9 Ekim 2010 Cumartesi

ALMANYA’YA NEDEN YENİLDİK?

8 Ekim Cuma günü gecesi Ulusal Futbol Takımımız Almanya’yla Berlin’de karşılaştı. Maç öncesi medyamız ve futbol yorumcularımız genellikle gerçekçilikten uzak, hamasi yorumlarla ulusumuzu havaya sokmaya (kendilerince) çalıştılar. Ulusal maçlar öncesi gazetelerin birçoğunda atılan başlıklar kışkırtıcı nitelikte.

Maç sonrasında ise yorumcularımızın birçoğu yenilginin faturasını teknik heyete keserek işin içinden sıyrıldılar. Yaşamımızın her alanında aynı şeyi yapmıyor muyuz? Sorunları yaratan asıl nedenleri görmezden gelerek başarısızlıkları, olumsuzlukları, hüsranları hep bir günah keçisinin sırtına yüklemiyor muyuz? “Efendim, teknik direktör kadroyu iyi kuramamış. Arda sakatlanmasaydı, her şey çok farklı olurdu. Tribünleri dolduran binlerce Türk görevini yapmış, ancak oyuncularımız buna layık olamamış. Hakemler rakibe daha hoşgörülüydü.” Bu tür söylemler uzayıp gidiyor. Maç öncesi var olan şişinme, sonrasında hayal kırıklığına dönüşüyor.

Ülkemizde futbol çok seviliyor. Hafta sonları futbolla ilgili yayın yapmayan televizyon kanalı yok gibi. Günlük söyleşilerde en çok konuşulan konuların başında gelir futbol. Neredeyse futbolla yatar, futbolla kalkarız. Bir takımın taraftarı olmamak çoğu kişi tarafında acayip karşılanır.

Ulusal takımımız, genellikle süper ligde oynayan takımlarımızın oyuncularından seçiliyor. Birkaç tanesi ise yurtdışında oynayan gurbetçilerimizden. Şu da denilebilir ki süper ligimizdeki kalite, ulusal takımımıza yansır. Ligde atılan gollerin doksan bir tanesi yabancı oyuncularca, altmış üçü de yerliler tarafından atılmış. Bu yerli oyuncularımızın birçoğu da gurbetçilerden oluşuyor. Yani yurt dışında çalışan işçilerimizin orada doğup büyüyen ve orada yetişen futbolcu çocukları. Yetişmelerinde bizim katkımız yok. Gol krallığında ilk onda bir yerli futbolcumuz (o da onuncu sırada) var. İlk yirmide ise yanlıca üç oyuncumuz. Bu üç oyuncumuzun ikisinin de doğum yeri yurtdışı. Demek ki onları da biz yetiştirmemişiz. Futbol demek gol demek değil mi? Yani daha çok gol atanın kazandığı bir oyunda, bizim oyuncularımız bu işi başaramamış. Milyon dolarlarla kurulan takımlarımızda yabancılar golleri atarken bizimkiler izliyor. Ligin gözde oyuncularının hemen hepsi yabancılar.

Şimdi durum çok açık değil mi? Yabancı oyuncuların ulusal takımımızda oynama olasılıkları olmadığından takımımızın durumu ortada. Kendi ligimizdeki geçici başarılarla çok seviniyoruz. Hiçbir zaman bu kadar çok sevdiğimiz bir spor dalının altyapısında, sabırla ve bilimsel kurallarla oyuncu yetiştirmeyi düşünmüyoruz. Futbolcu ithalatı, kestirmeden kolaycı yol. Toplumsal yaşamımızın her alanında böyle değil miyiz? Bu anlayışla üretime dayalı ekonomimizi bitirmedik mi?

Ülkemizin bin bir emekle kazandığı paralar, futbolcu transferiyle heba ediliyor. Yetiştirip yurtdışına gönderdiğimiz ve dünya yıldızı olan bir kişi yok. Birkaç kişi hariç, gidenlerin hepsi hüsrana uğrayıp geri döndü. Kısacası, futbolcu ihracatımız sıfır. İthalatımız tavan yapmış durumda. Bazı kulüplerimizin yöneticilerine kalsa takımlarını tamamen yabancılardan oluşturacaklar. Dünya futbolunun bir numarası sayılan Brezilya’nın yetiştirdiği futbolcular dünyanın dört bir köşesinde, neredeyse oynamadıkları ülke yok. “
Fenerbahçe’nin son transferleri Andre Santos ve Cristian Oliveira ile Türkiye’de mücadele eden Brezilyalı futbolcu sayısı otuzu buldu. Türkiye, bu transferlerle Brezilyalı futbolcu transferinde dünya dördüncüsü oldu. Her yıl yüzlerce futbolcusunu yurtdışına gönderen Brezilyalı kulüpler, bu transferlerden yılda yaklaşık 150 milyon dolar kazanıyor. (25 Temmuz 2009, Hürriyet)” Sadece kulüplerin kazancı verilmiş burada. Bir de futbolcuların kazançları var. Fenerbahçe’nin 2009’da kadrosundaki sekiz Brezilyalının toplam değeri kırk beş milyon avro değerinde.

Almanya maçı öncesi en çok konuşulan Mesut Özil’in ne yapacağıydı. Mesut, Almanya’da yetişmiş bir futbol yıldızı. Ulusal takımımız yerine Alman ulusal takımında oynadığı için hayıflanıyoruz ona. Emeksiz yemeye, hazıra konmaya alışmışız ya. Yetmiş milyonluk bir ülkeden bir tane Mesut çıkaramıyoruz. Elin adamı iki buçuk milyon gurbetçiden Mesut gibi nicelerini çıkarıyor, bunu sorgulamak işimize gelmiyor tabi ki. Çalışmadan, kazanmadan, üretmeden yalnızca tüketmeye alıştırılmış, koşullandırılmış bir toplumun duygusal tepkileriyle olaylara yaklaşıyoruz. Sanki ulusal takımımızda oynayanlar bedava oynayıp askerlik görevi gibi vatan aşkıyla bu işi yapıyorlar. Oysa, hepsi birer profesyonel, ekmek paraları futboldan. Bu arada Mesut’u oynadığı güzel oyundan, işini namuslu bir profesyonel olarak yaptığından, duygularıyla sorumluluğunu karıştırmadığından kutluyorum.

Seksen milyonluk Almanya’da, altı milyon yedi yüz bin lisanslı futbolcu bulunuyor ve nüfusa oranı on ikide bir kişi. Türkiye’de yetmiş milyon nüfustan sadece üç yüz elli bini lisanslı futbolcu. Yani Türkiye’de iki yüz kişiden biri lisanslı olarak sahalarda boy gösteriyor. Bu veriler ışığında davranmalı, ülke gerçeklerimizin farkına varmalıyız. Hükümet ve yerel yönetimler hamasi söylemleri bırakarak göstermelik işlerden vazgeçmeli; doğru bir spor politikasıyla altyapı yatırımlarını ivedi olarak yaşama geçirmelidir.

Kimse, gittikçe muhafazakârlaşan bir ülkede binlerce seyircinin; bir hakemin, beğenilmeyen bir futbolcunun, bir yöneticinin ya da bir spor yazarının anasına koro halinde küfredilmesinin sosyal, psikolojik nedenleri üzerinde durmaz. Üstelik bu toplum, “Cennet anaların ayakları altındadır.” diyen bir Peygamber’e de inanıyorsa.

Tüm alanlarda olduğu gibi futbolda da başarılı değiliz. Yapılması gereken her şeyde olduğu gibi futbolda da altyapı oluşturmak, günlük başarılarla yetinmemek. Genç nüfusuyla övünen bir ülkenin, sporda başarısız olması, gençlerine spor yaptıramaması acı bir gerçek. Spor, kültür, bilim, sanat gibi gençlik erkesine gereksinim duyan alanlarda başarısızlık; ülkenin geleceği açısından umut kırıcıdır. Gençlerini bu alanlara yöneltemeyen toplumlar, birçok sosyal, siyasal sorunla da boğuşmak zorunda kalıyor.

Amaç; balık yemek değil, balık yetiştirmek olmalı.

Adil Hacıömeroğlu
9 Ekim 2010
Not: 18 Ekim tarihli Kent Yaşam Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.

3 yorum:

  1. SPOR TOPLUMUN ÇOĞUNLUĞUNCA YAPIŞIYORSA SPORDUR.YOKSA 22 KİŞİ ÇIKP 10 YEDEKLE 50.000 KİŞİNİN BAĞIRARAK FANATİZMİNİ HİÇLİĞİNİ BASTIRMASI SPOR DEĞİLDİR..FUTBOL GELİŞMİŞ VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE SEVİLEN BİR SPOR DALIDIR YANİ SEYİRCİSİ BOL VE RANTI YÜKSEK DAL.RABTIN YÜKSELTİLMEDİ İÇİN PARASAL GÜÇLERİN YÖNETİCİ YAPILMASI GELENEĞİNE BAĞLI OLARAK İŞ REKLAMLARINI DA GÖTÜRECEK POPÜLER KLÜPLER GEREKLİDİR.CEP HARÇLIKLARI VE BAĞIŞLARLA VE SEYİRCİ BİLETLERİYLE GÖTÜRÜLEMEYECEK BU SEKTÖRDE MİLYAR DOLARLIK REKLAM VE YAYIN İHALELERİ YAPILIRKEN:ULUSLARARASI BORSA OYUNU GİBİ FUTBOLCU SİMSARLARI DEVREYE GİRER VE ADIM ATAMIYACAK ORTA YAŞLILAR DAHİL KLÜPLERE PAZARLANIR.KOMİSYON VE TRANSFER YÜKSEK TUTULUR ARADA ÇOK KARA PARA DÖNER.SATAMAZSAN,SAKATSA ELİNDE KALIR.ALMANYADA NUFUSA GÖRE 12 DE BİR LİSANSLI FUTBOLCU DÜŞERKEN BİZDE 200 DE BİR.ALTYAPI OLMADIĞI GİBİ İŞTİGAL ALANI DA DAR.ÖZENDİRİLMEDİĞİ GİBİ GÜNAH KEÇİLERİNİ HEMEN BULUP ÇENE SUYU ÇORBAYLA ,KRİTİKÇİLERİMİZ SPOR AHLAKINI KURTARIVERİYORLAR.AZERBAYCANDA LİSANSLI FUTBOLCU BİZDEN DAHA AZKEN BİZİ YENDİLER.DEMEKKİ MAZERET DEĞİL.MİLLİ FUTBOLCU SEÇİMİ YANLIŞ:DAHA TAKIMDA FORM TUTMAMIŞ,YARARLI OLAMAYAN KAPİTALİSTLEŞMİŞ FUTBOLCULAR,KONDİSYONU HAZIRLAMADAN,MİDELERİ DOLUYKEN OYNAYAMAZLAR.AZICIK YÜREK VE RUH OLMASI GEREKİR AMA SADECE TECRÜBEYLE VEDE YILDIZLAŞMIŞ ADAYLIKLA OLMAZ.1 HAFTALIK KAMPTA HANYADAN,KONYADAN,MÜNİHTEN GELEN FUTBOLCU KARMASIYLA BU İŞ YİNE OLMAZ.MİLLİ TAKIMLAR ENAZ 7-8 KATEGORİLİ AYDA BİR KENDİ ARALARINDA DEPLASMANLI MAÇ YAPAMIYORSA TAKIM DA OLAMAZLAR AMAÇ DA.LAF OLSUN DİYE BİRARAYA GETİRİLEN VE MAÇ BİTİNCE DAĞILAN FUTBOLCULARI DİSİPLİNE ETMEK VE VERİM ALMAK OLANAKSIZDIR.OYNAYANLARIN İYİNİYETLE OYNADIKLARINI VARSAYIYOR VE SAYGI DUYUYORUM AMA BÖYLE SEÇİM OLMAZ ,BÖYLE TAKIM DA KURULMAZ.BAŞARI DA OLMAZ ANCAK KALİTELİ YILDIZLAR BİNDE BİR GELİP DÜNYA 3.CÜLÜĞÜNÜ ALABİLİRLER DE SÜREKLİLİK OLMAZ.ALTYAPI,REKABETCİ SEÇİM VE MUTLAK A,B,C MİLLİ TAKIMLARI OLACAK VE YARIŞACAKLAR.ADAY ÇOK BULUNUR AMA LİGLERDE FİGÜRANLAŞTIRILAN YERLİ FUTBOLCULARDAN BAŞAKTÖR ZOR ÇIKAR.SEN SENİ BİL SEN SENİ,SEN SENİ BİLMEZSEN PATLATIRLAR HERYERİNİ? MEHMET SEZER

    YanıtlaSil
  2. Aydın CİVCİK18 Ekim 2010 00:03

    Adil Bey çokgüzel bir konuyu gündeme getirdiniz . Siz çok teşekkür ederim. Hani bizim zamanımızda okullarda YERLİ MALLAR haftası kutlanırdı, işte bize önce yerli malı unuturdular, bu her bir şeyde yerli olmak demektir.Yerli mallar yasasının T .B.M.M de görüşülürken ( okuduğum bir yazıdan aklımda kalanlar.) TÜRKİYE de çivi yeni üretiliyor , kaliteside düşük, hemde piyasada satılan ithal çivini İKİ katı fiyatına. Diyorlar ki neden halkı hem pahalı , hem kalitesiz çiviyi almak zorunda bırakalım. İthal çivi ucuz ve kaliteli onu kullanalım. İşte tam o sırada büyük devlet adamı MUSTAFA KEMEL ATATÜRK devreye giriyor. Beyler biz bu yerli çiviyi kullanarak hem seri üretime geçeceğiz vede daha kalitelisini daha UCUZA satacagız der. İşte yerli üretime ÖNEM vermeyenler eninde sonunda yabancılara muhtaç olurlar. Yarmı ülkemde yerli üretim futbolcu. Yoksa Almanya degil dost ve kardeşimiz olan AZERBEYCAN bile . yener!!!!! Yakın gelecekte böyle giderse herseyi İTHALLE karşılayacagız. Buda ülkenin bitimi demektir. SAYGILARIMLA:

    YanıtlaSil
  3. Nedenini düşününce sonuç çok çalışmak olarak çıkıyor karşımıza. Örneğin halterde daha önce hemen hiç derecemiz yokken , Naim'den sonra bu dala verilen önem ve çok çalışma bize dereceler getirmeye başladı .
    Değindiğiniz gibi gerekli alt yapıyı hazırlayıp sistemli ve disiplinli çalışmak muhakkak ki iyi sonuç verecektir .Ulusal bilinç ve heyecan' ın başarıya götüren önemli etkenlerden olduğu unutulmamalıdır . Zaten yüklü borç altındayken kolaycılığa kaçıp dışarıdan oyuncu ithal etme durumumuz sürdükçe bu kötü neticeler kaçınılmaz olacaktır .
    Teşekkür ederim...

    YanıtlaSil