28 Ekim 2009 Çarşamba

YARIN CUMHURİYET BAYRAMI

Yarın Cumhuriyet’imizin kuruluşunun 86.yıldönümünü kutlayacağız. Her zaman olduğu gibi sabahleyin çok erken kalkacağım. Bayram kutlamalarına katılacağım. Birçok gazete alıp merakla haberleri ve köşe yazılarını okuyacağım.

Her geçen yıl, her ulusal bayramda içimden bir şeylerin kopup gittiğini duyumsuyorum. Her bayram sabahı heyecanla uyanıyor, akşamları ise derin düşüncelere dalıyorum. Çünkü hayal kırıklıklarım gün geçtikçe çoğalıyor. Çocukluğum küçük bir Karadeniz kasabasında geçmişti. Bayram sabahı herkes en temiz giysilerini giyer ve heyecanla okulun yolunu tutardı. Törenlere kimse geç kalmazdı. Öğretmenlerde, öğrencilerde ve törenleri izleyen halkta büyük bir ciddiyet, vakar, gurur göze çarpardı. İstiklal Marşı herkes tarafından gururla en yüksek perdeden söylenirdi. Bu sırada hazırolda durmayan bir kişiyi bile göremezdiniz. Yeşillikler arasında bir vadide çağıldayan derenin ezgilerinin eksik olmadığı bir kasabaydı burası. Tören başladığında dere çağıldamaz, kuşlar ötmez, gök gürüldemezdi. Rüzgâr üşütmez, yağmur ıslatmazdı kimseyi.

İlk şiirimi okula başlamadan bir yıl önce Cumhuriyet Bayram’ında okumuştum. Okulumuzun bahçesindeki Atatürk anıtının sağ elinin işaret parmağı okulu gösterirdi. Ne güzel de tasarlanmıştı, yurttaşa okula gitmeyi anlatan o anlam dolu yontu.

12 Eylül’e kadar bayram kutlamalarında çok büyük değişiklikler olmadı. 1980’den sonra liberalleşmeye başlayan ülkemizde, bazı değerlerimiz yavaş yavaş değişmeye başladı. Rüşvet ve yolsuzluk kanıksandı. Eğitim çağdaş niteliğini yitirdi. Topluma sunulan rol modeller değişti. İnsanlık değerlerimiz sorgulanır oldu. Küreselleşme aldatmacasıyla ulusal kültürümüz, ülkülerimiz, tarihimiz, dilimiz… değerli saydığımız ne varsa göz ardı edilmeye başlandı. Tabi ki küreselleşme denilen kimliksizleştirme operasyonunun asıl hedefi ulusal günlerimizdi. Çünkü ulusal bayramlarda halk, aynı ulustan olmanın keyfini, gururunu, yaşar. Böyle günler; birliğin, bütünlüğün, dayanışmanın doruğa çıktığı anlardır. Ortak kazanılan utkunun zevki, coşkusu birlikte paylaşılarak yaşanır bu günlerde.

Son yıllarda bayramlar usulen kutlanan günler haline getirildi. Ulusal kimliğimizin tartışmaya açıldığı, alt kimliklerin öne çıkarıldığı bir dönemde bayramlarımız gereken ilgiyi göremiyor. Cumhuriyet’in yarattığı ve gururumuz olan sanayi kuruluşlarının yerinde yeller esiyor. Etibank’ı, Sümerbank’ı genç kuşaklar bilemeyecekler. Yerli malı üretip kullanmanın keyfini çoktan unuttuk. Cumhuriyet’in zorluklar içinde yarattığı sayısız değeri hoyratça harcadık. Kendi yağımızla kavrulmak yerine, kırk kapıya dilenci olduk. Yöneticilerimiz; ulusun gücüne güvenmek yerine, dış güçlere hayranlıkla bel bağladılar.

Sabahleyin gazetelerin birçoğunda siz de benim gibi Cumhuriyet’le ilgili manşetler, makaleler arayacaksınız. Ne yazık ki gazetelerin çoğunda magazin haberleri kadar yer bulamayacaktır bu en önemli ulusal günümüz. Yapay gündemler öne çıkacak, Cumhuriyet gerçeği saklanacaktır halktan.

Cumhuriyet, emperyalizme ve feodalizme karşı savaşın adıdır. Bu anlayışın saptırılması ulusumuzu kör karanlıklara sürükler. Atatürk’ün gösterdiği hedeflere ulaşmak için tüm yurttaşlar, toplumsal sorumluluklarını yerine getirmelidir. Herkes maddi ve manevi özveride bulunmalıdır. Hepimiz, Cumhuriyet düşmanlarından daha cesur olmalı ve daha çok çalışmalıyız. Atatürk Devrimi sloganlarla korunmaz. Bu nedenle dersimize iyi çalışıp Mustafa Kemal’in emanetine sahip çıkmalıyız.

Cumhuriyet çınarının dalları budandı; ancak kökleri sapasağlam toprağa bağlı. Budanan dallar baharda göğerir, filizlenip yeşerir ve eskisinden daha görkemli olur. O zaman bizim yapacağımız iş, bu ulu çınara su vermektir. Hepimiz göreceğiz ki bahar geldiğinde çınarımız yemyeşil olacaktır.

Yazımı Atatürk’ün çocuklara hitaben söylediği şu sözlerle bitireyim: “Arkadaşlarımla birlikte ne yaptıksa sizler için yaptık. Sizin mutluluğunuz, onurunuz için yaptık. Başınız dik gezin, kimsenin kulu kölesi olmayın diye yaptık. Bir daha bu acı günleri yaşamayın diye yaptık. Ödülümüz sizin temiz, güzel sevginizdir.”

Artık, yoruma gerek var mı?

Adil Hacıömeroğlu
28 Ekim 2009

Not: Yazılarımı “http//adiladalet.blogspot.com” adresinden okuyabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder