20 Aralık 2011 Salı

TRABZONSPOR NEDEN HEDEFTE?

Futbola ilgisiz değilim. Milyonlarca insanın peşinden koştuğu bazı ülkelerde hükümetlerin değişmesine neden olan, ekonomik büyüklüğü dudak uçuklatan bir spor dalını yok saymak yanlış olur. Bu nedenle de fırsat buldukça futbol maçlarını izlerim. Eğer koşullar uygunsa tribünde olmayı yeğlerim. Yoksa televizyondan izlerim maçları, tabi hepsini değil. Yaşamımda büyük yer tutmasına izin vermem futbolun.

Dün Fenerbahçe-Trabzonspor maçını izlemek için televizyon karşısında yerimi aldım. Neden televizyonda tribünlerde değil? Çünkü son yıllarda maçlar savaş havasında. Sanki ev sahibi takımı tutmayanlar kanlı bıçaklı düşmanlar. Spor, yarışma olmaktan çıkıp savaşa dönüştü nedense. Hiçbir toplumsal, kişisel sorununu çözemeyen yurttaşlarımız karşı takıma saldırıp küfrettiğinde, vurup kırdığında her şeyin hallolduğunu sanıyor. Sporda şiddeti çözemeyen devletimizin sorumlu sorumsuzları, çareyi tribünleri tek renkli yapmakta buldu. Zaten ülkemiz de tek renkli, tek sesli değil mi? İktidarı eleştirenler, farklı düşünenler hapislere tıkılmıyorlar mı?

Neyse sözü fazla uzatmadan maça dönelim. Maç küfürler arasında başladı. Binlerce kişinin bir takım nezdinde bir kente küfretmesi nasıl bir anlayıştır? Topluca küfretmek; hangi tinsel, sosyal hastalıkların dışavurumudur?

Trabzonspor golü yedi, ancak oyundan kopmadı. Maçın yirmi yedinci dakikasında sarı kartlı Gökhan Gönül, Trabzonlu Aykut’un kasığına tekmeyi yapıştırıyor. Bu hareket ceza gerektirir. Direk kırmızı ya da ikinci sarı. Sonuçta Fener on kişi kalacak. Ama o da ne? Hakem görmüyor tekmeyi. Görse maçın altmış üç dakikasını eksik oynayacak ev sahibi takım. Tabi ki işi zor. “Kara” gömleklinin imdat ipi, Fener’i kurtarıyor.

İkici yarı başlıyor. Trabzonspor başa baş mücadele ediyor. Atakları tehlikeli olmaya başlıyor. Tam da bu sırada yine “kara” gömlekli adam ortaya çıkıyor ve Aykut oyundan atılıyor. Fenerbahçeli Gökhan Gönül, kendisine faul yapılmadığını ve Aykut’a kırmızı kartın haksızlık olduğunu hakeme anlatmaya çalışıyor birkaç kez. Hem diliyle hem el, kol işaretiyle. Hakem görmüyor, işitmiyor. Gökhan’ı takım arkadaşı Mehmet Topuz çekip götürüyor hakemin yanından hem de ağzını kapatarak. Gerçek anlaşılmasın diye. Gökhan’ın vicdanı, ne olursa olsun kazan anlayışına yenik düşüyor. Yemyeşil çimlerde yitip gidiyor. Bir kez daha cüzdanlar, vicdanlara galip geliyor.

Son üç haftada İstanbul’un üç büyükleriyle art arda oynadı Trabzonspor. Üç maçı da on kişi tamamlayıp yenildi Anadolu Aslanı. Birileri sanki bir efsaneyi yok etmek için kolları sıvamış gibi. Neden acaba?

Bu sorunun yanıtı için biraz eskilere gitmeli. Birinci lige çıkan Trabzonspor, ikinci yılında şampiyon oldu. Bu bir Anadolu isyanıydı. Paranın, metropolün, gücün, yerleşik despotizmin egemenliğine bir isyandı bu. Amatör ruhun bu başarısı altı kez tekrarlandı. Kadrosunda yabancı futbolcu olmadan, hatta nerdeyse takımın tamamına yakını alt yapından yetişmiş Trabzonlu uşaklardan oluşmuştu efsane takım. Takımın büyük çoğunluğu üniversiteliydi. Eğitim düzeyi bakımından da alışılmamış bir durumdu bu. Futbol tarihimizde bu kadar çok yüksek öğrenimli gencin buluştuğu bir takım bundan sonra da kurulmaz sanırım.

Trabzonspor efsanesi yalnızca takımın oluşumundan mı ibaretti? Tabi ki hayır! Küçük, ama tarihi bu kentte o yıllarda dört tiyatro perde açıyordu. Kültür, sanat yaşamı da futbolu kadar canlıydı. O yıllar solun, muhalefetin, demokrasinin, örgütlenme özgürlüğünün yükseldiği dönemdi. Grevlerin çok, lokavtların az olduğu; çayın, fındığın para ettiği zamanlardı o zamanlar. İşte tam da bu koşullarda Trabzon kenti İstanbul dukalığına baş kaldırmıştı. Eskişehir’in, Göztepe’nin başarıya ulaşmamış Anadolu isyanının tamamlanmasıydı bu.

Az kalsın unutacaktım. O dönemde Trabzonspor’un başkan ve yöneticileri sermayedarlardan değil, futbol âşıklarından oluşmaktaydı. Çay ve fındık üreticilerinin küçük bağışlarıyla yürürdü mali işler. Yani halkın kulübüydü Trabzonspor. Halk parasıyla, emeğiyle, alın teriyle, ruhuyla sahipleniyordu takımını. Böylece de başarı geliyordu. Anadolu’nun tüm kentlerinin bordo maviye boyandığı yıllardı o zamanlar. Çünkü ezilenin ezene, emeğin sermayeye üstünlüğünün rengiydi bordo mavi.

Neden mi Trabzonspor hedefte? Halkın katılımıyla yaratılmış bir modeldir o. Tek boyutlu bir siyasal düzende yaşama hakkı, olanağı var mıdır acaba?

Adil Hacıömeroğlu
19 Aralık 2011
Twitter.com@AdilHaciomerogl
Not: 21 Aralık 2011 tarihli Kent Yaşam Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

9 yorum:

  1. Merhaba ve yanlış. 3 Temmuzdan beri süre gelen dönemde kimin alenen bitirilmek istendiği kimin aşağı çekilmek istendiği çok açıktır. Verilen kararlar , bu kararların zamanlaması bunların hiç biri birer tesadüf değil. Dün ki maçta 2. sarı kartın haksız olduğunu söylüyorsunuz yaptığı hareket kontrolsüz ve topa değil. Bu hareket sarı kartı gerektirir. Belki bir müdahalesi olmamıştır ancak rakibini geçtikten sonra böyle bir hareket ile rakibine hamle yapmak fauldür futbolda...

    Bu siyasal düzen içerisinde kendini birilerine bağlamamış kendi bünyesi içinde Fenerbahçeli çevrelerce yükselmiş bir kulübe - diğer kulüplerin nasıl desteklendiği geçtiğimiz sezonlarda görülmüştür- karşı böyle bir yazı yazmanız yanlış.

    Geçtiğimiz sezonlara değinmek gerekirse, çok değil 6 7 ay evveldi Türkiyenin 3/4'ü Trabzonu destekliyor diye televizyonlara açıklama yapanlar , bu maç trabzon için oynadık diye açıklama yapan futbolcular , Fenerbahçe'ye kaleciyle bile gol aramaya çıkan rakiplerin Trabzon karşısında tel tel dökülmeleri... Çok değil bu olayları yaşadık. Bunları bir fanatik, bir taraftar olarak söylemiyorum. Bunlar tamamen galatasaray taraftarı olan arkadaş ve diğer yakın çevremin ağzından çıkanlar. Ben hepsine inanıyorum ayrıca belki de fanatikliğimin getirdiği abartılar da katabilirim. Ama hiç birini burada yazmadım. Bunların hepsi tüm insanların sadece spor programlarına bakmasıyla görebileceği şeyler.

    Hemen ondan önceki sezonda da Bursa'nın nasıl kollandığını gördü bu gözler. Nasıl bir takımın şampiyon yapıldığını gördü. Aynı takımın ertesi sene nasıl çöktüğünü ama rakibinin nasıl dimdik durduğunu da gördü.

    Tıpkı bu sene Fenerbahçe şampiyon gibi dimdik durup , bütün gelirlerinden muaf tutulmasına rağmen Fenerbahçelilerin gücüyle direnciyle nasıl dimdik durduğunu, 1. galatasarayın gerisinde sadece averaj farkıyla 2. olduğunu buna karşın geçen sene "gönüllerin" şampiyonu olan Trabzonspor'un 10. olduğunu herkes görüyor. Demek ki geçen sene ile bu sene arasında kimin gerçek kimin destekli olduğu gün gibi ortada...

    Yanılıyorsunuz esas halk olan Fenerbahçedir. Bu seneki kenetlenişi bir simgedir esasında... Siyasi ayrılıkları , maddi imkanları veya imkansızlıkları , dini farklılıkları , milliyetleri , dilleri her şeyi kapı dışarı edip dikkate almayıp birlik olan Fenerbahçelilerin yaptığı bu ülkede devrimdir. Bir renk sevdasının yaptığını ne siyasi ideolojiler yapmıştır ne de başka bir şey. Fenerbahçenin kurtuluş savaşıdır bu, tüm Türk takımlarının taraftarlarına ve tüm Türk medyasına karşı verdiği...

    Belki biraz duygusal oldu ama sizin iddianıza karşı söyleyeceklerim ardarda dizildi geldi. Alenen desteklenen bir kulübe karşı yapıldığını iddia ettiğiniz bitirme kampanyasına karşı sessiz kalmam düşünülemezdi..

    YanıtlaSil
  2. Sayın hocam tespitlerinizda haklısınız. Trabzon sporun geçmişteki başarıları; amatör ruhtan ve tamamen yerel kaynaklardan beslenmesinde kaynaklandığını kimse inkar edemez. Efsane kadronun oyuncularını çoğu kahvelerden toplanmıştı. O futbolcuların tek amacı varddı TS için kazanmak vede öyle oluyordu. Ne zaman ki kulüp yönetimi paracıların, siyasile3rin (F Ö) eline geçtı her şey bitti.Takımda ne ruh kaldı ne bölgesellik, futbolcularda paranın peşinden koşmaya başladılar, onlar için de para her şeyin önüne geçti. Örneğin bir çok başarılı TS'lu futbolcu para için İstanbula geldi (bazılarına göre satıldı). Hami'de bunlardan biriydi, kendisine niye TS'U braktın diye soranlara , anlayış gösterin ya şunun şurasında kaç yıl daha top oynayacağız brakında biraz para kazanalım ... FUTBOLUN DAHA DOĞRUSU SPORUN AMATÖR RUHLA OLANI İYİ İDİ.GÜNÜMÜZ İNSANLARI SPORLA PARA İÇİN İLGİLENİYOR,KAHVELERDE, SOKAKLARDA SIRADAN İNSANLAR BİLE AVRUPA ÜLKELERİNİN FUTBOL MAÇLARINI YORUMLADIĞINI GÖRÜYORUZ ŞAŞILACAK BİR DURUM.BU NE ENTELELLEKTÜELLİK MAŞALLAH İNSANIMIZIN FUTBOL KÜLTÜRÜNE BAK DİYE DÜŞÜNÜYOR İNSAN. OYSAKİ DURUM HİÇTE ÖYLE DEĞİL VATANDAŞ İDDAA (şan oyunu) OYNADIĞI İÇİN, AŞAĞI SAKSONYA, BAF BÖLGESİ,....'NİN FUTBOL TAKIMLARINI VE FUTBOLCULARINI KONUŞUYOR, ENTL OLDUĞUNDAN DEĞİL.Sporun bilhassa futbolun toplumlarda afyon görevi yaqptığıbı bir gerçek... Beni şu anda ilgilendiren tek yönü bu. Hocam ne güzel diyorsunz TS'un fırtınalar estirdiği yıllarda TRABZON'DA 4 tane tiyatro vardı,bu gün???.Trabzon ve yöresinin TS'dan başka bir şeyi yokmuş gibi gösterilmesi, veya o hale getirilmeye çalışılması çok tehlikeli. Bana göre Türkiyenin sigortası konumundaki insanların beyinlerini uyuşturması ilerisi için felaketlere sebep olabilir. EL sonuç; günümüz şekliyle TS'un olmaması olmasından evladır. ARTIK TOPTAN BAŞKA ŞEYLERİ KONUŞABİLEN HEMŞERİLER İSTEME HAKKINI KENDİMDE GÖRÜYORUM!!!!!!!!!!!! Ertan KAMBUROĞLU 20 Aralık 2011

    YanıtlaSil
  3. Çünkü ezilenin ezene, emeğin sermayeye üstünlüğünün rengiydi bordo mavi.işte kilit cümle bu...bir zamanlar Zonguldağın KÖMÜRSPOR'U vardı..maden işçisinin takımı idi....rahmetli babam da sol açığıydı o takımın..rengi kırmızı lacivertti...kırmızı madenlerde ölen işçilerin kanının rengi...lacivert ise Karadeniz'in rengiydi...KÖMÜRSPOR'da aynı TRABZONSPOR gibi,emekçi halkın takımıydı...yani karşı oldukları...DÜŞMAN OLDUKLARI HALKIN AMATÖR RUHUNUN...Para için oynanmayan maçların..şike olmayan ,adilce oynanan maçların...şimdi ZONGULDAKSPORUN haline bakın...başarmışlar,değil mi?

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Hocam, son maçı izlemediğim için fauldü, kırmızı karttı, sarı karttı bir fikrim yok. Ben sadece tespitlerinizde katılmadığım ya da eksik bulduğum yerleri tamamlamak istiyorum. Önce TS un üst üste aldığı şampiyonluklara bir değineyim. O dönemdeki kadro gerçekten muhteşemdi. Ancak şampiyonlukları sadece kadronun güzelliğiyle açıklamak yanlış olur. Benim çok iyi hatırladığım TS sahasından istersen galip ayrıl. Dışarıda yiyeceğin sopayı düşün. Rakip takımın otobüsü şehri terkedemezdi bile. Yani o şampiyonluklarda silah zoru vardı. Ne zamanki artık TS a saha kapatma cezaları verilmeye başlandı ve bu cezalar taşkınlıklar önlenene kadar devam etti. Ondan sonra TS da şampiyonluk göremez olduk. Gelelim TS bitirilmeye mi çalışılıyor. Hayır TS bitirilmeye çalışılmıyor. Yapılan, stat gelirlerinden, forma satışlarına, futbolcu transferlerine kadar 4 milyar dolar/yıl gibi çok büyük bir paranın döndüğü sektörün yönetiminin ele geçirilmesi operasyonudur. Şimdi gelelim futbolda şike davasına. Yok mu, elbette var. Fenerinde var, GS sinde var Beşiktaşında var TS sinde var hepsinde var. Yapılan gerçekten futbolun temize kavuşturulması olsaydı herkesin boynu kıldan ince olurdu. Ama işin aslı farklı olduğu için bunun hiçbir inanılır yanı yok. Futbol federasyonu yönetimi ele geçirilmiş durumda. Şike davasıyla başlatılan süreçde de klup yönetimlerinin ele geçirilmesiyle bu büyük sektörün para trafiğini kontrol altına alınacak. V e daha hangi sektör varsa böyle para trafiği yüksek sırayla hepsine benzer operasyonlar olacaktır . SAYGILAR ADNAN YİĞİTER

    YanıtlaSil
  5. (1)
    Burak arkadaşımız çok değerli düşünceler ileri sürmüş. Gerçekten etkileyici bir yorumda bulunmuş. Aynı şekilde her zaman olduğu gibi yazılarını severek okuduğum ve saygı duyduğum Adil Bey gibi.

    Ancak bu konuda ben de naçizane görüşlerimi yazıya aktarmak ihtiyacı duydum. Umarım yanlış bir şeyler söyleyip değerli dostlarımda kırılganlığa neden olmam.

    "Az kalsın unutacaktım. O dönemde Trabzonspor’un başkan ve yöneticileri sermayedarlardan değil, futbol âşıklarından oluşmaktaydı. ...Çünkü ezilenin ezene, emeğin sermayeye üstünlüğünün rengiydi bordo mavi.
    Neden mi Trabzonspor hedefte? Halkın katılımıyla yaratılmış bir modeldir o. Tek boyutlu bir siyasal düzende yaşama hakkı, olanağı var mıdır acaba?" şeklinde ifade etmiş olduğunuz görüşlerinizde çok önemli tespitlerde bulunuyorsunuz Adil Bey.

    Ancak " Neden mi Trabzonspor hedefte?" sorusu ile sonu belirsiz bir ünlem işareti bırakıyorsunuz. Buna katılmadığımı belirtmek isterim.

    Burada belirtmeden geçemeyeceğim bir şey var izninizle. Türk sporunda centilmence yarış yapan her spor kulübü gibi Trabzonspor’unda en az diğerleri kadar başarılı ve şampiyon olma hakkı var elbette eşit şartlar altında. İmkânların ve fırsatların eşit dağıtıldığı ve adaletli sonuçların istendiği bir yerde. Bu bakımdan Trabzonspor’un geçen yıl şampiyonluğu averajla kaptırdığı lig maratonundan sonra yaşadığı hayal kırıklığını anlayabiliyorum. Üstelik ikinci yarı başlarken yanlış hatırlamıyorsam 8 puan farkla öndeyken ve uzun yıllar sonra hiç olmadığı kadar şampiyonluğa yaklaşmışken. Sanırım, ellerine geçen bu müsait ortamdan gerektiği gibi yararlanamamanın ve rakibinin olağanüstü direnci neticesi ipi kendinden önce göğüslemesi, iyice gerilmelerine neden oldu Trabzonsporluların. Bunu bir türlü kabul edemediler. Yoğunlaşan öfke duygularını bir türlü törpüleyememelerinin, kontrol edememelerinin ve soğukkanlı davranamamalarının doğal neticesi olarak son dönemlerde aşırı duygusal tepkiler verip rakipleriyle gereksiz polemiklere girişiyorlar. Bu tür polemiklerin sonu hiçbir zaman gelmeyecektir ve sporumuza da bir katkısı olmayacağı kanısındayım.

    Gelelim asıl konumuza…

    Trabzonspor'un bu günkü yöneticileri çok mu halktan insanlar. Hani o benimde çok sempatiyle baktığım ve saygı duyduğum dönemlerin modeli olan Trabzonspor mu, yoksa rakibinin gerçekleştirdiği olağanüstü dirençli yarış neticesinde şampiyon oluşunu bir türlü hazmedemeyen, hırsına ve rakibi hakkındaki düşmanca duygularına yenik düşmüş bugünkü Trabzonspor mu?

    Kendisi ile aynı puanı alan rakibini sirkülase etmek için rakibinin aldığı puanları haksız, kendi aldığı puanları alınteri olarak görüp, rakibi olan takımın oyuncularının emeğini yok sayan ve bu anti propagandayla pusuya yatmış bir Trabzonspor veya benzeri anlayışlar mı daha temiz.
    Devamı 2'de (Gürsel Yıldırımer)

    YanıtlaSil
  6. (2)
    Bir kere her yer ve her zeminde doğru düşünceyi tarafsızca ve egolarımızdan arınmış bir yaklaşımla ortaya koymak hele günümüzde çok daha önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Burada tartışılması gereken konu Türk Sporunda özellikle Profesyonel Futbol da yıllardır kulüpleri yöneten anlayışın ne kadar temiz olduğudur. Bir kulübün yönetimini ele geçirenlerin bunu neden istedikleri ve bunların ne derece temiz bir spor ahlakı sergileyebildikleridir asıl konu. Sorgulanması gereken de tam olarak budur. Bir kulübün ve yöneticilerinin diğerlerinden daha başarılı oldukları gerçeğinden hareketle, günah keçisi ilan edilmeleri olayından çok daha öte bir durum vardır. Son 20-25 yıldır kulüp yönetimlerini ele geçiren mafya artığı anlayış sorgulanmalıdır ki problemin çözümünde sağlıklı bir adım atma şansına sahip olabilelim. Gücü ellerinde tutan ve özellikle futboldaki muazzam rant faktörünü de dikkate aldığımızda bu gücü daha da perçinlemek için kulüpleri kullanan bu mafyavari organizasyonlarda hangisi daha temiz olarak nitelenebilir ki?

    Futbolda yıllardır yaşanan çirkinlikler, etik dışılığı temel felsefeleri haline getirmiş ve memleketin acı gerçeklerinden asla soyutlanamayacak bir yapının, güçlünün güçsüzü ezme anlayışının bir sonucudur. Güç sendeyse her şey meşrudur anlayışı.

    Ayrıca, son şike soruşturması kapsamında tutuklu olarak yargılanmalarına karar verilen ve aylardır cezaevinde yatırılmakta olan kişi/yada kişiler ile iktidarı elinde tutanların, bazı uluslararası ihalelerde karşı karşıya gelişlerinden kaynaklanan bir çıkar çatışması, Silivri örneği bir gözdağı ve boyun eğdirme operasyonunun kurbanları haline getirildiklerine dair güçlü duygular seslendirilmekte değil midir?

    Olay basit bir şike soruşturması ve suçluların cezalandırılması olayı değildir. Şike ve benzeri etik dışı davranışları kim benimsiyor ve uyguluyorsa mutlaka cezalandırılmalıdır. Bu konuda asla tereddüt edilmemelidir. Ancak spor alanlarında alt edemedikleri bir gücü masa başı oyunlarıyla sindirmek gibi bir anlayışın varlığından şüphe etmemek de olası değildir.

    Eğer, Türk sporunun lokomotifi olarak Türk Futbolunun temiz olması ve temiz kalması gerçekten isteniyorsa, şöyle bir 10-15 sene gerilere gidilsin bir bakalım neler neler ortaya çıkacak. Ve inanıyorum ki gerçek mağdurlar kimlermiş o zaman görülecektir.

    Bence gerçekten halkın kulübü nitelemesini hak ettirecek bir geçmişe sahip olduğuna inandığım FB kulübünün, suç/ceza dengesi düşünüldüğünde, bu şekilde acımasızca cezalandırılması, Kulübün uğradığı büyük zarar, Avrupa Şampiyonlar Ligine katılımının sudan sebeplerle engellenmesi ve şu an oynanan ligde geleceğinin belirsiz olması da dikkate alındığında ne derece adaletlidir. Üstelik bu durumdan yararlanıp ezeli rakibinin içinde bulunduğu durumdan nemalanma ve prim yapma anlayışının sergilendiği bir ortamda cabası. Fırlatılan bumerangın kimi vuracağı belli olmazken. Türk sporunun lokomotifi olan bir kulübe verilen adil olmayan bir ceza gelecekte sadece bu kulübümüzü değil, liglerin ve Türk sporunun kalitesini de büyük oranda düşürecek ve telafisi imkânsız zararlar doğuracaksa.. Yeniden değerlendirilmeye değmez mi?

    " Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler."

    Sevgi ve saygılarımla...
    Gürsel Yıldırımer

    YanıtlaSil
  7. Trabzonsporun geçen yıl almış olduğu o muhteşem şampiyonluk ,dün fener maçında hortlayan avrupa fatihimiz Cüneyt Çakır ve o zihniyete büyük cevatı.

    Trabzonsporun geçen yıl elde ettiği o anlamlı şampiyonluktan ve 3 temmuz sürecinden sonra ortaya çıkan tablo Türkiyede emeğin değil paranın önemini vurguluyor.

    Onca manipüle edilmiş maçlara rağmen ,onca hakem ayarlamaları ,medya baskısı, TFF oyunlarına rağmen Trabzonspor ligi 82 puanda bitirerek,emek hırsızlarına büyük ders vermiştir.

    Trabzonsporun şuanda üzerine gelinmesinin ana nedeni Türkiyede futboldaki bu pisliklerin ortaya çıkmasına sebep olduğundandır.

    Çünkü yıllarca bu kervan böyle yürümüştür.Kimse temiz futbol istemiyor bu apaçık ortada.Meclisin şike için nasıl birleştiğini hepimiz gördük!

    Sonuc olarak neden Trabzonsporun hedefte olduğunu görmek için gecen yılki oynadığı futbola ve 3 Temmuzdan sonra ortaya çıkan tapelere bakmak yeterli olacaktır.

    Saygılarımla

    Şevket Albayrak/Antalya

    YanıtlaSil
  8. Yazarımız, toplumun en önde tuttuğu bir konu üzerine yazmış bu defa. Okudum ve de beğendim. Futbol üzrine tartışmayacağım. Çünkü bu konuda taraf değilim ve de bir futbol maçını hem televizyonlarda hem de kahvelerde günlerce konuşulması, eleştirilmesini saçma buluyorum. Yalnızca yazıyı değil tabii yorumları da hiç şaşırmadan okudum. Çünkü diğer yazılarda olan kısa kısa yorumlar bu defa yok. Tabii ki futbolda din gibi toplumları uyuşturmak üzere kullanılan bir tür afyon. Bir yorumda "Sporun bilhassa futbolun toplumlarda afyon görevi yaqptığıbı bir gerçek..." tümcesine rastladım. Demekki futbol gerçekten toplumlarda herbakımdan etkili :))) Yazıya ilave edebileceğim tek tümce "Trabzonsporun en çok bayan seyirciye sahip olduğudur". Saygılarımla. Ezber BOZAN

    YanıtlaSil
  9. Yazıyı ve de yorumları okuyunca çok şaşırdım diyemeyeceğim. Bu heyecan, fanatiklik beklenen bir şey. Çünkü televizyon, gazeteler, sokak ve siyasiler hep futbolu önde tutuyor.
    Bu konuyu eleştirmeden bir kitap önerim var. Amin Maalouf-Çivisi Çıkmış Dünya. İşte ben de bu kitap üzerine konuşmaya varım diyorum:)) EDİTÖR.

    YanıtlaSil