2 Haziran 2012 Cumartesi

BEYİNLERE KÜRTAJ GEREK



     Tam hükümet, Uludere sorununda köşeye sıkışmıştı ki RTE bir vücut çalımıyla gündemi  saptırarak çok farklı bir konuda derin ve hararetli bir tartışmayı başlattı. RTE' nin "Her kürtaj, bir Uludere'dir." sözü tarihe geçecek sanırım. Ortada çok açık bir katliam dururken konuyu böylesine ilgisiz bir yere taşımak ustalık ister. Demek ki kişi ustalaşınca yurttaşı kandırması da kolaylaşıyor. Ustalaşmak... Hangi konuda, nasıl? Gündem saptırıp halkın dikkatini başka yere çekerek katakulli işler çevirmek midir ustalık?

     Kürtaj, bir kadının kişisel kararıdır. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması sağlıklı kuşakların yetiştirilmesi için de çok önemlidir. Ana rahminde sorunlu başlayan bir yaşam, kişinin ömrü boyunca mutsuzluğunun temelini oluşturur. Sağlıklı kişiliğin oluşması ana rahminde başlar. Mutluluk ya da mutsuzluk tohumları çocuk doğmadan önce atılır. 

     RTE' nin kürtajı cinayetmiş gibi algılatması halkta iki önemli düşüncenin yerleşmesine neden olur. Birincisi, cinayeti sıradanlaştırır. Terör örgütlerinin katliamlarını, devletin ihmalinden kaynaklanan cinayetleri, iş kazaları sonucu ölümleri sıradanmış gibi gösterme amacına yöneliktir bu açıklama.

     İkincisi ise; cinselliği, sadece üremeye yönelik yaşama amacı güder. On haftalık istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasını cinayet sayan bir anlayış, bu konuda giderek çıtayı yükseltir. Bir süre sonra her türlü doğum kontrolünün de cinayet olduğunu söylerler. Bir spermi yok etmenin, bir ceninin oluşmasını yok edeceğinden bu da bir cinayet nedeni olarak kabul edilebilir bu anlayışla. Tıp biliminin kabul ettiği kuralların dışına çıkmak; kişiyi türlü sapkın, temelsiz düşüncelere yöneltebilir. Böyle bir düşünce silsilesinin sınırı, ölçüsü yoktur. 

     Başbakan hükmü verir de yandaşlar sessiz kalır mı? İlk olarak Sağlık Bakanı incilerini döktü. Şu söz, bakan Akdağ'a ait: "Bazen 'Annenin başına kötü bir şey gelmişse ne olacak?' vesaire gibi şeyler söyleniyor. Gerekirse öyle bir bebeğe devlet bakar." Tecavüze uğrayan kadının ruhsal durumunu, yaşamakta olduğu travmaları hiçe sayan bir anlayış bu. Kadını, çocuk üretme aracı gören bir düşünce. Kadını; ruhundan, bedensel ve yaşamsal gereksinimlerinden, isteklerinden dolayısıyla insani özelliklerinden soyutlayan feci bir bakış açısıdır bu. Cinselliği yalnızca çocuk yapmak için çiftleşme olarak gören ilkel bir anlayış. Sevişmeyi, zevk almayı, mutluluğu, duygusallığı yasaklayan bir Ortaçağ düşüncesi bu. Eş seçiminde kadının beğeni, sevgi ve tercihlerini hiçe saymak nasıl bir ruh halidir? 

     Tecavüz sorası doğacak çocukları devlet bakacakmış. Zinayı serbest  bırakan AKP hükümetinin ilginç bir üreme modeli bu. Böyle bir ilişkiden doğacak çocuğun aile gereksinimi ne olacak? Anne ile çocuk arasındaki duygusal ilişkiyi yok mu sayacağız? Yoksa dünyanın tüm diktatörleri gibi siz de bu kimsesiz çocuklardan fedai militanlar ocağı mı kuracaksınız?

      Tecavüze uğrayanı değil de tecavüzcüyü mağdur sayma düşüncesi yeni değil. Bir bölgemizde töre gereği olarak tecavüz eden sapığı cezalandırmak yerine, tecavüze uğrayan kadın öldürülmekte. Böylece de kirletilmiş namus temizlenmiş olmakta. Kadını insan değil de bir mal olarak gören feodal bir namus anlayışı. Bunun adına töre deniyor ve buna uymayı da adamlık sayar kimileri. 
  
       AKP'li meşhur(!) bir belediye başkanı ise "tecavüze uğrayan kadının kendini öldürmesini öneriyor. Nasıl bir kafa bu? Kadını peşinen suçlu ilan etmek nasıl bir ilkel anlayıştır. Afganistan'da erkekleri tahrik ediyor diye kadınların topuklu ayakkabı giymesini yasaklayan Taliban'dan ne  farkınız var sizin? Salatalık ve patlıcanı cinsellik çağrıştırıyor diye kadınların satın almasını yasaklayan zihniyetten çok mu uzaksınız?

      Bu tür bakış açıları, tecavüzcüye cesaret verir. Sapıklığı meşru kılar. Suçluyu suçsuz, suçsuzu suçlu yapar. Önce sizin beyinlerinize kürtaj yapılmalı. Belki bu sapkın düşüncelerden kurtulursunuz o zaman. 

       Ortaçağa ait ne kadar düşünce, yaşam biçimi varsa hepsi sırayla gündeme getirilmekte. Bu yolla da modernleşmenin, çağcıllaşmanın yok edileceği düşünülmekte. Ortaçağın uyuşturucu düşünceleriyle toplum uyutulmaya çalışılırken bir yandan da ülke kaynakları yağmalanmakta. Uyuşturucunun etkisi geçtiğinde toplumun nasıl ayılacağını düşündünüz mü hiç?
                                                          Adil Hacıömeroğlu
                                                          2 Haziran 2012 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder