27 Temmuz 2012 Cuma

CHP KURULTAYININ ARDINDAN


    CHP’nin 34. Olağan Kurultayı 17-18 Temmuz’da gerçekleşti. Kurultayın ardından çeşitli kişilerce olumlu, olumsuz birçok değerlendirme yapıldı. CHP, bu kurultayıyla bir iktidar yürüyüşünü başlatabilecek mi? Bu kurultay CHP’de bir eksen kayması yaratmış mıdır? Kurultayda, Türkiye’nin yaşamsal sorunlarıyla ilgili çözümler üretilmiş midir? Bu ve benzer soruların yanıtları kurultayın doğru değerlendirilmesini de yapmamızı sağlayacaktır.
            
      Kurultay’ın yapıldığı salon doluydu; ancak kalabalığın coşkulu olduğu söylenemez. İl kongrelerindeki katılım azlığı, tabanın ilgisizliğini göstermek amacıyla önemliydi. Kurultay salonunun dolu olması kimseyi yanıltmasın. Yerel seçimlerin yaklaşması, coşkusuz kalabalığın oluşma nedeni. Katılanların coşkusuz olması düşündürücüdür. Kurultaya damgasını vuran bir sloganın, topluma yönelik bir iletinin halkın dilinde, usunda olmaması ilgi çekicidir. Halka hedef gösteren, CHP’nin amaçlarını, iktidar yürüyüşünü özetleyen bir iletinin kurultaydan çıkmaması olumsuzluktur. Yine kurultayın sonunda toplumsal sorunların çözümüne ilişkin bir bildiri de yok.
            
       Parti meclisi seçimi görünüşte çarşaf listeyle yapılsa da aslında uygulanan blok listeydi. Kılıçdaroğlu, önce yüz kişilik bir anahtar liste hazırladı. Böyle bir durumda eski MYK üyelerinin, A takımının parti meclisine seçilemeyeceği anlaşılınca da elli iki kişilik yeni bir anahtar liste çıkardı genel başkan. Yani, anahtarın anahtarı liste... Sarı listeyle kurultay iradesi yönlendirilmeye çalışıldı. Birkaç kişi haricinde bu liste seçildi. Ancak seçim sonuçlarında önemli dersler var. Parti geleneğini iyi bilen, tabanın sesi olan, halka dayalı siyaset yapmanın gerekliliğine inanan, Ecevit rüzgârının yurtseverliği yükselttiği bir sürecin heyecanlı politikacısı Adnan Keskin’in ve ulusalcı, cumhuriyetçi, Atatürkçü duruşuyla halkın takdirini toplayan Haluk Koç’un en yüksek oyu alması partinin geleceği açısından umut vericidir. Bunun yanı sıra açılımcıların kurultaya katılan delegelerin yarısının bile oyunu alamadan zar zor seçilmeleri parti politikalarının oluşumunda iyi değerlendirilmeli. Demek ki delege, açılım politikalarını onaylamıyor.

     Adnan Keskin ve Haluk Koç nezdinde ulu çınarın köklerine sahip çıkmakta taban. Ancak TR 705 simgesiyle CİA defterlerinde kayıtlı bir kişinin, mayası antiemperyalizmle yoğrulmuş bir partinin kurultayında yeniden seçilmesi de acıklı ve şaşırtıcıdır.
            
      Kullanılan oylarda, geçersiz olanların çokluğu düşündürücüdür. CHP gibi ülkemiz aydınlanmasının öncüsü olmuş bir partinin bazı delegelerinin sandığa geçerli bir oyu atamamasının haklı bir gerekçesi olamaz. (Bakınız: ÇİFT MÜHÜR http://adiladalet.blogspot.com/2011/06/cift-muhur.html) Bu durum göstermektedir ki CHP üyelerinin parti içi eğitime gereksinmeleri var. Bunun yanı sıra tabanı siyasal alanda heyecanlandıracak, idealize edecek siyaset anlayışı da gerek.
            
Kılıçdaroğlu’nun konuşması:
            
      CHP Kurultaylarında genel başkanların yaptığı konuşmalar her zaman önemlidir. Partinin gideceği yol, izleyeceği politikalar, ülke sorunlarının çözümüyle ilgili görüşler bu konuşmalarda anlatılır. Bir başka deyişle halka iktidar olunduğunda neler yapılacağı söylenir bu kürsüden. Bu konuşmalar partinin genel politikalarının anlatılması açısından önemlidir. Bu nedenledir ki bu konuşmalar ortak akılla hazırlanmalı, sözler iyi seçilmeli, topluma verilecek iletiler belirlenmeli. Şimdi burada Sayın Genel Başkanın konuşmasını ele alacağız.
            
       “Ulu bir çınarın gölgesinde 34. Olağan Kurultayımızı yapıyoruz. Bu ulu çınarın adı Cumhuriyet Halk Partisidir.” Ulu çınar, benzetmesi güzeldir (Bkz. İNÖNÜ DÜŞMANLIĞI  http://adiladalet.blogspot.com/2012/07/inonu-dusmanligi.html). Keşke tüm söylemler, bu ulu çınarın daha da gövermesine hizmet edecek doğrultuda olsa.
            
Emperyalizmin sol ayağı:
            
      “Cumhuriyet Halk Partisinin tarihi emperyalizmle mücadelenin tarihidir. Cumhuriyet Halk Partisinin tarihi bağımsızlığımızın tarihidir. Cumhuriyet Halk Partisinin tarihi aynı Kuva-i Milliyenin, Kuva-i Milliyecilerin tarihidir.” Bu cümlelerin Kılıçdaroğlu tarafından söylenmesi şaşırtıcı değil; çünkü CHP genel başkanının söylemesi gerekenler bunlar. Bu sözler dilde kalmamalı, bu doğrultuda politikalar üretilip uygulanmalı. Öncelikle anayasanın değiştirilemez maddelerinin tartışılmasına bile girilmemeli. Antiemperyalizm kuruluş harcımızsa bölgemizde ve dünyadaki emperyalist politikalara karşı çıkıp ezilenlerin yanında yer alınmalı. ABD’ye, CHP’nin yanlış anlaşılmasını önleyecek(!) heyetler gönderilmemeli. Kemalizm’i eskimiş göstererek bir kenara itmek isteyip sözde yenileşip değişmek adına emperyalizmin sol ayağı olan sosyal demokrasiyi partinin egemen politikası haline getirmemeli. O sosyal demokrasidir ki Kuva-yi Milliye’yi boğmak için elinden gelini yapmışsa CHP’ye yakışır mı böyle bir siyaset?
            
     “Cumhuriyet Halk Partililer ilkesiz, ulusal siyaset yapmazlar.” Bu tümce ya eksik ya da yanlış yazılmış. Tümcede noktalama yanlışı da yapılmış olabilir. Eğer “ilkesiz” sözcüğü, bu biçimiyle kullanılmışsa “ulusal” sözcüğüyle görevdeş olur ki bu büyük bir anlatım ve düşünce yanlışıdır. “İlkesiz” sözcüğünden sonra virgül olmaması gerekiyorsa sıfat görevinde kullanılır ve yanlış anlamaları önler. Cümlenin yazımında yanlış yapıldığını var sayarak var olan anlamı eleştirmeyeceğim. Dile biraz özen gerek!
            
       “Değerli yoldaşlarım, unutulmaması gereken somut bir gerçek var. Sosyal demokrasinin temelinde ilerleme ve değişim vardır.” Gerçek hiç de böyle değil. Yüz yıldır sosyal demokrasinin çizgisi değişmiyor. Dün Türk Kurtuluş Savaşı’na, Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki bağımsızlık hareketlerine karşı çıkan sosyal demokratlar; bugün de Irak’ı, Afganistan’ı işgal ederek Suriye’de kan döken çetelerin destekçisi olmaktalar. CHP’nin böylesi bir sosyal demokrat gelenekle yan yana olması, bu ideolojiyi benimsemesi tarihsel geçmişine yakışır mı? Atatürk adıyla sosyal demokrasi yan yana gelir mi?

Değişim ve dinamizm altı oktadır. İnsanı merkeze oturtan da halkçılıktır. Halkçılığın uygulandığı bir toplumda sokaklarda el açan dilencilere, sadakayla geçimini sağlayan yoksullara rastlanmaz. Eşitsizlikler, ancak halkçı politikalarla giderilir. Cumhuriyet’in erdemlerini savunup ayakta tutmak toplumsal mağduriyetleri önler. “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi” olarak yurttaşlarımızın yaşam güvencesidir.

“Değişim”  yeni ve yararlı olanı getirdiğinde gereklidir. Ancak geçmişin güzelliklerini inkâr ettiğinde, ayakta kalmamızı sağlayan yaşam kaynaklarını ortadan kaldırdığında ise tehlikeli ve zararlıdır. “Değişim” adı altında küresel dayatmaları yeniymiş gibi algılamak, algılatmak son derece sakıncalıdır.

Çağdaş uygarlığı yakalayıp aşmak, ancak Türk Devriminin sürdürülmesiyle olanaklıdır. Türk aydınlanmasının temel dayanağı olan laiklikten verilecek en küçük ödün çağdaş uygarlık koşusunda tökezlememize neden olur.

Seçimler kaç yılda bir yapılıyor?

Şunu söyledik; her yıl 10 bin üniversite öğrencisi yurtdışına doktoraya gönderilecektir. 10 bin üniversite öğrencisini düşünün. 5 yılda her yıl 10 bin üniversite öğrencisi yurtdışında doktora yapmış, Türkiye’ye gelmiş, üniversitelerinde bilim adamları, çağdaş uygar bilim adamları, aklın özgürleştiği üniversiteler. Bu üniversiteleri düşünün. 5 yılda 50 bin bilim adamını düşünün. Türkiye’yi bilim toplumu yapma aşamasında ciddi bir sıçrama yapacaktır.” Burada CHP iktidara geldiğinde uygulanacak doktora programından söz edilmekte. Ülkemizin bilim ve eğitim yaşamının gelişmesi için güzel bir düşünce. Ancak ülkemizde seçimler dört yılda bir yapılıyor. Seçimlerin beş yılda bir yapılması 2007 öncesiydi. Dil sürçmesi sayılmayacak böylesi somut hatalar olmamalı konuşmalarda.

Halkçı düzende küçük ve yavaş balıklar korunur

Değerli yol arkadaşlarım, bizim güzel bir sözümüz var büyük balık küçük balığı yutar diye. Dünya değişti, artık büyük balık küçük balığı yutmuyor. Hızlı balık yavaş balığı yutuyor.” Bu sözle asıl vurgulanmak istenen sanırım gelişme hızı ve bilişim teknolojisine, zamana uyum sağlamaktır. Ancak bu durumu, sömürüyü meşru sayan bir sözle anlatmak son derece talihsizliktir.

Küçük ya da yavaş balıkların yutulması acımasız sömürünün esas alındığı kapitalist düzendedir. Gerici feodal düzenlerde, aşiretlere dayalı toplumsal yapılarda zayıflar, yoksullar ezilir. Güçlüler, küçük balıklara yaşam hakkı tanımaz.

Sosyal demokrasi, Avrupa kapitalizminin geri kalmış ülkeleri sömürmesiyle varsıllaşmış topraklarda refah toplumu oluşturma amacında olduğundan küçük ya da yavaş balıkların yenmesini olağan karşılar. Emperyalizmin sağ ya da sol ayağı olmuşsun ne fark eder? Büyük ya da hızlı balıksın, yutmak için varsın.

Halkçılığın, cumhuriyetçiliğin uygulandığı bir toplumsal düzende kimse kimseyi yutmaz. Zayıflar özellikle korunur. Onların hakları yasal güvenceye kavuşturulur. Güçlü-zayıf, hızlı-yavaş ayrımı olmaz.

“Hızlı balık, yavaş balığı yutuyor.” sözünün ilk kez İsrail Devlet Bankası Müdürü Jacob A. Frenkel tarafından kullanılması ilginçtir. İsrail, hızlı balık olarak yurtsuz Filistinlileri yutmakta. Bu onların faşist anlayışına uygun bir davranış. Yine bu sözün Ali Babacan tarafından daha önce kullanılmış olması da ilginç. CHP Genel Başkanı kurultay gibi tarihe not düşülen bir yerde konuşurken özgün tümceler kullanmalı. Bu nedenle de danışmanlarını sağcılardan değil de Kemalistlerden seçmeli. Başkalarına öykünmek sağcılığın işidir. Kemalizm özgünlük ve yaratıcılıktır.

Esat katliamcı mıdır?

Suriye’de yapılan katliamlara, uygulanan oransız (orantısız olmalı) güce her zaman karşı olduk. Katliamları kınıyoruz, kınamaya da devam edeceğiz.” Esat’ı katliamcı ilan etmek Küresel emperyalizmin ve onun taşeronları olan AKP’nin, Katar’ın, Suudların, İsrail’in dilidir. Suriye yönetimini halkını öldürüyormuş gibi göstererek oradaki laik ve ulusalcı yönetimi yıkmak emperyalizmin amacı. Esat yönetimi, ülkesindeki dirlik düzeni bozmak için Suriye halkına ve devletine saldıran teröristlerle savaşmakta. Suçlu olan Esat değil; Suriyeli teröristler ve onları destekleyenlerdir.

Suriye’nin bu terörist saldırılar sonucunda bölüneceğini defalarca yazdık. Bu bölünmenin de en çok ülkemize zarar vereceğini her fırsatta haykırdık. Suriye’nin bölünmesi, ülkemizin bölünmesini de tetikleyecek. Bunu görmemek için çok saf olmalı. Türkiye’nin Kemalistleri, yurtseverleri Esat’ı dolayısıyla da Suriye’nin ulusal bütünlüğünü desteklemeli.

Üreten ekonomi:

Kılıçdaroğlu, konuşmasında sık sık üreten ekonomiden söz etmekte. Üreten ekonomiyi savunmak CHP’nin geleneğidir. Tüketiciliği özendirmekse tekelci kapitalizmin ilkesidir. Ülkemizin kalkınması, halkımızın gönenç içinde yaşaması üretimle olur. Üretmeden tüketmek, usçu ve ulusçu bir anlayışı temsil etmez. Türkiye’nin kuruluşunda üretim ekonomisiyle nasıl yoksulluğu yenip kalkındığımızı herkes bilmekte. O dönemde kırılan büyüme rekorları bugün bile kıskananların dudaklarını uçuklatmakta. İşte bunun içindir ki CHP’nin sosyal demokrasiye değil, Kemalizm’e gereksinimi var. Ülkemizin kalkınma reçeteleri CHP’nin geçmişinde bulunmakta.

“Üreten ekonomi”den yanaysak özelleştirmeler konusundaki tavrımız ne olmalıdır? Cumhuriyetle yaşıt, yoksul halkın emekleriyle oluşturulan ekonomimizin lokomotifleri sayılan kuruluşları özelleştirme adına satılması karşısında CHP ne yapmalıdır? Konuşmada bu ve benzeri soruların yanıtları yok.

Tarım ve hayvancılıkta destekleme politikalarından yana olup olunmadığıyla ilgili de bir şey belirtilmemiş. Çitçinin perişanlığının nedeni, devletin destekleme alımlarından vazgeçmesidir. CHP, bu konuda düşüncesini açıkça söylemeli.

“2003-2010 yılları arasında ithal ettiğimiz tarım ürünü ve gıdaya ödediğimiz parayı söylüyorum: 70 milyar 449 milyon dolar.” Yalnızca tarımı değil; tüm ekonomimizi mahveden dışalıma dayalı siyasal anlayış. Bunu sonlandırmak için de bazı önlemler alınmalı ivedilikle. Örneğin, CHP gümrük birliğinden çıkılmasından yana mıdır? Üreten ekonominin kurulması için bu önemlidir. Gümrük birliği, dışalıma dayalı ekonomik sistemi teşvik etmekte, yerli üretimi de engellemekte.

Dış politika

Kurultay konuşmasında dış politikayla ilgili belirsizlikler var. “Arap Zemherisi” konusunda CHP açık tavır almalı. Batılı ülkelere koşut bir söylem, bölgemizi kan gölüne çevirir. Komşularımızın toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürecek her türlü dış müdahaleye karşı çıkılmalı. BAAS rejimlerinin Atatürk’ü, dolayısıyla da CHP’yi örnek alarak Arap topraklarında başlattıkları modernleşme hareketlerinin arkasında durulmalı. Krallık, şeyhlik, emirlik gibi çağdışı yönetimlerle emperyalistlerin yaptıkları sözde demokrasi propagandalarının etkisinde kalınmamalı.

Bölgesel ittifakların kurulması konusunda CHP’nin tavrı nedir? Balkan ve Sadabat paktları bölgemizdeki emperyalist yayılmalara karşı önemli siyasal oluşumlardı, benzerleri bugün neden olmasın?

Konuşmada uluslararası planda dış politikamızın hangi temeller üzerinde yükseleceği, hangi amaçlara yöneleceği yok. AB konusunda modaya uyarak kapılarda mı bekleyecek Türkiye; yoksa Asya’ya yönelip dünyanın yükselen güçleriyle mi ittifaklar kuracağız? Bu konuda parti politikaları oluşturulmalı. AB gibi olmadık hedeflerin peşinde koşmak, ülkemize zaman ve güç kaybettiriyor. Bu nedenle uluslararası yeni oluşumlar CHP’nin gündeminde olmalı.

Orta Asya ile ilgili tümcelere de rastlamadık kurultay konuşmasında. Son yıllarda AKP hükümetinin unuttuğu bu kardeş coğrafyayı, CHP de anımsamıyor mu yoksa? Dünya enerji kaynaklarının önemli bir bölümü burada. Tarihsel bağları da unutmamalı.

 Sonuç

CHP Kurultayı sonuçları itibarıyla alınacak derslerle dolu. Kimlik arayışı ilk bakışta sezilmekte. İdeoloji aramak için ne zamanı israf etmeli ne de parti kadrolarını kırıp dökmeli. Partinin kuruluş felsefesi, tarihsel sorumlulukları, deneyim birikimi yönetime yol göstermekte. Küreselleşme modasına uyarak Avrupai kimlikler aramak büyük yanlış.

Sosyal demokrasi ulusumuz için bir ideal olamaz. Halkta heyecan da yaratamaz. Parti delegelerini heyecanlandıramayan, idealize edemeyen sosyal demokrasi, halkı nasıl partinin peşine taksın?

AKP, hedefine Cumhuriyet yıkıcılığını koymuş. Yıllardır bu kadrolar, amaçları için var güçleriyle çalıştılar. Tarihsel dayanakları da hilafetçiler, padişahçılar, Kurtuluş Savaşına ve Cumhuriyet’e isyan edenler. Dünya gericiliğinin merkezi emperyalizmle de birleşerek amaçlarına koşmaktalar. İyi kötü bir idealleri var onun peşindeler.

CHP, Cumhuriyet’i savunma idealini benimsemeli. Parti kadrolarını bu konuda eğitmeli. Yoksa akmaz kokmaz bir siyasal çizgi olan sosyal demokrasiyle bir amaca varılamaz. Kemalist özünden ayrılmayan bir CHP, antiemperyalist duruşunu sürdürebilir.

Bölünme anayasası komisyonlarından çekilmeden Kemalist duruş sergilenemez. Özerk yönetim biçimine karşı çıkmalı CHP. Üniter devlet korunmadan ulusal birliğin de korunmayacağı bilinmeli.

Açılımcılığı reddeden, batılılarca dayatılan politikalara karşı çıkan, etnik ve mezhepsel siyasetlerin karşısında olan CHP; gerçek CHP olur. “Değişim” diyerek partinin yönünü, çizgisini değiştirmek ilericilik değildir. Çünkü ilericilik, emperyalizme ve onun dayatmalarına karşı durmaktır.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       26 Temmuz 2012
Not: 30 Temmuz 2012 tarihli Ulus Gazetesinde yayımlanmıştır.
Yazılarımın tümüne http://adiladalet.blogspot.com dan ulaşabilirsiniz.


           
            

3 yorum:

  1. Kazan kazana kara demis tencere kalkmis oynamis diye bir soz vardir..
    Kendi ic meselelerimizde ne kadar adiliz,dusundulermi hic..
    Sanki Turkiyemizde her duzen dort dortluk..Kendi eksik ve yanlislarimizla ilgilenmek daha dogru olacagina,olmayan gucunle ( kendi Ulkendeki PKK yi sonlandiramadigin )
    HALINLE GIDIPTE BASKA ULKE BASKANLARINA AKIL VERMENIN ANLAMINI BILEBILMIS DEGILIM..

    CHP MUHALEFETTE KALDIGI YETMEZLIKLERINI DUZELTMEKLE MESGUL AMA,FIKIRLERINI COK BEYENIYORUM VE KILICDAR OGLUNUN,ONCE SAYGI VE SEVGISINI COK TAKDIR EDIYORUM..

    INSAN OLARAK GUZEL BIR LIDER VASFINA SAHIP ZATEN KENDISI,,
    YUZUNDE HIC NEFRET VE KIN GORMEDIM,KENDISINI KUTLUYORUM..

    AKP DEKI LIDER KONUMUNDAKILERIN YUZLERINDEKI MANIDAR IFADELERI ( KIN VE NEFRET )SACAN HALLERIYLE COK RAHATSIZ OLANLARDANIM, YUZLERINDE ,DILERIM SEVGI CICEKLERI ACAR,COK GEC KALMAMALARI DILEKLERIMLE..

    ZIRA ALLAHINI BILEN INSANLAR SADECE SEVGI DAGITIR,SEVGI IMANDANDIR..
    NEFRETTE SEYTANDANDIR..

    CHP YE BASARILAR DILERIM...

    YanıtlaSil
  2. Ali Ayın PİROĞLU29 Temmuz 2012 16:27

    Değerli yazarım:değerli tesbitlerinze katılmamak elde değil.Evet CHP özünden kopamıyor ,ama gereğinide yapacak kadrolara sahip değil.Ne yardan,ne serden vazgeçemiyor.Böylesi bir ikilemlede neler yapabilir görüyoruz. Saygılarımla
    Ali Ayın PİROĞLU.

    YanıtlaSil
  3. Televizyonda bir düşünürün çözümü:Türkler ve SÜNNİKESİM hep yönetici ve hükmediciydi yatağandaki,Ayazağadaki vs kitlesel tesbitlerdeki aşırı feveranı anlamıyorum .Artık Kürtlerin,Alevilerin,Ermenilerin,Lazların,Çerkezlerin,hatta Rumların bu Türk hükmü yerine geçmesiyle demokratik Cumhuriyet kurulacaktır derken;CHP nin kemikleşmiş yapısında da bu taleplerin ve kadroların çokluğu ve vizyon görünümü sol ayaklı SOSYAL DEMOKRASİ yada HALKÇILIK ideallerinin ve KURULTAY SONUÇ BİLDİRGELERİNDEKİ AMAÇ VE HEYECANLARI sıradan yaşayan HALKIN bütünlüğünün yaşam mücadelesinde sadece dünya görüşü pazarlayarak halkın içinde olmadığı ,sahiplenilmediği ortak dünya ideali ve sahipliğinin bırakılmadığı bir partide SEÇİLENLERİN DAR KADROCULUK VE KENDİNİ FİRAVUN SANMA KOMPLEKSİ YENİLMEDİKÇE HALKÇILIK DA OLSA VESAYETİ,FERAGATI,LİYAKATI,VEFAYI VE BİRLİKTE KATLANMAYIÖĞRETMEK GEREK ilk önce.UMUT YOK,AKGÜNLER DE,YARINLAR DA KURULTAYLARDA HEP KARANLIK.YÖRÜK MEMED

    YanıtlaSil