2 Ocak 2010 Cumartesi

YENİ YIL


Eski yıl biterken hep hüzünlenirim. Ne kadar kötü de geçse, bir dosttan ayrılışın hüznü çöker yüreğime. Derin düşüncelere dalar, geçmişi düşünürüm. Geçen bütün yıllarım bir bir gözümün önünden geçer. En mutlu ve en üzüntülü yılımı seçmeye çalışırım. Bir türlü de seçemem. Çünkü her yılın içinde mutluluk da mutsuzluk da var. Zaten insanoğlunu yaşama bağlayan, ona mücadele azmini veren de bu değil midir? Eğer böyle olmasaydı, yaşam tekdüze olmaz mıydı?

Son yıllarda hem kişisel hem de toplumsal anlamda mutsuzluklarımız, kaygılarımız çoğalıyor. Kendimizin ve ulusumuzun geleceği hepimizi düşündürüyor. Bir sürü olumsuzluğun üst üste gelmesi toplumsal endişelerimizi gittikçe çoğaltıyor. Buna karşın, umutsuz olmanın toplumsal erkemizi tüketeceğinin farkında olmalıyız. Umudumuzu yitirmeden, geleceğe inanarak ve ulusumuza güvenerek bu kötü giden süreci ters çevirebiliriz.

Eski yılın gidişine hüzünlenirken yeni yılın gelişine de sevinirim. Heyecanla beklerim gelmesini. Çünkü yenide umut vardır. Bilinmeyenlerle doludur yeni. Eski yıllarda yaşanan olumsuzluklardan kurtulma olasılığı vardır. Yeni bir pencere, umutlu bir kapı, sonsuz bir ufuk vardır önümüzde. Yeni yıl; bir tazelenme, bir başlangıçtır.

Ben, her zaman olduğu gibi yeni yılı ailemle karşıladım. Çocukluğumun anımsayabildiğim ilk yıllarından beri yeni yılı kutlarız. Çocukluğum, Karadeniz’in küçük bir kasabasında geçti. Nedense yılbaşı geceleri hep karlı olurdu. Diz boyu kar yağardı. Elektriğin, tabi ki televizyonun olmadığı bir çocukluktu bizimkisi. Eğlenceler tamamen herkesin katkısıyla ve yaratısıyla gerçekleşirdi. Oyunların, eğlencelerin genelinde tekdüzelik yoktu, çoğu özgündü.

Gün boyu yaş ve kuru meyveler hazırlanır, söylenecek maniler gözden geçirilirdi. Gece başlayınca kara, soğuğa aldırmayan çocuklar küçük gruplarla tekerlemeler ve maniler söyleyerek kapıları çalarlardı. Tekerlemeler “kalandaris kulandaris” diye başlayıp yerlerini manilere bırakırdı. Kapıyı çalan çocuklara ev sahipleri kuru ve yaş meyvelerle şeker ikram ederlerdi. Buna “kalandaris etmek” denirdi. Çocuklar sevinçle başka evlerin yolunu tutar ve aynı durum yinelenirdi. Yılbaşı gecesi dolaşan çocuklar ya da gençlerin giysileri ters giyme geleneği de vardı. Bu, eski yılın olumsuzluklarını ters çevirme uğuruydu.

Yılın ilk gününde eve gelecek konuk çok önemsenirdi. Çünkü o, yeni yılın nasıl geçeceğinin bir belirtisi olarak kabul edilirdi. Uğursuzluğuna ve nazarına inanılan kişilerin eve gelmesi istenmezdi. Sevilen, sayılan, çalışkan, iyi geçimli, özellikle de bilge kişilerin gelmesi ise yılın bereketli olacağı anlamına gelirdi. Eve gelen kişi, kapı eşiğinden sağ ayağını atarak ve besmele çekerek içeri girer. Birtakım dualar edilir. Konuk gittikten sonra çeşmeden bakır güğümlere su doldurulup (Önceki günden kalma, bekletilmiş su olmaz.) evin iç köşelerine dökülür. Ev halkının yüzlerine bu sudan atılır, suyun bereket getireceğine inanılır. Ayrıca konuk ve suyun yıl boyunca hastalıkları önleyeceği de düşünülürdü.

Yukarıda “kalandaris kulandaris” diye başlayan bir tekerlemeden söz etmiştim. Kalandar, yılın ilk günü demektir. Rumi takvime göre ocak ayının on dördüne denk gelir, yani yılbaşıdır. Miladi takvimin kabulüyle 1 Ocak olmuştur yılın ilk günü.

Ortaasya Türk geleneklerinde ise yeni yılın; günün geceye galip geldiği, yani günlerin uzamaya başladığı 22 Aralık olduğunu biliyoruz. Çok değerli bilim insanı Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, bu bilgiyi açıklarken yılbaşı çam süslemesinin de bir Türk geleneği olduğunu bilgi dağarcığımıza ekledi.

Anadolu halkı keskin zekâsı, bilgece düşünüşü ve sağduyulu yaklaşımıyla farklı gelenekleri harmanlamış, özümsemiş ve benimsemiştir. Yurdumuzun birçok yöresinde adı, tekerlemeleri ve manileri değişik olsa da benzer yeni yıl kutlamalarına rastlamaktayız. Halk “yılbaşı” sözü yerine “yeni yıl” demeyi yeğlemiştir. Çünkü “yeni” sözcüğünün uğuruna, bereketine ve geleceğe ilişkin umuduna inanılmıştır.

Son yıllarda küresel güç kaynaklı muhafazakâr ideolojik yükselişle birlikte böylesine güzel geleneklerimiz, tüm değer sistemlerimiz de olduğu gibi saldırı altındadır. Bu gerici dalga toplumumuzu öylesine etkiledi ki, “yıl” sözcüğünün yerine “sene”yi yerleştiriverdik.

Emperyalizm ve işbirlikçileri bizi biz yapan ne varsa değiştirmek, ortadan kaldırmak istiyorlar. Her şeyimizi, güya “özgürlük ve demokrasi” adına tartışmaya açıyorlar. Amaçları tarihsel belleğimizi yok ederek toplumsal çözülmemizi gerçekleştirmek. Bir toplumu bir araya getiren ve ona rengini, kimliğini, duygu birlikteliğini veren; onun gelenekleri, toplumsal ve doğal olaylardaki dayanışması, geleceğe yönelik ülküleridir. İşte, saldırı da bu can alıcı noktaya yapılmaktadır. Yüzyıllardır bizi bir arada tutan değerlerimizi savunmak ve onları yaşatmak her bireyin görevi olmalıdır.

Keşke giysilerini ters giyip kapılarımızı maniler söyleyerek çalan çocuklar olsa. Onların torbalarına toprağımızda yetişen ve buram buram biz kokan bin bir çeşit, mis kokulu yemişleri cömertçe doldurabilsek…

Adil Hacıömeroğlu
2 Ocak 2010

5 yorum:

  1. Haklısınız Adil bey , umutsuz yaşanmıyor . Yeni yılın ülkemize ve bütün insanlığa barış ve huzur getirmesini diliyorum .
    Osmanlı döneminde yapılan çinili camilerimizde bu çam ağacına benzer , hayat ağacı adı verilen desenleri görüyoruz . Yani bizim olan adetleri yabancılar kendilerine maletmişler , veya biz sahip çıkamamışız .
    Kendimize ait güzel adet ve göreneklerimizi titizlikle devam ettirmek görevimizdir .
    Kaleminize sağlık ...teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  2. Kültür zenginliği herzaman toplumları güzelleştirmiştir. Önemli olan geçmişte sahip olduğumuz ve günümüzde bilinmeyen kültürümüze sahip çıkmak. Akçam geleneğini dinledim, daha bilmediğimiz ne var diye de merak etmedim değil? ÇEKİRGE

    YanıtlaSil
  3. sıze cok tesekkur edıyorum aldınız goturdunuz bızı en azından dusundurdunuz en mutlu ve en mutsuz yıllarımızı kaybolan degerlerımızı emınım herkes kendınden bıseyler bulmustur bu yazıda ve emınım herkes elbıselerını ters gıyıp gelıp seker toplayan cocukları beklıyordur kım oldugmuzu neden yasadıgımızı unutturdular bıze degerlerımıze bu kadar guzel sahıp cıktıgınız ıcın tesekkurler...KADİR

    YanıtlaSil
  4. Kalandaris kulandaris ahırda dişi buzak yukarda erkek uşak....neslinin yaşadığı dönemler bu ülkenin onurlu dönemleriydi,şimdilerde kırıntısını bulmak zor.

    YanıtlaSil
  5. mutluluktan nasib ini almamış geri kafalı zümreler halen yeni yıl kutlamasını hırıistiyan adet olduğunu çam süslemenin ve hindi yamanin günah olduğunu savunur ve bunuda bir matah zanneder..kutlama sen kardeşim kutluyanlarada dil uzatma.........

    metin

    YanıtlaSil