24 Ocak 2010 Pazar

BU NE CÜRET?

Halkımızın yüzyıllardır oluşturduğu değerler, “demokratikleşme, özgürleşme ve AB normlarına uyma” şiarıyla bir bir ortadan kaldırılıyor. Toplumu toplum yapan ne varsa tartışmaya açılıyor ve yok edilmeye çalışılıyor. Toplumsal dokumuz, akıl almaz saldırılarla paramparça edilmek isteniyor.

10 Ocak 2010 tarihli Haber Türk Gazetesi’ndeki bir haber, belki de birçok yurttaşımızın ilgisini çekmemiştir. Önce haberi anımsayalım: “Milli Eğitim Bakanlığı, adlarını yaşatmak için isimleri okullara verilen şehit askerin, ‘şehit’ unvanının okul tabelalarında fazlalığa neden olduğu gerekçesiyle kaldırılmasını istedi. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ve 81 il milli eğitim müdürünün katılımıyla Antalya’da bir otelde yapılan toplantıda, ‘Okul isimleri sıfat ve unvan belirtilmeden verilmelidir.’ kararı alındı. Bu karar uyarınca Ankara Sincan Şehit Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Ersin Bacaksız Anadolu Lisesi’nin adı, Ersin Bacaksız Anadolu Lisesi’ne dönüştürüldü. Görüldüğü gibi okul adındaki unvanlar ortadan kaldırıldı. Bu kararın alınmasında, okul adlarının uzunluğu gerekçe olarak gösterilmiş. Bu, bana inandırıcı gelmiyor.

Mesleki unvanlarda kısaltmalara gidilerek adların uzunluğu giderilebilir. Ancak “şehit” unvanının silinip çıkarılması ulusal kimliğimiz ve geleceğimiz açısından son derece sakıncalıdır. Şehitlik ve gazilik ulusal kültürümüzün en saygın unvanlarıdır. Bu nedenledir ki ulusumuz, birçok zorluğu aşmış, bugünlere gelmiştir. Vatan savunmasında, memleket görevinde “şehitlik” ve “gaziliğin” kutsallığından kaynaklanan özel bir anlamı, heyecanı vardır. Çanakkale’de, Sakarya’da, Büyük Taarruz’da ve günümüzde bölücü terörle mücadelede Mehmetçiğin görev anlayışında, cesaretinde bu özel orunun heyecanını görmüyor muyuz? Gencecik yaşta yurdu için gözünü kırpmadan canını veren şehidimizin adını bir okula mı veremeyeceğiz?

Şehitlerimizin adlarının eğitim yuvalarında yaşatılması kadar güzel ne olabilir ki? Yeni kuşaklara; ülkesi için, ulusu için özveride bulunanları öğretmenin Milli Eğitimin amaçlarıyla da örtüştüğü unutulmamalıdır. Çocuklarımıza küçük yaşlarda ulusal, toplumsal bir bilinç aşılamak devletin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın amacı olmalıdır. Üzerinde yaşadığımız yurdun, nasıl bir zorlukla ve özveriyle kazanılıp korunduğunu her yurttaşımıza öğretmek başlıca görev olmalıdır hepimize. Ayrıca, bu işin bir de “vefa gösterme” yanı vardır. Emeğe, özveriye, çalışmaya saygı duyup vefa göstermek her yurttaşın görevi ve yaşam anlayışı olmalıdır.

Diğer unvanlara gelince… Birçok okulumuzda çocuklarımıza “rol model” olabilecek kişilerin adları var. Kimler yok ki… Şairler, yazarlar, bilim adamları, tarihsel kişilikler, sanatçılar, işadamları, ünlü askerler, siyasetçiler, bürokratlar… Gerçi son yıllarda öğrencilerimize “rol model” olamayacak birtakım kişilerin adlarını da okullarda görüyoruz. Adı türlü yolsuzluklara, suçlara, olumsuz birtakım işlere karışmış kişilerin adlarının okullara verilmesi son derece yanlıştır. Bir yöneticinin görevi sırasında yapılan bir okula, adının verilmesi doğru değildir. Milletin parasıyla yaptırılan bir eğitim kurumuna, o anda görevde bulunan kişinin kendi adını vermesi tam bir cingözlüktür, şark kurnazlığıdır, fırsatçılıktır. Bu da eğitimin amaçlarıyla uyuşmaz.

Yazımızın bu bölümünde birtakım okul adlarından örnekler verelim. Tekirdağ’ın Şarköy İlçesi’ndeki Şehit Öğretmen Neşe Alten İlköğretim Okulu. Neşe Alten, ülkemizin güneydoğusunda yirmi beş günlük öğretmenken bölücü teröristlerce şehit edildi. Henüz yirmi bir yaşındaydı. Tek amacı yurdunu aydınlatmaktı. Göreve başlamanın heyecanını yaşayamadan, geleceğiyle ilgili hayallerini gerçekleştiremeden hain bir saldırıda can verdi bu gencecik öğretmenimiz. Şimdi, bu okul tabelasından “şehit” adının hangi gerekçeyle olursa olsun silmesini hangi vicdan kabul eder?

Adil Doğan, 1973 Tokat Erbaa doğumlu, İstanbul Anadoluhisarı’nda oturmaktaydı. Vatani görevini Van’da yaparken 1994’te Tendürek Dağı’nda bölücü örgütle girişilen bir çatışmada şehit olmuş bir kahramanımız. Adı, Beykoz’da bir ilköğretim Okulu’na veriliyor. Şimdi Beykoz Şehit Adil Doğan İlköğretim Okulu’ndan “şehit” unvanının kaldırılması, bu şehidimize saygısızlık olmaz mı?

İstanbul Küçükçekmece Dr. Hulusi Behçet İlköğretim Okulu’ndan, “Dr.” unvanını çıkardığımızda okulun adı nasıl da sıradanlaşır. Okul, ruhunu yitirir. 1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu (vaskülit) hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim adamı olmuştur, Dr. Hulusi Behçet. Böylece de dünya tıp tarihine geçmiştir. Böylesine önemli bir bilim adamının okul tabelasından unvanını yok etmek eğitimin amaçlarına uyar mı?

Türkiye’nin birçok ilinde yer alan Şehit Pilot Cengiz İlköğretim Okullarının tabelalarındaki “şehit” ve “pilot” unvanlarının çıkarılmasının nasıl bir tarihsel hata olduğunu biliyor muyuz acaba? Bu adın, “Kıbrıs davası”yla özdeşleştiğini bilmeyenimiz var mı?

Beşiktaş Şair Nedim İlköğretim Okulu’ndaki “şair’i, Üsküdar Hattat İsmail Hakkı İlköğretim Okulu’ndaki “hattat”ı, Fatih Riyaziyeci İlköğretim Okulu’ndaki “riyaziyeci”yi, Fatih Sancaktar Hayrettin İlköğretim Okulu’ndaki “sancaktar”ı, Fatih Muallim Naci İlköğretim Okulu’ndan “muallim”i kaldırdığınızda okulların adının nasıl yavanlaşıp anlamsızlaştığını görmekteyiz. Yurdumuzun birçok yerinde, yüzlerce okulumuzda aynı durumla karşılaşabiliriz.

Haber Türk’te yayımlanan bu haberin yanlış olmasını dilerdim. Çünkü böyle bir anlayışın bizi nasıl bir çıkmaz sokağa sürükleyeceği açıktır. Ülkemizin birçok yerinde başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın kahramanlarının adları, unvanları yer almaktadır. Amaç bu adları değiştirip ülkemizin kuruluş ilke ve anlayışını yok etmek midir? Cumhuriyet çınarının köklerini ortadan kaldırmak mıdır yapılmak istenen? Yoksa bu da yeni bir “açılım” mıdır? Bu işin altından da AB normlarına uyum sağlamak çıkarsa şaşırmam.

Adil Hacıömeroğlu
21 Ocak 2010
Not: 25 Ocak 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

4 yorum:

  1. Kendi adlarını her yere veriyorlar....
    bir tuplumu yoketmek için tarih bilincini yok etmek gerek...
    Türkiye'nin toplumsal tarihini, bilincini hatta Türkiye'yi yok ediyorlar....

    YanıtlaSil
  2. Son cümlenizde belirttiğiniz gibi AB normlarına uygunluk olduğunu sanıyorum ki , bunu gerekçe göstermek doğru değildir. Şehitlik islam dininde vardır ve oldukça yüksek bir makamdır,kutsaldır. Şehidin sülalesi bununla gurur duyacaktır. Şehitlerimizin bu yüce değeri karşısında , bir kelimenin fazlalık teşkil edeceğini düşünmek bile rahatsız edici. Uygulamaya konulacağını sanmıyorum. Hassas bir konuya değindiğiniz için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. Onlar bir şehidin cenazesinin yanından bile geçememişlerdir. Onlar askerlik yan gelip yatma yeri değildir deyip akabinde evladını otelde askerlik yaptıran bir peygamberin müridleridir.Türklük onlara batan bir gerçekliktir ki bu gerçeğin deryasında elbet boğulacaklardır. bizler biliyoruz neyin kendimiz için geçerli ve onur verici olduğunu. yanlışları doğru kabul etmek isteyen insanalr anlasın biraz da ve diliyorum ki bu zihniyeti baş tacı edenler bir şehit cenazesine nail olamazlar zira yüreklerindeki acı yanlışlığın acısı olacaktır. Saygılarımla Deniz OTLU

    YanıtlaSil
  4. Demekki Cengiz Aytmatov'un ileri sürdüğü Mankurt Efsanesi bu olsa gerek. Bugün şehit gazi isimleri kaldırılır ya yarın? Sıradakini gerçekten merak ediyorum. Yaşanan savaşlar ve de savaş isimleri ne olacak? Çocukların uzun isimleri kullanamadığı işin bahanesi. Çünkü
    oturduğum mahallede olan bulvar adı bu konuya verilebilecek en güzel örnek. "Bangha Bandhu Şeyh Mucibirahman Bulvarı"dır. Çocuklar nasıl söylüyor bilmiyorum:))
    MUZO

    YanıtlaSil