23 Şubat 2013 Cumartesi

12 EYLÜL ÇOCUKLARI, VURUN 28 ŞUBAT’A



            12 Eylül darbesi ABD’nin “bizim çocukları” tarafından yapıldı. 24 Ocak kararlarının mimarı Özal, dikensiz gül bahçesinde liberal kapitalizmi uygulayarak emekçilerin daha çok köleleşmesine neden oldu. Demokrasi sözde kaldı. Hak aramak, örgütlenmek en büyük suç oldu.
            Yedi bin kişi için idam istendi. Beş yüz on yedi kişiye ölüm cezası verildi. TBMM’ye iki yüz elli dokuz idam dosyası gönderildi, bu kişilerden ellisi asıldı. İdam cezalarının hepsinde RTE’nin demokrasi kahramanı ilan ettiği Özal’ın onayı var, ya başbakan ya da başbakan yardımcısı olarak…
            Altı yüz elli bin kişi gözaltına alınıp bunların iki yüz otuz bini yargılandı. Gözaltına alınanlar stadyumlara, kapalı spor salonlarına sığmadı.
            Bir milyon altı yüz seksen üç bin kişi fişlendi.
Sakıncalı sayılan üç bin sekiz yüz elli dördü öğretmen, yüz yirmisi üniversite öğretim üyesi, kırk yedisi yargıç olmak üzere toplam otuz bin kişi işten atıldı.
            Üç yüz seksen sekiz bin yurttaşımıza pasaport verilmedi.   
            İki yüz doksan dokuz kişi cezaevlerinde kuşkulu biçimde öldü.
            On dört bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
            Otuz bin kişi siyasal mülteci olarak yurtdışına gitti. Türkiye’nin en büyük ozanlarından kanser hastası Ruhi Su’ya tedavi olmak için yurtdışına çıkış izni verilmedi. Ülkemizin türkülerini en coşkulu söyleyen sesini ne yazık ki yitirdik. Bugün de cezaevlerinde amansız hastalıklara yakalanan tutukluların serbest bırakılmaması, 12 Eylül anlayışının sürmekte olmasının bir gereği sanırım.
            Yirmi üç bin altı yüz yetmiş yedi dernek kapatıldı.
            Sakıncalı bulunan dokuz yüz otuz yedi film yasaklandı.
            Dört yüz gazeteciye toplam dört bin yıl hapis cezası istendi, yargılamalar sonunda gazeteciler üç bin üç yüz on beş yıl altı ay ceza aldı. Gazeteler, üç yüz gün yayın yapamadı. Otuz dokuz ton gazete ve dergi imha edildi.
            Sayılamayacak kadar kitap sakıncalı bulunup toplatılıp yakıldı. Yıllarca kitap toplumda en büyük suç unsuru sayıldı.
            On binlerce memur ve işçinin başka kentlere atamaları yapıldı.
            Birçok aile baskı ve asılsız ihbarlardan kurtulmak için başka yerlere göç etmek zorunda kaldı. 12 Eylül’de olanların tümünü anlatmak için sayfalar yetmez.
            28 Şubat’ta idam edilen, cezaevinde ölen yok! Stadyumlara, spor salonlarına doldurulan tutuklular yok! Yakılan gazete, dergi ve kitap yok! Yurtdışına sürülen yok! İktidardakiler ve TSK’nın komutanları, ABD’nin “bizim çocuklar”  dediklerinden değil.
            Bugün, yani ileri demokrasiye geçtiğimiz AKP iktidarında 12 Eylül’ün sorumlularından tutuklanan yok! Üstelik 12 Eylül rejiminin simge adı Özal, RTE’nin öncülü.
28 Şubat’la ilgili tutuklamalarsa sürüyor. Neredeyse dışarıda emekli general kalmadı. Eski YÖK başkanı da tutuklu. Darbe yapan bir profesör olarak tarihe geçecek sanırım.
Darbecilerle hesaplaştığını söyleyen iktidar kimlerle hesaplaşıyor belli değil mi? ABD’nin “bizim çocukları” nın izinden gidenlerle Türkiye’nin birliğinden, dirliğinden yana olanlar arasındaki mücadele süreceğe benziyor.
12 Eylül’ün çocukları; vurun 28 Şubat’a, olmayan darbeye! Vurun ki efendilerinize yaranın… Vurun ulusun geleceğine, ülkenin dirliğine, güvenliğine… Vurun ki efendilerinizden önce Türk halkı sizi deliğe süpürsün!
                                                                       Adil HACIÖMEROĞLU
                                                                       16 Şubat 2013
Not: 25 Şubat 2013 tarihli Ulus Gazetesinde yayımlanmıştır.
Yazılarımın tümünü http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder