3 Mayıs 2011 Salı

ÇILGIN MI, ÇILDIRTAN MI?

Aylardır kamuoyunu meşgul eden ve meraklandıran “çılgın proje” nihayet açıklandı. Herkes, özgün bir “çılgınlık” beklerken yıllar öncesinin bir projesinin gündeme getirilmesi şaşkınlığa neden oldu.

1994 yerel seçimleri öncesinde merhum Bülent Ecevit’in kamuoyuyla paylaştığı bir projeyi, kendi düşüncesiymiş gibi açıklamanın ne kadar etik olduğu tartışma konusudur. RTE, halkın gözüne baka baka bu projenin kendi hayali olduğunu açıklıyor. Sayın Ecevit’e en ufak bir atıf yok. Böyle yapmak, intihaldir. Daha açık söylersek düşünce hırsızlığıdır. Başkalarının düşüncelerini, kendi düşüncesiymiş gibi alıp kullanmak doğru bir davranış değil. AKP çevreleri intihali seviyor. Önemli görevlere getirdikleri bazı öğretim üyelerinin belgelenmiş intihal suçlarının olması da şaşırtıcı olmasa gerek.

“Çılgın proje”nin kamuoyuna açıklanma biçimi de ilgi çekici. RTE, önce yandaş bir gazetenin muhalif görünen bir yazarına konuyu çıtlatıyor. Magazin dünyasının önemli bir aktörü olan bu yazarımız, RTE ile görüşmesini allandıra ballandıra anlatıyor köşesinde. Adını veremeyeceği bir çılgın projeyi sır olarak sakladığını açıklıyor. Böylece kamuoyunun meraklanmasına neden oluyor. Her geçen gün de merak artıyor. Tam da YGS şifrelerinin tartışıldığı, iktidarın köşeye sıkıştığı bir zamanda açıklanıyor proje. Hem de “büyük hayal” olarak. Gündem değişiyor birden. Gece gündüz “çılgın proje” tartışılıyor artık.

Bizce bu proje çılgın değil, çıldırtan bir projedir. Neden mi? İstanbul’a büyük bir yoğunluk getireceği için. Kanal projesinin gerçekleşmesiyle İstanbul’un nüfusu ikiye katlanır. Bu da İstanbul’u, İstanbul olmaktan çıkarır. Su kaynakları yetersiz kalır. Orman alanları daralır. Bu da iklim değişikliğine neden olur. Tüm hoyratlığa karşın hala İstanbul, orman alanlarının yoğunluğu bakımından illerimiz arasında birinci sıradadır. Böylesi bir cenneti yok etmek, geri dönüşü olanaksız bir faciaya da yol açar.

İstanbul’a aşırı bir göçü tetikleyecek olan kanal projesi, ülkemizin demografik yapısını da alt üst edecektir. İşsizliğin, nüfus artışının çok olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizden yoğun bir göç hareketinin olacağı dikkate alınmalı. Böylesi yoğun bir göç hareketi, bu bölgelerimizin boşalmasına neden olur. Bu durum da yeni siyasal senaryoları gündeme getirir. Buralar üzerinde hak iddia eden kimi dış güçleri cesaretlendirir.

Karadeniz’le Marmara’yı birleştirecek olan bu kanal projesi, Montrö Antlaşmasını da tartışmaya açar. Boğazlar üzerindeki egemenliğimizi kesin kurallarla bağlayan bu antlaşmanın tartışmaya açılması, bizi uluslararası siyasal arenada zor durumda bırakır. Boğazlarda bedava geçiş hakkı olan gemileri paralı olacağı söylenen bir kanala yönlendirmek, Montrö’yü imzalayan devletlerin itirazına neden olur.

Bir de bu işin askeri boyutu var. Boğazlardan askeri gemilerin geçişi, Montrö Anlaşmasıyla sınırlandırılmıştır. Kanalın açılmasıyla bu konu farklılaşabilir. Böylece Türkiye, bazı güvenlik sorunlarının tarafı olabilir.

Milyarlarca liranın harcanmasıyla yapılacak böyle bir proje, yeni zenginler yaratmaktan öteye gitmez. İstanbul’u yeni yağmacıların kucağına iter. Geçici olarak (işin yapım aşamasında) bir istihdam sağlasa da bu, ekonomik bir refahı getirmez.

Ülkemiz açısından “çılgın projeler” vardır. Bunlar; marka yaratma, Cumhuriyet’le başlayan sanayileşme, eğitimde yenileşme, Türkiye’yi baştanbaşa yeşillendirme, madenlerimizi ulusal bir bilinçle işletme, ulusal birliğimizi güçlendirme gibi projelerdir. Sanayisi gelişmeyen, tarımı çöken, eğitimi yerlerde sürünen, terörün zirve yaptığı bir ülkede üretimden söz etmek olanaklı mı? Günlük, geçici projeler yerine üretimi artırıcı planlamaların yapılması, ülkemizin geleceği açısından çok yararlı olur. Üretmeyen, sürekli olarak tüketimin özendirildiği bir ülkede kalkınma olur mu? Ayrıca kentleri getirim aracı olarak gören anlayışla bir toplumda sosyal adalet ve fırsat eşitliği nasıl sağlanabilir?

Adil Hacıömeroğlu
30 Nisan 2011

Not: 2 Mayıs 2011 tarihli Kent Yaşam Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

4 yorum:

  1. Çılgın proje ümitlerini yitirmiş insanların sarıldığı hilkat garibesi bir rüya.Karadenizle marmara denizine geçiş sırasında rakım sıfır ile dokuzyüz metre arasında değişiyor ,900 metre derinliğinde kanalmı açacaklar bu bir,bu güzergah çok kuvvetli fay hatlarının üzerinde bulunmaktadır buda iki,eğer kanal yokuş çıkmayacaksa bu kadar derin açılan kanalın yeraltı sularını mahfedeceğini her hangi bir maden yada jeoloji mühendisi bile bilir buda üç,tuzlu suyun özkütlesi tatlı sudan fazla olduğundan kılcalite kanununa göre beş yıl içinde o bölgedeki tüm yeraltı suları tuzlu su olacaktır buda dört...saygılarımla.

    YanıtlaSil
  2. MEHMET SEZER:TOPOĞRAFİK ANLAMDA EKONOMİK VE SOSYAL GEREKÇELERLE FİZİKİ ANLAMDA KANALLAR AÇILABİLİR.MERHUM BÜLENT ECEVİT DE BU ZORUNLULUĞU İSTANBUL VE BOĞAZLAR AÇISINDAN GÖRÜP AÇIKLAMIŞTIR.İSTANBUL KENTSEL YAŞAMINDA BOĞAZ TRAFİĞİ VE KARA TRAFİĞİ ÇOKÇOK ÖNEMLİDİR.ÇÖZÜMLERİ ELBETTE VARDIR.ŞİMDİDEN 15 MİLYONİNSAN YIĞILAN İSTANBULDA SANAYİİN %40 I YIĞILMIŞTIR.YANLIŞ DOĞRU AMA FİİLİ BİR DURUM VARDIR.YALILARI YALPALIYARAK GEÇEN AĞIR TONAJLI ŞİLEPLER SIKSIK KAZALAR DA YAŞAMAKTADIR BİLİYORUZ.BEN RUMELİ FENERİNE GİTTİM KARADENİZDE BEKLEYEN YÜZLERCE ŞİLEP SAYDIM.EKONOMİK İLİŞKİLER İÇİN ZORUNLU OLABİLEN BİR DURUMDA ALINACAK VE YAPILACAK PROJE ÇILGIN DEĞİL ZORUNLU PROJEDİR.HA ALINTILI OLMASI ELBET VEFASIZLIK VE AÇIKLANIŞI İTİBARIYLA ŞIK DEĞİLDİR HATTA AYIPTIR.AMA TÜKAKA EDİLEMEZ.TEKNOLOJİYİ VE ZORUNLULUKLARI BİR ŞEKİLDE GEREKSİNİMLERİMİZE ADAPTE ETMELİYİZ.HADİ ARAÇ,TELEFON,UÇAK,ŞİLEP,BOMBA KULLANMAYALIM OLUR MU?AÇILACAK KANAL ELBET JEOLOJİK ETÜDLER SONUCUNDA OLUŞACAK YARGIYA GÖRE GERÇEKLEŞECEKTİR.ÇATLAKLARA ANAKAYA EKLEMESİ YANİ ENJEKSİYONLAR VE KAPLAMALAR ELBET DÜŞÜNÜLÜR YANİ BARAJLARDA OLDUĞU GİBİ.YALNIZ BİR BİLİM ADAMININ İDDİASIDIR Kİ TUNADAN,DON,VOLGADAN KIZILIRMAKTAN YEŞİLIRMAKTAN TATLI SUYLA BESLENEN KARADENİZDE EGE AKDENİZDEN GELEN TUZLU SUYUN MARMARADA HAVUZ GÖREVİ ÜSTLENDİĞİ BOĞAZ GİRİŞLERİNDEKİ 25 M YÜKSELTİLERİN TABANDA YAŞAMI SAĞLAYAN SU AKINTISINI YANİ TATLI SUYU TUTTUĞU GERÇEKKEN SIĞ 25 METRELİK SUNİ KANALDAN YA TAMAMEN TATLISU YADA EGEDEN TUZLU SU AKACAKTIR.BU NEDENLE 55 KM KANALIN YERYER 25-100 M HAVUZLAMASI DÜŞÜNÜLMELİ VEDE ÖYLE PLANLANMALIDIR.SİLİVRİ ÇAYI KODU ZATEN KARADENİZDEN BERİ YATAK YAPMIŞTIR.AYRICA AYNI YERDE BİNLERCE YIL ÖNCESİNİN BOĞAZ ÇOKELTİSİ VARMIŞ.ETÜDÜ YAPARLARSA BU KANAL İŞE YARAR.RUSLAR DON VOLGA KANALINI KANUNİ PLANLADIĞI HALDE 400 SENEDE ANCAK YAPABİLDİLER.GAP I DA ABDÜLHAMİT MEZOPOTAMYA PROJESİ OLARAK PROJELENDİRMESİNE KARŞIN DEMİRELİN HARRAN PROJESİ OLDU AMA YARIDA KALDI.PROJELER GEREKLİDİR KAFASI BASMAYANLAR HEP İNSAN BOĞAZI PROJESİNİ YETERLİ GÖRÜYORLAR.DÜŞÜNCELERE SINIR KONMAMALI ANCAK BİRAZ DA GERÇEKÇİ OLMALIDIR.

    YanıtlaSil
  3. AMAÇ BELLİDİR.GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TEN SONRASI YOKTUR.YILMAZ DİKBAŞ'IN DEVŞİRMELER KİTABI HERŞEYİ ANLATIYOR..

    YanıtlaSil
  4. Aydın CİVCİK6 Mayıs 2011 23:09

    İNSANOĞLU ÜMİDİNİ KAYPETTİĞİ ANDA ÇILĞINCA İŞLERE GİRİŞİR. RTE DE GELECEKTEN ÜMİDİNİ KESMİŞ Kİ , ÇILĞINCA İŞLERE KALKIŞIYOR. KANAL PROJESİ HERHALDE BİR KAMYON TOPRAĞIN BİR YERDEN ALINIP BİR BAŞKA YERE GÖTÜRÜLÜP DÖKÜLMESİNİ ZANNEDİYOR. ÖNCELİKLE BURADAN ÇIKACAK TOPRAĞIN DÖKÜLECEĞİ YERLERİN HAZIRLANMASI VE TESBİTİ YILLARI ALIR. NE YAZZK Kİ BİZDE BİR ANLAYIŞ VAR. SİYASETÇİ ATMAKTA SERBEST, DESTEKSİZ ATABİLİR BİR ANLAYIŞ VAR. NE ZAMAN BU DÜŞÜNCEDEN KURTULUR SİYASETÇİDEN SÖYLEDİKLERİNİN VE VADDLERİNİN HESABI SORULUR ,İŞTE O ZAMAN BİZDEKİ SİYASETÇİLERDE DÜŞÜNEREK ,TARTARAK KONUŞMAYA BAŞLARLAR İŞTE O ZAMAN ATIŞLAR SERBEST OLMAZ . ÜLKEMİZ ÖNÜNÜ GÖREBİLİR.BİZDE BİR DEYİŞ VARDIR ATMA RECEP DİYE .

    YanıtlaSil