17 Mayıs 2011 Salı

MÜLKÜN SAHİBİ VE ÖLÜM

Seçimler yaklaşırken siyasal partilerin birbirilerine eleştirileri de zıvanadan çıkmış durumda. Sokak kavgalarında bile söylenmeyecek sözler kürsülerden rahatça haykırılıyor. Geleceğe yönelik kalkınma ve üretim projesi olmayanlar, siyasal mücadeleyi tamamen kişiselleştiriyorlar. Özel yaşam ve dinsel konular siyasetin kirli oyunlarında asıl malzeme oluyor. Eleştiri, çamur atma düzeyine sıçrıyor.

Cahil kişi, hep suçlayıcıdır. Başkalarını suçlamak, aşağılamak, utandırmak keyif verir cahile. Düşünen beyni, üreten aklı, duyumsayan yüreği, söyleyen dili olmayan bilgisiz, herkesi suçlar. Bu biraz da kendine güvensizliğin belirtisidir. Cahil, tartışmayı bilmez. Bilmediği içindir ki tartıştığı, rekabet etiği kişiyi hep hasım olarak beller. Çıkarına en küçük zarar verildiğini gördüğünde öfkelenerek saldırır. Her gün yüz yüze bakması gereken kişileri düşman ilan eder. Aklınca haklı gerekçeler de bulur buna. Siyasette düzeyin düşmesindeki en büyük etken, entelektüel zekâların azalmasıdır.

Bugüne kadar din, siyasete bu kadar alet edilmedi. Ülkemizin neredeyse tüm sorunlarına din üzerinden çözümler üretilmekte, önerilmekte. Dinsel konularda uzman olan da olmayan da kendince bir şeyler söylüyor. Söylenenler çoğu zaman dinin mantığıyla da yaşamın mantığıyla da çelişmekte.

Yeni CHP yöneticileri zaman zaman “ezberi bozacak” sözler söylüyorlar. RTE de çoğu zaman karşı tarafa “dinsizlik” imasında bulunuyor. Onları dini bilmemekle suçluyor. Zaten en iyi becerdiği de bu: suçlamak.

CHP’nin genel başkan yardımcılarından biri, Zincirlikuyu Mezarlığının kapısında yazan “Her canlı ölümü tadacaktır.” ayetinin orada yazılmasını doğru bulmuyor. RTE alıyor sazı eline, yüklendikçe yükleniyor.

Ortaokul yıllarımda bir kamyonetin kapısında yazan ve o günden beri belleğime kazınan şu sözü hiç unutamam: “Ya Malikel Mülk”. Allah’ın doksan dokuz adından biri. “Mülkün sahibi Allah’tır.” anlamında. Ne güzel bir söz, dünyanın faniliğini anlatmak açısından. Ölümlü olan bir yaşamda mal mülk edinmek için insanlık değerlerini, yasaları, etik kuralları hiçe sayanlar buradaki derinliği görebilecek, anlayabilecek durumdalar mı acaba?

Sonsuz bir mülk edinme hırsının nedenleri üzerinde de kafa yormak gerek. Psikolojik, sosyal doyumsuzlukların yarattığı açlığı, ekonomik güçle bastırmak… Bu yolla da toplum üzerinde egemenlik kurmak… Yeteneksizliği, haksız yoldan elde edilen parasal olanaklarla örtmek… Böylece toplumda kendince saygın(!) bir konuma erişmek.
İktidar nimetlerinden yararlananlar acaba bir an olsun Zincirlikuyu’daki o güzel sözü anımsıyorlar mı? Kısa yoldan edinilen servetlerin ölümle sona ereceğini düşünüyorlar mı? “Kefenin cebi”nin olmadığını anımsamak bu kadar zor mu? Dünyevi hırslara, nefse esir olmanın nedeni nedir acaba?

Yedi ceddini zengin etmek için yedi bin fırıldak çevirenleri mi, yoksa “Bir garip ölmüş diyeler/ Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar/ Şöyle garip bencileyin” diyen Yunus Emre’yi mi örnek almalı insanlar?

Kendi çıkarı için toplumun kutsal değerlerini bile kullanmaktan çekinmeyen siyasetçinin kendine de topluma da sağlayacağı hiçbir yarar yok. Anlaşılan ülkemizin bezirgân siyasetçiden biraz daha çekeceği var.

Adil Hacıömeroğlu
14 Mayıs 2011
Not: 16 Mayıs 2011 tarihli Kent Yaşam Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

6 yorum:

  1. Bahsettiğiniz çelişkinin farkında olacak kadar akıllı ve donanımlı olsalar, ülkemiz bu kadar alçaltıcı, küçükdüşürücü durumlara düşmez bizde zilleti yaşamazdık. Ama bu hacivat-karagöz kavgasını da halkın bir birayi sıfayıyla haketmediğimizi düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  2. Yakın zamandır gitmedim,eskilerde tıp fakültesine gittiğinizde sizi azarlar gibi konuşan hasta bakıcı yada hemşireyi görünce esas hocayla konuşmaktan tırsardınız.Fakat hocayla yüzyüze konuşmaya başlayıncada ya bunlar melek gibi insanlar deyip şaşırırdınız.Evet sayın hocam fikirlerinize sonuna kadar katılıyorum.Her kim olursa olsun söylenen şeyleri kişi kendi çapına göre söyler ona görede anlar.Geçenlerde RTE eline diline beline sahip ol dedi..onlar olamadı gitti..diye espride yaptı...Halbuki benim anladığım kadarıyla Hacı Bektaş Veli; Eline ,Diline ,Beline sahip ol demiş fakat bunu ilim irfan sahibi okumuş kültürlü insanlara hitaben;Eline=Hırsızlık yapma ,yetim hakkı ,kul hakkı yeme etrafındaki fakiri fukarayı gözet....Diline=Konuştuğun dilin içerisine yabancı kelime girmesin dilini yozlaştırma... Beline=Yaşadığın beldene,ülkene çevrene sahip ol onları güzelleştir....olarak söylemiş..Avamdan olan sıradan yaşayan halk içinde..eline=Çalma...Diline=Yalan söyleme..Beline=Başkalarının namusuna göz dikme...demek istemiş...Burada sayın RTE nin hangi kategoriye girdiği malumu alinizdir.Ayrıca bunların maun suresinden haberleri olsa kul hakkı yemezler.Eğer bir mümin diğerinin ayıbını etrafa açıklarsa beş katı kadar günahta onun olur.(Hadis-i şerif) Allah karşıma kul hakkı ile gelmeyin diyor..sanırım yatacak yerleri bile yok

    YanıtlaSil
  3. Kaleminize ve yüreğinize sağlık Adil Bey, malesef seviye düşük çünki halkın büyük bir kesimi malesef cahil bırakıldı, bir kısmı da menfaaleriyle yaşıyor, diğer bir kısımda aşının ekmeğinin peşinde bunların belatlı iftiralarına ve çamurlarıyla kimsenin ilgilenecek hali kalmadı, ...Zengin ve fakir arasında orta sınıf kalmadığından vede dahada fakirlik arttığından tehlike çanları hepimiz için çalıyor, bölünme isteğinin altında işsizlik, ve fakirlik yatıyor malesef tehkikenin farkında değiller inşallah bir mucize olur çözüm bulunur diyorum... Yoksa kötü günler zenginide fakiride bekliyor...Adaletin helede gelir adaletinin olmadığı yerde savaş çıkar... Sevgiler, saygılar...

    YanıtlaSil
  4. Yazınız çok güzel. Gerçekler yine gündemde. Sağolun. varolun.

    YanıtlaSil
  5. Tüm şartlanmalardan sıyrılan ve hurafelerden kendini arındıran kişiye “Muhammedi” denir, “Hanif” denir.



    O kişi gerçeği görmüş ve kendinde ne meshep ne de tarikat bırakmıştır. Sadece Muhammediye ye ve sadece “Tevhid”e dalmıştır. İşte o kişi “meslek-i resul” kapısını aralamıştır artık. O kişiyi hiç kimse “Allah” ile aldatamaz.



    Ama bu mantığa erememiş beyin “Allah ile aldatmak” kelimesinden bile ifrit olur. “Dur bir düşüneyim ne söylenmek isteniyor” diye kendini yormaz bile. Aslen kendisini yormasına da gerek yok, çünkü o kapasite yok ki yorulan bir beyine sahip olsun.







    BAHR-I HARABE

    YUKARIDA BİR DİNSEL FORMATTAN ALINTI YAPTIM.AYRILIĞA DÜŞENLER ARTIK İFLAH OLMUYOR HERŞEYİ ARAÇ OLARAK AMACINA KULLANIYORLAR.İFTİRA VE RASTGELE .YAZIK DEĞİL Mİ ?MEHMET SEZER

    YanıtlaSil
  6. "Siyasette düzeyin düşmesindeki en büyük etken, entelektüel zekâların azalmasıdır"

    Kaleminize sağlık Adil Bey

    YanıtlaSil