31 Ocak 2010 Pazar

YALAN MAKİNESİ

Son günlerde darbe tartışmaları hızlandı. Ortaya atılan darbe planlarını akılda tutmak olanaksız: Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven, Kafes ve Balyoz… (Unuttuklarım varsa kusuruma bakmayın.) Yakında darbe planları sözlüğü yayımlanırsa ben şaşırmam; ama sizi bilmem! Önce romantizm çağrıştıran sözcükler, darbe planlarına ad oldu. Sonra “kafes”le darbenin ruhu değişti. Kafes sözcüğü, esareti çağrıştırır. Bir nevi mahpus hayatı…

“Darbecilerimiz” romantizmi birden terk edip “balyoz” planına geçtiler. İşte, bu ad uydu darbeye. Balyoz kırıp döker, dağıtır, ortalığı toz duman eder. Sertliği, şiddeti, baskıyı akla getirir. Mali kaynağı belli olmayan ve tek amacı Cumhuriyet kurumlarına saldırmak, bu kurumları ortadan kaldırmak için ortam hazırlamak olan bir gazete “balyoz planını” ortaya attı. Planda akla mantığa sığmaz savlar var. Birçoğuna deli saçması diyebileceğimiz eylemler yapılacakmış.

Konuyu daha iyi anlamak için biraz geçmişe dönmemiz gerekiyor. Ülkemizi darbe süreçlerine sokan provokatif eylemler hangi küresel güç tarafından desteklenmiştir? Türkiye’yi her geçen gün sağa çeken (sağın da sağına) ve dışa bağımlılığını artıran planın asıl aktörü kimdir? 6-7 Eylül olaylarının, Marmara gemisinin bombalanarak batırılmasının, AKM’nin yakılmasının arkasındaki güç, işte bu baş aktördür. Kars Kalesi’ne kızıl bayrak asıldı, diyerek kenti kan gölüne döndürmek isteyenler de aynı merkezden yönetildiler. Çorum, Maraş, Sivas’ta (Hem 12 Eylül öncesindeki olaylar hem de Madımak’ın kundaklanmasıyla aydınların yakılması kastediliyor.) dini kullanarak katliama girişenler de küresel aktörün yardımcı oyuncularıydı. 1970’li yıllarda katledilen onlarca aydınımız ve binlerce gencimiz de “Soğuk Savaş Dönemi”nin kurbanları değil miydi? Bu kaos ortamında ülkemizin dış borçlarının artması, ulusal sanayisinin gerilemesi, komşularımızla sorunlarımızın çoğalması tesadüf müydü? Toplumu derinden sarsan eylemlerde yalan haber yayarak toplumu galeyana getirme, başvurulan asıl yöntemdi. Birileri oturup yalanlar üretiyor ve bu yalanlara inanan bazı kişiler de birden harekete geçiyordu. Sonuç: Her taraf toz duman. İşte bu toz duman ortamında birileri hep kazanıyordu, Türkiye ise kaybediyordu. İnsanlarını, değerlerini, parasını, madenlerini, güvenliğini… kısacası geleceğini.

12 Eylül’den sonra küresel gücün yardımcıları yeni yüzler oldu. “Piyasa ekonomisi uygulama adına” tüm ekonomik değerlerimiz pazarlanmaya başlandı. Toplum değerlerimiz hızlı bir yıpratılma sürecine girdi. Bireyler arasında yabancılaşma başladı. Demokratik kitle örgütlerinin budandığı, hatta yok edildiği bu ortamda cemaatler çığ gibi büyüdü. Günlük yaşamın birçok alanı, ekonomi, bürokrasi cemaatlere bağlılığını açıkça söyleyen kişiler tarafından yönlendirilip kontrol edildi.

Cumhuriyet’e ait ne varsa sinsice ve toplumsal tepkiler ölçülerek planlı bir biçimde yok edilmeye girişildi. Ulusumuzu bir, vatanımızı bütün tutan Atatürk devrimleri iç ve dış odaklar tarafından ortadan kaldırılmaya başlandı. Ayakta kalarak emperyalist plana direnen laik Cumhuriyet kurumlarına amansız saldırılar başladı. Üniversiteler, yargı ve ordu asıl hedef seçildi. Önce türlü yalan haberlerle kamuoyu oluşturuldu. Bu kurumlar halk ve din karşıtıymış gibi bir hava yaratılmak istendi. Halkımızın büyük çoğunluğu bu numarayı yutmadı. Ne demiş atalarımız: “Su uyur, düşman uyumaz.” İşte altmış yıldır uyumayan küresel düşman ve işbirlikçileri yeni senaryolar yazdılar. Her geçen gün saldırının dozu artırıldı. Kafaları karıştırarak insanları şaşkına çevirdiler.

Şimdi gelelim “balyoz”a. Plan belgeleri beş bin sayfa tutuyormuş. Adeta Ergenekon iddianameleriyle yarışıyor. Beş bin sayfa darbe planı yapan adam, darbeyi hangi ara yapacak? Darbe sırasında bu kadar çok sayfayı hangi darbeci, nasıl okuyacak?

En çarpıcı yan ise Türk-Yunan savaşı çıkaracaklarmış. Nasıl mı? Kendi uçağımızı vurarak.

Planda deli saçması diyeceğimiz ve “balyoz”un finali ise Fatih ve Beyazıt camilerinin cuma namazının farzı kılındıktan sonra bombalanması. “Ya havle Yarabbi! Herkese akıl fikir ihsan et!” Bir ordu kendi camisini bombalayarak kendi sivil vatandaşlarının ölümüne neden olur mu? Savaş sırasında düşmanın bile sivil hedeflere saldırması düşünülemez.

Birileri oturmuş sürekli yalanlar üretip toplumsal dokumuzu bozmaya çalışıyorlar. Neredeyse yarım yüzyıldır ulusumuzun başına çorap örülmek isteniyor. Dün antikomünist bir söylemle kitleler uyuşturuldu. Bugünse dini söylemlerle halk bölünmeye çalışılıyor.

Yukarıda örnek olarak verdiğim ve yıllardır olagelen bütün provakatif eylemler, yalanlar hep aynı merkezin işi. Amaç belli: 1923’ün aydınlanmasını yok etmek. ABD planlarının yaşama geçirilmesi adına hem ülkemiz hem de komşularımız feda ediliyor.

Ülkemizde askeri darbe dönemi kapanmıştır. Çünkü darbeler, soğuk savaş döneminde ABD destekli yapılıyordu. ABD’nin desteklemediği darbe girişimlerinden hiçbiri başarıya ulaşamamıştır.

Ne yazık ki Cumhuriyet kurumlarına karşı kapsamlı, planlı bir darbe yapılıyor. Üniversiteler istenen noktaya getirilmek üzere. Yargı bin parça. Ne kaldı geride? Türk Silahlı Kuvvetleri. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’nın en güçlü ordusu. Hem de bir ulus devletin silahlı gücü. Bu, küresel güçleri rahatsız ediyor. Bunun içindir ki, sivil darbenin hedefi oluyor Mustafa Kemal’in ordusu.

Bakalım, yalan makineleri başka ne yalanlar üreterek ülkemize zararlar verip ulusumuzu zayıf düşürmeye çalışacaklar?

Adil Hacıömeroğlu
28 Ocak 2010
Not: 1 Şubat 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

2 yorum:

  1. Bir köşe yazarı yazıyordu :" beş bin sayfa , bunları yazanlar ya yazdıkça yaşlanıp emekli oldular , yada sonlara geldiklerinde baş tarafı unuttular , gerçekleşemedi " .
    Yani bu kadar haber havalarda uçuşunca , inandırıcılığı da o ölçüde kalmıyor.
    Ordumuzun savaş gücü bakımından dünyada üçüncü konumda olduğunu kaynaklar söylüyor .Buna disiplini , moral değerleri , halk desteğini de eklediğimizde bölgede planları olan güçlerin hiç de hoşuna gitmiyor.
    Halkın içinden gelen ordunun masum halkını ve o tarihi camiyi bombalayabileceği , bunun vebalini alabileceği hiç inandırıcı değil .
    Teşekkür ederim , doğru tesbitler yapmışsınız , kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Darbe ya vardır ya da yoktur. Darbe yapılması düşünülseydi mutlaka başarılı da olunurdu. Tıpkı geçmişte olan darbeler gibi birdenbire. Geliyorum veya geleceğiz filanla olmaz. Hele hele üzerinde çalışılıyor ayışığı, sarıkız, balyoz gibi uydurmalarla olacaktı da tam oluyordu da... Bunlar komik şeyler. Kimler yutuyor bu yalanları bilmiyorum ama büyük çoğunluğun gülüp geçtiği de ortada. Ayrıca çıkarılan bu büyük yalanlara rağmen askeriye ye olan bağlılık sürüyor hiç eksilmeden üstelik. Toplumun ordunun önemini anlayıp olayları ona göre değerlendirmesi gurur verici bir durum. Sevgiler. MUZO

    YanıtlaSil