyi bilmektedir ki, devleti ve milleti soymak ulusal egemenliğimizi, bütünlüğümüzü tehlikeye düşürmektedir. Ulusal geleceğimiz, demokrasimizi sağlam temellere oturtmakla garanti altına alınacaktır.

Yeri gelmişken birkaç söz de Sayın KIlıçdaroğlu için söyleyelim. Seçim sonuçları ne olursa olsun, Kılıçdaroğlu kazanacaktır. Çünkü o, yolsuzluklarla mücadelede bir misyondur, bayraktardır. Yıllar sonra ilk kez, her kesimden halkın heyecanla desteklediği bir aday olmuştur. Takside, dolmuşta, trende, vapurda, sokakta, kahvehanede, lokantada, aile söyleşilerinde... konuşulan, güvenilen ve umut bağlanılan adamdır o. Seçimden sonra bu, daha da artacaktır. Bundan sonra yetki ve sorumluluğunu kötüye kullananlar çok sıkıntı çekeceklerdir. Kılıçdaroğlu, İstanbul'un otuz dokuz ilçesinden partisinin gösterdiği ilçe belediye başkan adaylarından belirgin fazlalıkta oy alacaktır. Bu, önemlidir ve önemsenmelidir.

Önümüzdeki dönemde ülkemize yapılan dış kuşatma daha da artacaktır. Emperyalistlerin istekleri ulusumuzu rahatsız edecektir. Ulusumuzun geleceği açısından halkımızın antiemperyalist tavrı önem kazanacaktır. İşte çözüm bu noktada gelecektir. Çözüm, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesidir. Yani Atatürkçülük'tür.

Biz Kurtuluş Savaşımızı Saitlerle kazanmadık mı, Cumhuriyet devrimini onlarla yapmadık mı? Bugün de demokrasi savaşımını onlarla yapacağız ve kazanacağız. Yirminci yüzyıl nasıl Mustafa Kemal'le anlam kazanmışsa, yirmi birinci yüzyıl da Kemalistlerle anlam kazanacaktır. Çünkü ulusumuzun ayağa kalkması, üçüncü dünya ülkelerine örnek olacaktır.

Adil Hacıömeroğlu

29/03/2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder