7 Nisan 2012 Cumartesi

GERÇEKTEN 12 EYLÜL MÜ YARGILANIYOR?



4 Nisan günü 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasına başlanmış. Darbeciler yargılanıyor, darbe değil. “Başlanmış” dedim; çünkü yargılamada iki darbeci fail var. Bir darbe yapılıyor, öyle bir darbe ki Türkiye’nin tüm siyasal, toplumsal, kültürel, ekonomik, dengeleri ters yüz ediliyor; sayısız idamlar, cezaevlerinde ölümler oluyor, binlerce insan işkencelerden geçiriliyor, işini yitiriyor, memurlar sürgüne gönderiliyor… On binlerin mağdur olduğu bir darbenin iki sanığı var, öyle mi?
            Gazeteler, televizyonlar canlı yayın yarışındalar, darbecilerden hesap soruluyor naraları yükselmekte. Darbenin asıl amacının 24 Ocak kararlarının uygulanmasının yolunu açmak, uygun ortamı oluşturmak. Böylece daha dışa bağımlı kontrol edilebilir, özgürlüklerin kısıtlandığı bir toplumsal yapıyı yaşama geçirmek. ABD’lilerin “bizim çocuklar dediği beş general midir yalnızca darbeciler? 24 Ocak kararlarının mimarı ve 12 Eylül hükümetlerinin ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Özal’ı nereye koyacağız? Özal’dan demokrasi kahramanı yaratarak darbeden hesap sorulabilir mi? 12 Eylül’ün parlattığı ve bugün de siyaset sahnesinde yer alan kişilerden sözde demokrasi söylevleri dinleyerek mi yargılayacağız darbecileri? Bu darbenin polis müdürleri, istihbarat şefleri, siyasetçi destekçileri, işadamı kışkırtıcıları, basın şakşakçıları neredeler?
            Darbeden de darbecilerden de hesap sorulmalı; ama bu yaşı doksanı aşan, sağlık durumlarının elverişsizliği nedeniyle mahkemeye gelemeyecek iki generale indirgenmemeli. Tabi ki bu iki darbeci asker suçludur, ancak suçu onlara atıp diğer darbecilerin ortadan kaybolmasına da olanak verilmemeli.
            Benim bu yargılamada merak ettiklerim var. Acaba bunlar sorulacak mı, kamuoyu bunları tartışmaya açacak mı? İlk aklıma gelen Rogers planı. Ülkemiz dış politikasını çok ilgilendiren bir konu. Diplomatik geleneklere, ülke çıkarlarına aykırı bir biçimde bu planın darbecilerce onaylanmasının hesabı sorulacak mı? Ülkemizin ABD politikalarına teslimiyetinin açık bir göstergesidir Rogers planı.
            Çalışma yaşamına egemen kılınan demokrasi dışı yasalar sorgulanacak mı? Bugün hala 12 Eylül’ün örgütlenme ve çalışma yasaları uygulanıyorsa nasıl bir hesap sorma söz konusudur?
            Siyasal yasaklarla birçok yurtseverin eli kolu bağlanırken tarikatların, cemaatlerin ve ABD’den getirilen liberal tosuncukların önü açıldı. Bu yolla siyasetimizin ekseni kayarken devlet kurumları çökertilirken toplumun değer sisteminde de erozyon başladı. Darbe sonrası sözde sivil iktidarlar dönemi hep yolsuzluklarla anıldı. Bu toplumsal dönüşümün hesabı sorulacak mı?
            12 Eylül yönetimi “Atatürk” diye diye Atatürk’e de Cumhuriyet değerlerine de en büyük zararı verdi. Cezaevlerinde Atatürk’ü öğretmeyi bir ceza aracı olarak uygulamaya soktu. Bu nedenle de toplumda Atatürk düşmanlığının oluşmasına yol açtılar. Bu da yetmemiş gibi Ata’mızın vasiyetini değiştirme hukuksuzluğunu uyguladılar. Türk Tarih ve Dil kurumlarını Ulu Önder’in vasiyetine aykırı olarak devlet dairesine döndürdüler. Bu yolla da toplumumuzun çağdaş ölçülerde bilgilenmesini, doğru bir dil ve tarih bilincinin oluşmasını engellediler. Atatürk gibi en büyük ulusal, toplumsal değerimize yapılan bu haksızlığın hesabı sorulacak mı, Atatürk’ün vasiyetine uygun olarak Dil ve Tarih kurumları özerk yapılarına kavuşacak mı?
            Atatürk’ü belleklerden, gönüllerden çıkarıp büst Atatürkçülüğüne dönüştüren darbecilere bunu neden ve hangi telkinlerle yaptıkları sorulacak mı?
            Siyasal partiler ve seçim yasaları 12 Eylül’ün ürünü. Siyasal partilerde demokrasi yerine lider diktatörlüğünü getiren de darbeciler. Bu yasalar dururken ve siyasetçilerimiz tarafından da çok benimsenmişken 12 Eylül’den hesap sorulabilir mi?
            12 Eylül toplumumuza iki siyasal miras bıraktı: İrtica ve bölücülük. Bir de toplumsal ahlak: Kır şişeyi dön köşeyi. Ne olursa olsun parayı kazan. Bugün toplumu yönlendiren siyasal anlayış ve ahlak 12 Eylül’ün eseri. İrticanın iktidarda bulunduğu, bölücülüğün dağlarda ve kentlerin izbe sokaklarında dolaştığı bir ortamda 12 Eylül darbesinden hesap sorulamaz. 24 Ocak’ta başlayan toplumu dönüştürme, siyasal yaşamı yeniden düzenlenme projesi amacına ulaşmak üzeredir günümüzde.
            Yine önümüzde kamuoyunu günlerce oyalayacak bir konu, gündem saptırması. 12 Eylül yargılanıyor derken peş peşe zamlar yapılarak halkın cebinden paralar götürülmekte. Bu darbe yargılanması işi, Suriye’ye yapılacak bir müdahalenin kamuflajı olmasın sakın. 12 Eylül ürünlerinin, her şeylerini borçlu oldukları bir darbeyi yargılamaları mümkün müdür? Güldürmeyin adamı…

                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       5 Nisan 2012
            Not: 9 Nisan 2012 tarihli Ulus Gazetesinde yayımlanmıştır.
           
           

9 yorum:

  1. Büyük bir üzüntüyle okudum, doğruları gerçekleri NET olarak anlattığınız yazınızı.. Sonra bir tek satırını bile unutmadiğım içeriğini düşündüm o günlerin..
    "12 Eylül toplumumuza iki siyasal miras bıraktı: İrtica ve bölücülük. Bir de toplumsal ahlak: Kır şişeyi dön köşeyi. " dediğiniz satırlar, cahilin okumuşun profundan çöpsüne kadar her kesimin anlayacağı bir özet olmuş sevgili Adil bey. Ancak, hayretle ve ibretle izlediğim bir gerçek var ki, bu kendini bir halt zanneden toplumun hiç bir şeyden haberi yok.. ya da var ama umurunda değil.. Ben 30 yılı aşkın severek yaptığım mesleğimde öğrettiklerimi bilen genç nesil yok maalesef artık karşımda..
    Bu bir ibret alınmayan tekerrür.. 27 mayıs lar... 12 eylüller... martlar...

    YanıtlaSil
  2. Hocam, işi uzatmamak için 12 Eylüllün ne getirdiği ne götürdüğü konularına girmeden bunların bu davayı açmadaki hin düşünceleri neler olabiliri düşünmeyi amaçlıyorum. Herkesin bildiği ve sizin de belirttiğiniz gibi 90 yaşında iki adamı yargılamak olmasa gerek bunların dertleri. Buradan yola çıkarak alacakları başka intikamlara basamak oluşturmak bu dava. Kim bilir sıraya neleri koydular ki, bakın 12 eylülü sorguladık, sorguda da en ince ayrıntılara kadar indik şimdi açacağımız bu yeni davalarda bu kadar ayrıntıya girdiğimizi neden yadırgıyorsunuz diyecekler. Akıllarınca yeni davalara örnek oluşturacaklar. Bunları biz yemeyeceğiz belki ama benim okuma öğrenme alışkanlığı olmayan halkım bir güzel yiyecek bu tezgahları. Hoş, artık yese de yemese de herşey için artık çok geç. Saygıyla...

    ADNAN YİĞİTER

    YanıtlaSil
  3. Ben siyasetten pek anlamıyorum.ama 12 eylül olmasaydı bu günkü hükümet varolabilecekmiydi acaba diye kendimi sorgulamaktan da alamıyorum.

    YanıtlaSil
  4. 12 Eylül, yarattığı güçlerce yargılanabilir mi? Bu, o güçlerin kendini inkarla fesshetmesi anlamına gelmez mi? İki yaşlı zatın yargılanmasıyla, 12 Eylül mantığının yargılanmış olabileceğini düşünmek, eskilerin deyimiyle "abesle iştigaldir". Talip Zeki OKUR

    YanıtlaSil
  5. "ATATÜRK DİYE DİYE ATATÜRK VE CUMHURİYETE BÜYÜK ZARAR VERDİLER" Kimler? Herzaman olduğu gibi omuzu kalabalıklar. Ozan Arif onlara "ağzı şarap kokan paşalar" derdi.

    YanıtlaSil
  6. 12 Eylül'cülerinin yargılanmaya başladıkları gün adliye önü kalabalık olsun diye basın adeta davul çaldı. Ancak bilinçli kesim entrikayı sezdiği için kılını kıpırdatmadı. Basının hatta eften püften gazetecilerin "Tarık Akan neden yoktu" gibi basit söylemleri havada kaldı. Ancak gerçek bir yargılama olacakmış gibi hissedip dolduruşa gelip adliye önüne gelenlerde oldu.
    İnsanın aklına daha dün Sıvas'ta diri diri yakılan insanların katilleri geliyor. Ne oldu onlar? Ha bir de Hizbullah var serbest bırakılan. Adeta ödüllendirilerek. Şayet 12 Eylül darbesi olmasaydı Sıvas'ta 37 aydın insan diri diri yakılabilecekmiydi? Serbest bırakılıp yurtdışına kaçırılması sağlanan hizbullah suç işleyebilecekmiydi ülkemizde?

    YanıtlaSil
  7. Toplumu uyutma senaryosu birileri tarafından yazılıp oynatılıyor. İnsanların düşünmesi engellenip gözüne adeta perde çekiliyor. Ha bir de hükümetin istediği eylemlere katılmak serbest. Ama istemedikleri olunca Tekel işçilerine saldırıldığı gibi (bir kişiye yedi polis saldırmıştı) perişan ediliyor.
    Umarım bu oyunları daha objektif görebiliriz toplum olarak. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  8. Adil bey elinize sağlık sizinle aynı görüşteyim.12 eylülde zindandaki gençlere ceza gibi Atatürk'ün değerlerini öğretselerde o gençlerin bir çoğu şimdi sıkı bir Atatürk'cü.Solun yok olmasına sebep olan askerlerin arkasında, hatta yanlarında şimdi RTE gibi gaddar olmayan solcular var.Askerler ise geçmişteki hataların bedelini hem kendileri hemde ülkemize ağır bir şekilde ödetmiştir.

    YanıtlaSil
  9. Masal bunlar, uyumayı seven halkımın kulaklarına layık olanından...

    A.Özçelik

    YanıtlaSil