29 Mart 2011 Salı

TAHRİR’DEN TÜRKİYE’YE

Bölücü örgüt “Diyarbakır’ı Tahrir Meydanına çevirme” düşüncesiyle yeni bir eylem süreci başlattı. Özellikle Nevruz’u kutlamak bahanesiyle sokaklara taşan PKK yanlılarının taşkın gösterileri eskiye göre farklı bir nitelik göstermekte. Buradaki amaç, kutuplaşmayı daha çok arttırmak ve siyasal gerginliği tırmandırmak. Böylece de hem önümüzdeki seçimlerde oylarını çoğaltmak hem de gösterilere masumiyet kazandırmak amacındalar.

Nevruz kutlamalarında ilgi çekici olaylar yaşandı ve meydanlar BDP’li milletvekillerinin taşkın, kışkırtıcı eylemlerine sahne oldu. Milletvekillerinin halkla güvenlik güçlerinin karşı karşıya getirme gayretleri gözden kaçmadı.

Silopi’deki kutlamalar sırasında bir bayan milletvekilinin, bir başkomisere tokat atması en ilgi çekici olanıydı. Yine bir başka bölücü örgüt yanlısı vekilin Batman’da elinde taş, sırtında PKK bayrağıyla saldırgan bir edayla dolaşması ise işin dehşet boyutunu ortaya sermekte. Van’daki kutlamalarda ise bir başka milletvekilinin polisin şapkasını alması ise neyin amaçlanmakta olduğunu apaçık göstermekte. Nevruz kutlamaları sonrasında Diyarbakır’da bölücü örgütün önderliğinde düzenlenen “sivil itaatsizlik” eyleminde büyükşehir belediye başkanının, panzerin üstüne çıkarak konuşma yapması ise bölücü gösterinin final sahnesiydi. Diyarbakır’ın Yeltsin’i olmak, dünyaya demokrasi kahramanıymış gibi bir izlenim yaratmaktı amaç.

Barış(!) diye yola çıkanların, her fırsatta içlerindeki öfke, nefret ve şiddeti kusmaları sıradanlaştı artık. Bölücü örgüt, nefreti daha da derinleştirerek birlikte yaşamayı olanaksız hale getirmeyi düşünüyor.

Bütün bu olaylarda asıl hedef, polis nezdinde devleti itibarsızlaştırarak bölge halkını devletin tüm kurumlarıyla çatışmaya sokmak, devletin kurumsal işlerliğini sekteye uğratmak. Ayrıca bölücü eylemleri, masum bir halkın demokrasi ve özgürlük isteği havasına sokarak uluslararası desteği arttırmak amacındalar. Bu bağlamda da bölgeyi BM müdahalesine uygun hale getirmek.

Tunus, Mısır, Yemen, Libya, Bahreyn ile başlayan isyan dalgası komşumuz Suriye’ye de sıçradı. Ülkemizin bu hareketlerden etkilenmeyeceğini söylemek olanaksız. Hem iktidar hem de muhalefet partileri önümüzdeki süreci iyi görerek uluslararası bir dayatmayla karşılaşmamak için sorumlu davranmalı, bu oyunu boşa çıkarmanın yollarını bulmalıdırlar.

Tam da bölücü örgütün eylemsel bir süreci başlattığı bir dönemde anayasa değişiklikleri önerilerinin gündeme gelmesi ilginçtir. Hele de Anayasa’mızın değişmez maddelerinin de değiştirilebileceği görüşünün savunulması ayrıklıkçılığı nasıl da cesaretlendiriyor.

“Tekrar ediyorum, Türkiye’nin insanlarının mutluluğu, onuru, haysiyeti, bir kısmının değil, tümünün birer birer, bu ülkenin bölünmesinden daha önemlidir diyebiliyorsanız, doğru yoldasınız, bu işin sonunda güzel bir şey çıkar.” Bu sözler TÜSİAD başkanının işadamı eşine ait. Yoruma, fazla söze gerek var mı? Her şey nasıl da örtüşüyor. Seçimlerden sonra ülkemiz en zor dönemece girecek sanırım. Umut mu? Ufuklar kapkaranlık ve sisli. Sisi dağıtmak için bir rüzgâr, karanlığı yok etmek için de bir güneşe gereksinim var.

26 Mart 2011

Not: 28 Mart 2011 tarihli Kent Yaşam Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

2 yorum:

  1. Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen bağlayan Ergenekon'dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir

    YanıtlaSil
  2. O rüzgâr Kurtuluş Savaşı idi, o güneş Atatürk İdi... İçimizde yanan kor ise bağımsızlık'tı... Şimdi bakıyorum da 'suçlu' nun 'suçsuz', suçsuz'un da 'suçlu' olduğu şu karanlık günlerde, içimdeki 'umut' u korumak gittikçe zorlaşıyor. Her geçen gün onu korumak için sarfettiğim gayrete bir darbe daha iniyor. Ama biliyorum ki asıl, 'umut' ölürse her şey biter. O yüzden umudumuzu korumamız lazım... Ha gayret... Elbet bir gün aydınlık günler gelecek...

    YanıtlaSil