1 Eylül 2009 Salı

ERMENİSTAN’LA PROTOKOL

Bugün kamuoyunun gündemi birden allak bullak oldu. Ermenistan’la Türkiye arasında bir protokolün imzalandığını televizyonlar birinci haber olarak verdi. “Demokratik açılım”ın yerine, gündeme Ermenistan konusu oturdu.

İç ve dış tüm sorunları çözme iddiasında olan AKP hükümeti, gündemi öyle çabuk değiştiriyor ki kamuoyunda ister istemez bir karışıklık ortamı oluşuyor. Sorunları çözmek için yeterli hazırlıklar yapılmadığından inisiyatif ne yazık ki bizde değil. Dışarıdan dayatılan çözüm önerilerine balıklama atlayan bir siyasal kadronun, sorunları çözmesi olanaksızdır. Sorunları taviz vererek ve karşı tarafın istediği gibi çözdüğünüzde yeni sorunlara kapı aralarsınız. İş yapıyormuş gibi görünerek ulusun başına yeni işler açarsınız.

Gelelim Ermenistan’la bir türlü çözemediğimiz sorunlara. En önemli sorun, 1915’teki tehcirden kaynaklanan soykırım iddialarıdır. Soykırım tezinden Ermenistan’ın özellikle de diaspora Ermenilerinin vazgeçmesi olanaksızdır. Zaten protokolde de bu konuda açıklık yoktur. Çözüm gibi görünen tek şey, İsviçre’nin arabuluculuğunda tarih komisyonlarının kurulmasıdır. Yani “Ermeni soykırımı yoktur.” diyenleri mahkemeye çıkarıp mahkûm eden İsviçre arabulucu. Kısaca perşembenin gelişi çarşambadan belidir diyebiliriz. Soykırım konusunda esas gürültü çıkaran, ortalığı birbirine veren diaspora Ermenileridir. Yani daha çok ABD ve Fransa’da yaşayan tuzu kuru Ermenilerdir. Bunların da bu tezlerinde ısrarcı olacakları da aşikârdır.

Ermenistan’la aramızdaki sorunlardan ikincisi de Ermenistan’ın ülkemiz sınırlarını tanımamasıdır. Sınırları belirleyen Gümrü ve Kars antlaşmalarını kabul etmemeleridir. Antlaşmayı kabul etmiyorsan bu ne demektir? Bu, savaş halinin devamı demek değil midir? Hala ülkemizin doğusundaki bir kısım toprakları, Batı Ermenistan olarak adlandırmaları ise vahimdir ve bu, Türkiye’den toprak isteğidir. Bu da kabul edilemez bir durumdur. İki ülkenin diplomatik ilişki kurması için, öncelikle birbirlerinin toprak bütünlüklerine saygılı olduklarını belirtmelidirler.

Diğer bir önemli sorun ise Azeri-Ermeni ilişkileridir. Ermeniler yıllardır Azerbaycan’a ait Yukarı Karabağ’ı işgal altında tutuyorlar. Bir milyona yakın Azeri, yurtlarından göç etmiş durumda. İşgalin sona erdirilmesi konusunda hiçbir öneriyi kabul etmiyor Ermeniler. Karabağ’ın işgali üzerine Türkiye, Ermenistan’a olan sınır kapılarını kapattı. Dünyaya açılacakları tek yer Türkiye ve AKP hükümeti kapıları kayıtsız koşulsuz açarsa, Ermeni despotizmine destek vermiş olur. Bu da onları daha da cesaretlendirir, yeni fiili durumların yaratılmasına olanak verir. Zorbaya taviz verilerek onunla anlaşılamaz. Zorbanın zorbalığına son verdirilerek onunla anlaşma yolu aranır.

Azerbaycan bizim için çok önemlidir. Hem kan bağımızdan gelen akrabalığımız hem de Anadolu kültürüne en yakın Türki cumhuriyet olması nedeniyle gönlümüzde ayrı bir yeri vardır. Ayrıca ülkemizin Kafkasya’daki çıkarlarını korumak, enerji kaynakları üzerinde söz sahibi olmak, diğer Türki cumhuriyetlerle sağlam ilişkiler kurmak için Azerbaycan, bizim ulusal çıkarlarımız açısından vazgeçilmezdir. Kardeş bir devletin mutsuzluğu bizi de mutsuz eder. İşgali izleyen yıllar içinde Azeriler ekonomik anlamda çok güçlenmiş, Ermeniler ise iyice yoksullaşmıştır. Bu durumun yansımaları askeri alanda da kendini göstermeye başlamıştır. Ermenilerin köşeye sıkıştığı, tükendikleri bir durumda Türkiye’nin yeni yaptırımlar uygulama fırsatı dururken taviz vermesi hiçbir siyasal ve diplomatik kuralla açıklanamaz. Azeri kardeşlerimizin gönülleri incinmektedir. Bu gönül kırıklığı, onları zor bir coğrafyada istemediğimiz ittifak arayışlarına itebilir. Ama yine de biz umudumuzu yitirmeyelim. Bu yanlıştan dönüleceğini umut edelim.

Ne yazık ki ülkemizi yönetenler Azerbaycan’ın bizim için ne kadar önemli olduğunu bir türlü anlamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar. Zaten Azerbaycan’ın adını bile doğru söyleyemeyen bir cumhurbaşkanından, hükümet sözcüsünden, eski/yeni dışişleri bakanlarından ve AKP sözcülerinden böyle bir şey beklemek de saflık olur. (Hakkını yemeyelim, başbakan RTE Azerbaycan’ın adını doğru söylüyor.)

Obama’nın ülkemizi ziyaretindeki istekleri bir bir gerçekleşiyor. Neden? El aleme şirin görünme pahasına. AB’ ye girmek gibi bir hayal uğruna. ABD’nin çıkarlarını koruma adına. Cumhuriyetle birlikte edindiğimiz başı dik dış politika ilkeleri birer birer ortadan kaldırılıyor. Kırmızı çizgilerimiz renk değiştiriyor ve biz sadece seyrediyoruz. İçerde ve dışarıda Cumhuriyet’in kazanımları tüketiliyor. Bizim zarar ettiğimiz kesin. Kimler kazanıyor? Dünyayı büyük bir sömürü alanına çevirmek isteyen ABD ve tek dişi kalmış yaşlı Batı Avrupa emperyalistleri.

Şimdi önümüzde bir yol vardır. O da kamuoyunun yoğun baskısıyla hükümeti bu yoldan döndürmek. Kamuoyu baskısıyla TBMM’ye Atatürk’ün kurduğu bir meclis olduğunu anımsatmak ve bu anlaşma protokolünü reddetmesini sağlamak. Milletvekillerine şunu anımsatmalıyız ki, o kutsal çatı altında yalnızca Türk Ulusunun çıkarları doğrultusunda karar verilebilir. Aksi durumda milletin vekilleri olmazsınız. Unutmayalım ki; “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Ulusunundur.” Tersi düşünülemez. Bu ülke Obama’nın reçeteleriyle değil, ulusun hür iradesiyle yönetilir.

Büyük bir ekonomik krizin cenderesi altında kıvranan halkımızın, yalnızca ekmek derdinde olmasından birileri iyi yararlanıyor. Her yanı toz dumana katıyorlar. Toz duman içinde ekmeğini arayan yurttaşın, başka yaşamsal konularda dermanı kalmıyor. İşte tam da böyle bir anda Obama’nın istekleri hızla gerçekleşiyor. Acaba şimdi sırada hangisi var?

Adil Hacıömeroğlu
1 Eylül 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder