4 Temmuz 2010 Pazar

DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI

Bir ülkenin iskele ya da limanları arasında gemi işletme işine kabotaj denir. Bu tanımı Türkiye özeline indirgersek; Türkiye’nin karasularında, akarsu ve göllerinde gemi bulundurma, bunlarla gidişgeliş ve taşıma yapma hakkının kazanılmasıdır kabotaj. 1 Temmuz 1926’da Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi. Böylece Lozan’la kazanılan topraklarımızı özgürce yönetme hakkımız, Kabotaj Kanunu’nun kabulüyle gerçekleşmiş, sularımız üzerindeki egemenliğimiz de pekişmiştir.

Peki, daha önce kendi karasularımızdaki ticari egemenlik hakkı nasıl kullanılıyordu? On altıncı yüzyıla kadar Osmanlılar, denizcilikte hızla ilerlediler. Öyle ki Akdeniz ve Karadeniz’deki egemenlik tamamıyla Osmanlıların elindeydi. Bu yüzyılın ortalarına doğru kapitülasyonların kabulüyle birlikte denizciliğimiz de gerilemeye başladı. Özellikle deniz ticareti, yabancı devletlerin ve şirketlerin denetimine girdi. Kendi karasularımızda, kendi gemilerimizle ticaret yapmak hayal gibiydi. Deniz ticareti yapamayan bir ülkenin zenginleşip kalkınması olanaksızdır. Yabancılara verilen bu ayrıcalıklar, denizlerimize yabancılaşmamıza neden oldu. Ticari alandaki bu ayrıcalıklar, devletin egemenliğinin zayıflamasına, halkın da yoksullaşmasına yol açtı. Bu durum, askeri alanda da kendini gösterdi ve Osmanlı donanması nerdeyse yok denilecek bir duruma geldi.

Yabancılara ayrıcalıkların verilmesi; tersanelerimizin gelişmesini, çağa uygun yeni deniz araçlarının yapılmasını, yeni limanların inşa edilmesini engellemiştir. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke neredeyse bir kara devleti olarak varlığını sürdürmek zorunda bırakılmıştır. Yani Çaka Beylerin, Barbarosların, Piri Reislerin torunları denize hasret bir yaşama mahkûm edilmişlerdi. İşte, Kabotaj Kanunu ile bu mahkûmiyet sona ermiştir.

Denizler, hem güvenlik hem de ticaret açısından çok önemlidir. Tarih boyunca denizler, uluslararası ilişkilerde ve ülkelerin kalkınıp gelişmesinde önemli bir yer tutmuştur. Denizlere hâkim olan büyük güçlerin (devletlerin), ömürleri uzun olmuştur. Yalnızca karalar üzerinde egemen olan güçler, dünyaya uzun süre hükmedememiş, tarih sahnesinden silinmişlerdir. Bu güçlerin yıkılıp yok olmaları, gelişip egemen olmaları gibi hızlı olmuştur. Türk-Moğol devletleri arasında Osmanlı Devleti’nin en uzun ömürlü olmasında, kara egemenliği kadar denizlerdeki egemenliği de etkilidir. Bugün Batılı devletlerin küresel güç olmalarındaki ana etken, denizlerde kurulan egemenliktir.

Kabotaj Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra Türk denizciliği hızlı bir gelişme göstermiştir. Türk ticaret filosunun dünyada söz sahibi olması Kabotaj’la olmuştur. Günümüzde Türk Deniz Kuvvetleri’nin dünyanın sayılı güçlerinden biri durumuna gelmesi de yine Kabotaj Kanunu’nun bir sonucudur.

Her önemli günde olduğu gibi 1 Temmuz’da birçok gazete alıp okudum. Denizcilik ve Kabotaj Bayramı ile ilgili yazılar, manşetler görme umuduyla. Birkaç gazete hariç ( Onlarda da küçücük bölümlerde kısa yazılar halinde vardı.) ne yazık ki bu güzel günle ilgili bir habere ve köşe yazısına rastlamadım.

İşin en üzücü ve acı veren yanı ise Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim organlarını işgal edenlerin bu konuda sessiz kalmalarıydı. Ne Cumhurbaşkanı, ne TBMM başkanı ne de başbakan bir açıklama yaptı. Egemenliğimizi önemli derecede ilgilendiren bir bayramla ilgili bir açıklamada bulunmamak rastlantı mıdır? Köfte dükkânlarının açılışında boy gösterip söylev üstüne söylev verenlerin, böylesi bir günü unutmaları ilginçtir. Her konuya maydanoz bazı bakanların susmaları da anlamlıdır.

Egemenliğimiz, bize kimsenin lütfu değildir. O, uzun süren bir bağımsızlık mücadelesiyle ulusumuz tarafından kazanılmıştır. Bunun değerini de ulusça bilmek başlıca görevimizdir. Türkiye’yi yönetenlerin egemenliğimizle, bağımsızlığımızla ilgili konularda ilgisiz davranmaları ulusu üzer, yaralar.

Denizcilik ve Kabotaj Bayramı, yalnızca denizcilikle ilgili askeri kurumların, meslek odalarının ve törenlere yasal zorunlulukla katılan mülki erkânın kutlayacağı bir bayram değildir. Bu tüm ulusun bayramıdır. Böylesi önemli günleri unutmamalıyız ki yeni emperyalist tuzaklara karşı hazırlıklı olalım. Bu tuzaklara düşmeyelim.

Denizlerimizden, akarsularımızdan ve göllerimizden en iyi biçimde yararlanmak ülkemizin gelişmesine büyük bir katkıdır. Tüm dünya denizlerine dağılmış bir deniz ticaret filomuzun olması özlemimizdir. Özellikle ülkemiz sınırları içinde denizlerde yapılan yük ve yolcu taşımacılığında çok geri olduğumuz görülmektedir. Bu konuda ivedi çalışmalar yapılmalıdır. Ülkemizde kişi başına düşen su ürünü tüketiminin artırılmasıyla sağlıklı kuşakların yetiştirilmesi temel politikamız olmalıdır. Denizcilik faaliyetlerinin geliştirilmesi, işsizlik sorununun çözümüne de önemli bir katkı sağlayacaktır.

Lozan Antlaşması ve Kabotaj Kanunu ile egemen olduğumuz denizlerimiz, limanlarımız küresel güçlerin dayatmalarıyla uygulanmakta olan özelleştirme politikaları sonucunda yabancılara peşkeş çekilmekte. Acaba özelleştirmediğimiz kaç limanımız kaldı elimizde Kabotaj Kanunu’nun kabul edilmesinin seksen dördüncü yıldönümünde?

Her yıl olduğu gibi önümüzdeki 1 Temmuz’da da Boğaz kıyısında yerimi alıp Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı kutlayan denizcilerimizi hayranlıkla izleyeceğim. Ulusumun Denizcilik ve Kabotaj Bayramı kutlu olsun.

Adil Hacıömeroğlu
1 Temmuz 2010
Not: 5 Temmuz 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com ‘dan okuyabilirsiniz.

6 yorum:

  1. BİLGEHAN AKTAN4 Temmuz 2010 13:54

    Neyi kutlayalım ...“Bir kara ülkesi olan İsviçre’nin bile 30 ticari gemi ile 300.000 gros ton yük taşıması mevcutken Türkiye ithalatın yüzde 85’ini ve ihracatın yüzde 86’sını yabancı bayraklı gemilerle taşımaktadır. Türkiye ithalat ve ihracatının yüzde 70’ini yabancı gemiler taşıyor..Saygılarımla....

    YanıtlaSil
  2. Makaleniz anlamlı ve de düşündürücü.İstihdamı olmyan ve özelleştirme adı altında kendine ait limanları bile kalmayan,ticaretini bile yabancıların yaptığı ülkede kabotajdan sözetmek bazı bazı kesimler için anlam taşımayabilir.Ta ilkokulda bile bizlere bu önemli günlerin kutlamaları hafızalarımıza kazınırdı.Şimdi ülkede bütünlüğü sağlayan önemli günlerin gündeme getirlip kutlanması bazı çevreler için önemini yitirmiş durumda.Ülkede bütünlüğün kalmadının ifadesi gibi görünüyor.Hem kurumlar arası ayrıcalığıda simgeliyor.

    YanıtlaSil
  3. Çok duyarlı bir şekilde ele alınmış bir konu. Toplum olarak unutturulmaya çalışılan temel yargılarımızın dışında hiç gündeme getirilmeyen ve de hatırlanması gereken günlerden birisidir Kabotaj Bayramı. Ama sokakta insanları çevirip sorsanız nedir diye yanıt alınamayacağı da bir gerçek. Bugünlerde Diyarbakır'da Saidi Nursi hatırlanır. Yarınlarda ise İzmir'de başı kesilerek öldürülen Şehidimiz Kubilay'ın katilleri gündeme getirilip Saidi Nursi gibi hatırlanır. Bu senaryo birilerinin elinde yazılıyor. Ve de bölüm bölüm bu geri kalmış topluma oynatılıyor. En acısı da seyirci kalıp birşeyler yapamamak. Duygu Korkmaz.

    YanıtlaSil
  4. teşekür ederim adil bey emeyiniza sağlık sağ olun var olun lozan anlaşmasında boğazlar ve bizim karasularımızı tamamen bizlerin konturolunde iken ve emperyalisler izinsiz geçemezken 1950 yani menderesden beraber emperyalisler bizim deniz ve boğazlarımız da çirit atmaya başamıştır şimdiki akp bunu daha ileriye götürüp teslimiyetde kusur işemek istemiyor maşalar iyiki varsınız bizleri aydınlatdıgınız için sonsu teşekürlerimi sunarım.. denizliden HÜSEYİN DİNÇ

    YanıtlaSil
  5. TEŞEKÜR EDERİM DEĞER ADİL BEY YORUM YAPDIM FAKAT SİLDİ NEDEN OLA BİLİR

    YanıtlaSil
  6. Türkiye gibi bir ülkede Kabotaj Bayramı'nı hatırlamak insanı iliklerine kadar titretiyor. Çünkü Türkiye'nin coğrafyasına baktığımızda Anadolu'nun Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'le çevrili olduğunu ve de büyük bir yarımada olduğunu görüyoruz. Avrupa'da kalan kısım ise küçük yarımadamız Karadeniz, Marmara ve Ege Denizleriyle çevrili. Ve denizcilik sektörümüzün hiç gelişememesi veya hiç geliştirilmemesi kafalarda soru işareti olarak yer almakta. Böyle bir coğrafyada yaşayıp deniz ürünleriyle beslenemeyen insanlarımızda mevcut. Üstüne üslük geçmişte bir bakan konserve balık yememiz gerektiğinden bile sözetmişti. En acısı da ABD'den ikidebir Türkiye'ye gelen Hillary Clinton limanlarımızı neden ister hiç düşünüldü mü? Çok kötü durumlara geldik çook. Duygu KORKMAZ

    YanıtlaSil