26 Mart 2009 Perşembe

ÇARESİZLİK

25 Mart Çarşamba günü BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun da içinde bulunduğu helikopterin Kahramanmaraş'tan Yozgat'a giderken düştüğünü telelevizyonlardan öğrendik. Haber saat 16.00 civarında duyuldu ve helikopterde bulunan İHA muhabiri İsmail Güneş, 16.10'da 112 acil servisiyle telefonla konuşuyor. Kazayı haber veriyor.
Çağdaş, gelişmiş ülkelerde böyle bir durumda kurtarma çalışmaları ivedilikle uygulanır; kazazedeler kurtarılır. Peki, bizde nasıl oluyor bu işler?

Kaza duyulur duyulmaz, hükümet yetkililerinden tüm kaza ve felaketlerde olduğu gibi hamasi, basmakalıp açıklamalar yapılıyor. Artık bu sözlerin, bir işe yaramadığını herkes biliyor. Hükümetin görevi, devlet kurumlarını en iyi biçimde işletip yurttaşlarını rahat, huzur, güvenlik içinde yaşatmasıdır. Beceriksiz, başarısız yöneticiler bol bol bahane üretip başarısızlıklarının nedenini hep başkalarına yüklerler. Hele bizim ülkemizde bu iş daha kolaydır. Suçlu doğadır, kötü hava koşullarıdır. Nasıl olsa doğal koşullar kendini savunamaz. Böylece yöneticiler "aklanır".

Devleti yönetenlerin bakış açıları, öncelikleri, amaçları çok önemlidir. Siz, bütün devlet gücünü, teknolojik olanakları kendi siyasal çıkarlarınız doğrultusunda kullanırsanız; yurttaşlarını, bir muhalefet partisinin genel başkanı ve yöneticilerini dağ başlarında kaderleriyle baş başa bırakırsınız. Oysa, Ergenekon iddianamasine bakıldığında, dinlemedeki teknolojik harikalara parmak ısırıyorduk. İnsanların en özel sırlarını dinleyip gazete manşetlerinde yayınlatan anlayış, yurttaşının yaşaması için aynı duyarlılığı gösteremiyor. Çarasizliğini, beceriksizliğini, devlet kurumlarını kadrolaşmayla düşürdüğü acizliği kar yağışının, soğuk havanın arkasına sığınarak örtmeye çalışıyor. Hakkını arayan yurttaşına efelenen külhanbeyi anlayış, doğaya karşı teslimiyet içinde çaresiz kalıyor.

Uludağ'da snowboard yaparken donan Bilkentli Ümit'in ümitsiz bekleyişini yüreğimiz yanarak izlemedik mi? Ergenekon için kullanılan enerjinin, olanakların yarısı yurttaşlarımızı yaşatmak için kullanamaz mıyız? Devletteki kadrolaşmanın, işi ehline yaptımamanın geldiği nokta burası. Arama, kurtarma çalışması yapamayan bir devlet örgütü.

Bu tür kazalarda, felaketlerde halka öğütlenen tek şey, dua etmek. Çaresizlikleri dua ile aşmak... Her işimizi Tanrı'ya bırakırsak yöneticilerimize ne gerek var? Bir siyaset adamının, parti liderinin kaza yerine ulaşamayan devlet kurumlarının kendini sorgulaması gerekmez mi?

Ben, Muhsin Yazıcıoğlu'nun siyasal görüşlerine katılmam; ama yaşama hakkına sonuna kadar saygı duyarım. Sayın Yazıcıoğlu, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi, böyle bir kurtarma rezaletini hak etmiyor. 21. yüzyılın Türkiye'si böyle mi olmalı? Dağlarına ulaşamayan, elindeki teknolojiyi kullanamayan çaresiz bir ülke olmak bize yakışıyor mu? Dayan Yazıcıoğlu, dualarımız seninle...

Not:Yazının yazıldığı saatte henüz kaza yerine ulaşılamamıştı.

Adil Hacıömeroğlu
26.03.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder