8 Ekim 2009 Perşembe

HAKLIYKEN HAKSIZ OLMAK

6- 8 Ekim’de İstanbul’da İMF ve Dünya Bankası’nın toplantıları vardı. Toplantı düzenlenmeden İstanbul’da İMF karşıtı protestolar da başladı. Demokratik kitle örgütleriyle bazı partilerin düzenlediği gösteriler ilk önce renkli ve güzel başladı.

1 Ekim’deki Beyoğlu yürüyüşüne yetişmem gereken bir işim olmasına karşın kısa bir süre katıldım. Yürüyüş, renkli ve güzeldi. Bir festival havasındaydı, tıpkı gelişmiş ülkelerdeki protesto gösterileri gibi. Küresel sermaye egemenliğine bir karşı koyuş, bir haykırıştı. Yıllar sonra, birliktelik içinde antiemperyalist kitlesel eylemler yeniden başlayacak diye umutlandım ilkin. Daha sonraki günlerde de bu gösterilerin aynı anlayışla sürmesi dileğiyle ayrıldım Beyoğlu’ndan.

6 Ekim’de gösterilerin rengi değişti. Olaylar silsilesi birbirini kovaladı. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki polisin toplumsal gösterilerdeki tavrı çok sert. Geçmişten gelen bir alışkanlıkla “sol” sözcüğü alerji yapıyor poliste. Bir de “sendika ve dernek” sözcükleri. Son yıllarda sivil toplum kuruluşlarının başköşesine, cemaatleri yerleştirdi ya necip Türk basını. Demokrasi deyince, ülkemiz egemenlerinin aklına; cemaatler, tarikatlar, aşiretler, liberaller, bölücüler ve halkı soyanlar geliyor. Çünkü ülkemizde son yıllarda yükselen değerler bunlar. Hak aramayacaksın. "Geçinemiyorum, soyuluyorum, sömürülüyorum." demeyeceksin. AB ve ABD karşıtı söylemlerde hiç bulunmayacaksın. Hele “Atatürkçüyüm!” deyip tam bağımsızlıktan yana tavır koyarsan, düşün başına gelecekleri...

İMF ne yapar? Borç verdiği ülkeyi batırır. Latin Amerika ülkeleri yıllarca İMF politikaları yüzünden inim inim inledi. Borçları astronomik düzeylere ulaştı. Birçok ülke borçlarını ödeyemeyecek duruma geldi. Bu ülkelerin hemen hepsinde askeri rejimler kuruldu. Cunta yönetimleri insan haklarını hiçe saydı. Büyük bir aydın kıyımı yaşandı buralarda. Akıl almaz baskılar oldu halk üzerinde. Demokrasi yalnızca lafta kaldı. ABD destekli cuntalar solcu avına çıktı. Cunta dönemlerinin en belirgin özelliği ise susturulan toplumlarda yolsuzlukların inanılmaz yüksek boyutlarda olmasıydı. Kan ağlayan ve dibe vuran Latin Amerika ülkeleri, birer birer cuntalardan, İMF politikalarından ve en önemlisi ABD boyunduruğundan kurtuldu. Latin Amerika’nın kurtuluşu sol hükümetlerle oldu. Solcu liderler, bir yandan ekonomiyi düzeltirken bir yandan da demokrasiyi yerleştirdiler ülkelerinde.

Türkiye'de, İMF politikalarının rahatça uygulanması için 24 Ocak kararları alınmıştı. Ardından da 12 Eylül darbesi. Darbe sonrası 24 Ocak kararlarının mimarı Özallı günler… Örgütlenmenin yasaklandığı, toplumun baskılarla politikadan uzaklaştırıldığı bir ortamda küresel güçlerin egemenliği pekişti. Dış borçlarımız, yolsuzluklar arttı, üretmeyip tüketen bir toplum yaratıldı. İnsanlık ideallerinin yerini, köşe dönmecilikle küçük grup çıkarları aldı. Küresel güçlerin bir dediğinin iki edilmediği bir döneme adım adım getirildik.

Halkımızın, İMF’ yi ve İMF’ci politikalar izleyen hükümetleri protesto etmesi en doğal hakkıdır. Çünkü yüzde on altıyı aşan işsizlik, beş yüz milyar doları bulan dış borç, soyulan ve yönetemez durumdaki devlet bu hatalı politikalar yüzünden bu duruma geldi. Dayatılan tüketim ekonomisidir ki binlerce işletmenin kapısına kilit vurmuş, on binlerce insanımızı işsiz koymuştur. Esnaf kepenklerini küresel liberal bir anlayışın tekelci düzeniyle kapattı. Köylü tarlasını aç gözlü kapitalizmin istekleri doğrultusunda ekemiyor. Bu soygun düzeni; en büyük darbeyi ulusal bağımsızlığımıza, demokrasimize ve ulusal bütünlüğümüze vurmuştur. Bilimsel, sanatsal ve ekinsel gelişimimiz tükenme noktasına gelmiştir. İşte, bunun içindir ki İMF ve Dünya Bankası’nı protesto etmek Türk halkının biricik görevidir ve de hakkıdır.

Gösterilerin 6 Ekim’de çığırından çıkmasında polisin sert tutumunun etkili olduğunu söylemiştik. Kendine “solcuyum” diyen bazı grupların cam çerçeve indirip haklı nedenlerle başlayan ve tüm halkın desteğini alması gereken bir gösteriyi korku filmine dönüştürmesi affedilir bir durum değildir. Sol, halka karşı olmaz, halkın yanında olur. Sol, eylemlerinde halka zarar vermez, halkı ikna ederek kendi yanına alır. Çünkü sol; ezilen, sömürülen, köleleştirilen halkın kurtuluş umududurr. Sol, halkı yanına alarak emperyalizmi alt edebilir. Halksız bir sol düşünülemez. Dünyanın tüm devrimcileri halkla birleşerek, bütünleşerek utkuya ulaşmışlardır.

Legal planda mücadele eden sol gruplar da dikkatli olmalılar ve anlayış değişikliği yapmalıdırlar. Her “solcuyum” diyeni aralarına almamaları gerekiyor. Onlara "solcu" değeri vermemelidirler. Onların, haklı ve güzel eylemleri provoke etmeleri önlenmelidir. Ülkemizde gittikçe eriyen solun, yeniden gelişmesi için, halka karşı eylemi marifet sanan sahte solculardan kurtulması gerekir.

68’in efsane devrimci gençleri, Zap Suyu’na yöre halkının deyişiyle “Devrimci Gençlik” köprüsünü yaptırdılar. Bu nedenle halkın sevgi ve saygısını kazanıp efsaneleştiler. Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan Gemerek’te, Şarkışla’da kendilerini yakalamak isteyen güvenlik güçlerine silah çekmediler. Nedenini düşündünüz mü? Devrimciliğin, solculuğun ne kadar büyük sorumluluk ve erdem gerektirdiğini bilerek davranışlarımızı ayarlamalıyız. Unutulmamalıdır ki halkın olmadığı yerde solculuk da, devrimcilik de olmaz.
Adil HACIÖMEROĞLU
8 Ekim 2009

4 yorum:

  1. Çok doğru bir yazı. Ama her defasında güzel başlayan eylemler amacından saptırılıp farklı anlamlar yüklenip haksız bir grup haline getirilmezmi? Neden diye düşünürken özellikle gerçek anlamının dışına çıkarıldığını da düşünmeden edemiyorum.

    YanıtlaSil
  2. Sanki gizli bir el güzel başlayan her eylemin adeta öyküsünü yazıp ters yüz ediyor.

    YanıtlaSil
  3. KUTLARIM. TAM GÜNÜMÜZÜN SOL ANLAYIŞIYLA GERÇEK SOL ARASINDAKİ FARKI ORTAYA KOYDUN. SOLCU DA BİLİNÇLİ OLMALI TIPKI 68 KUŞAĞI GİBİ...

    YanıtlaSil
  4. segili abiciğim yazılarını büyük bir keyifle okuyor büyük haz alıyorum ve yazılarından çok şeyler öğreniyorum iyi varsın

    YanıtlaSil