5 Temmuz 2013 Cuma

MISIR, ATATÜRK’Ü ARIYOR


Mısır’daki halk direnişi, Ortaçağ kafalı ve emperyalizmin kuklası Mursi’yi devirdi. Dünya’nın dört bir tarafındaki ülkeler, bu iktidar değişimine temkinli yaklaşırken TBMM’de grubu bulunan partiler, Mısır’daki siyasal değişime “darbe” demek için adeta yarıştılar. Bu yarış, nedendir?
AKP, son yıllarda özellikle de Ergenekon, Balyoz… gibi uydurma darbe senaryolarıyla cumhuriyetçi aydınları hapse atmaya başladıktan sonra medya yoluyla sürekli darbe konusunu işledi. Kendilerini demokrat, karşıtlarını darbeci olarak yaftalama yolunu seçti. AKP sözcüleriyle yandaş basın, bu konuda en çok CHP’ye yüklendi. Özellikle de CHP’nin geçmişini karalama yoluna gitti. Tek parti dönemini acımasızca, yalanlardan oluşan suçlamalarla kötüledi iktidar partisi. Olmayanları olmuş gibi göstererek toplumun beyni adeta yıkandı. Amaç, Cumhuriyet’i kuran kahramanları ve kurucu partiyi halkın gözünden düşürmekti. Bu yolla da özledikleri Ortaçağ düzenini kurmaktı.
Peki, AKP önüne geleni “darbeci” diye suçlarken, Cumhuriyet kurucularına akla mantığa uymayan iftiralar atarken CHP yönetimi ne yaptı?
Yeni CHP yönetimi, AKP’nin suçlamaları karşısında sürekli savunma durumunda kaldı. RTE’nin saldırıları karşısında ruhsal bir eziklik hissine kapıldı. Özellikle kurucu iradeye karşı yapılan haksız suçlamalar karşısında çoğu zaman sustu. Bazı CHP yöneticileri ve milletvekilleri, AKP’nin suçlamalarına destek verdi. Kimi zaman AKP’lilerden bile ileri gittikleri söylenebilir. Yandaş ve merkez medyadan gelen “darbecilik” suçlamalarına karşı çaresiz kaldılar çoğu zaman. CHP yöneticileri dünyanın gıptayla baktığı, saygı duyduğu ve birçok ülkenin örnek aldığı Türk Devrimini göğüslerini gere gere savunamadılar. Devrimcilikle darbecilik arasındaki farkı anlatmadılar kamuoyuna. Tabi bunu öncelikle partinin her kademesindeki yöneticilere ve üyelerine anlatmalıydı CHP. Ülkeyi kurtaran, Cumhuriyet’i kuran, demokrasiyi getiren bir partinin üstüne sanki ölü toprağı serpilmişti de susmaktaydı. Yani en haklı olduğu konularda, haksız duruma düşürülmekten kurtaramadı kendini.
“Darbeci” olarak yaftalanma korkusu o kadar çoktu ki YCHP yöneticilerinde, “Gezi Direnişi”ni bile uzaktan izlemeyi yeğlediler (Birkaç milletvekilinin kişisel çabalarıyla direniş alanlarında görünmesi hariç.). Gezi eylemleriyle ilişkilendirilmemek için özel çaba gösterdiler. Oysa Gezi Direnişi, dünyanın çok saygı duyduğu, evrensel boyutlarda etkisi olan bir toplumsal hareketti. Toplumsal hareketlerden darbe çıkmaz, devrim çıkar. Bu basit siyasal mantığı bile kavramaktan uzak bir siyasal anlayışın Mısır Devrimini kavraması epey zor.
Tahrir Meydanındaki halk, orduyu yanına alarak devrimi gerçekleştirdi. Dünyadaki her devrimin kendine özgü koşulları vardır. Her toplum kendi toplumsal, siyasal, kültürel koşullarına göre devrim yapar. Mısır devriminin asıl hedefi feodalizmdir. Bu devrimin antiemperyalist yönünü de görmek gerek. Mısırlıların ellerindeki Nasır posterleri antiemperyalist olmanın simgesi.
İlk kez Arap coğrafyasında emperyalizme ve Ortaçağ yapılanmalarına karşı kitlesel bir gösteriye tanık olduk. Nasır’dan sonra emperyalizmin peşine takılan Mısır, Tahrir Meydanındaki ayaklanmayla tüm Arap ülkelerine örnek olacak.
Dünyanın hiçbir devrimi sandıkta olmamıştır. Rönesans Devrimine, Reform hareketiyle değişen Avrupa’ya bakalım. Fransız, İngiliz, Amerikan, Bolşevik, Türk, İran (1906), Çin devrimlerini inceleyelim. Nasıl gerçekleşti bu devrimler? Sanayi Devrimi sandıkta mı oylandı?
Sandık fetişizmine kapılarak demokrasiyi sandığa hapsetmek yeni Hitlerleri, Mussolinileri yaratır. Hitlerin emrine girerek ölüm makinesi haline gelen Alman ordusu, II. Dünya Savaşında ölen milyonlardan sorumlu değil midir? Alman Ordusu, Hitler’in kazandığı seçimlere saygı gösterdiği için alkışı mı hak ediyor? Yoksa ona demokrasi madalyası mı takmak gerek?
Mursi’nin Mısır’ında erkeklere, karıları öldükten sonra altı saat süre ile sevişme hakkı(!) tanınmıştı. Sandıkta kazandı diye bir iktidarın ölü seviciliği, hak olarak göstermesine demokratik saygı mı göstereceğiz?
Dünyanın hiçbir devrimi halkın yüzde yüz katılımıyla gerçekleşmemiştir. Toplumun ileri kesimleri, devrimci atılımlar yaparken halkın bir bölümü de eski düzeni korumak için mücadele verir. Her devrim, aynı zamanda bir iç savaştır. Amaç, devleti yönetecek gücü eline geçirmektir. Bütün savaşım bunu içindir.
Mısır’daki değişime darbe diyenlerin en büyük dayanağı ordunun işe karışmasıdır. Dünyanın hangi devriminde ordu ya da silahlı güç yoktur? Mısır ordusu ne yapsaydı? Tahrir ve Adeviye alanlarında toplanan karşıt görüşlü halkın çatışmasına izin mi verseydi? Mursi’nin baltalı, satırlı adamlarının Tahrir’i biçmesini mi beklemeliydi ordu?
Mısır’da önemli bir değişiklik yaşandı. Altını özenle çizerek söyleyeyim. Mısır’daki darbe Tahrir Meydanının demokrasi üretmesine engel olmuştur. Tahrir’de toplanan yüz binler diktaya karşı çıkmışlar, özgürlükleri savunmuşlar. Seküler sistemi savunmuşlar, ama bir darbeci gelip Tahrir Meydanını yerle bir etti o düşünceleri.” Parti Meclisi toplantısı öncesi bu açıklamayı yapıyor Kılıçdaroğlu. Bir kişi, bir darbeci adam milyonların iradesini yok etti öyle mi? Öncelikle Tahrir’i ve Mısır’ın diğer kentlerindeki alanları dolduran milyonlarca kişiye saygı göstermek gerek. Milyonların iradesi ne kadar zayıf ki darbeci birinin eylemine teslim oluyorlar! Böyle bir şey olur mu?
Demokrat Partinin Cemal Abdül Nasır dönemindeki hatası, yıllarca Mısır halkını Türkiye’den soğutmuştu. Bugün aynı hatayı yapmamak gerek. Mısır’daki iktidar değişimine ABD, Katar ve Türkiye’deki BOP eşbaşkanlığı karşı çıkıyor. YCHP ABD, Katar ve BOP eşbaşkanlığının safında mı yer alacak; yoksa Tahrir’in yanında mı?
Mursi’nin devrilmesiyle siyasal İslam da çöküş sürecine girmekte. Bundan da en çok korkan AKP’dir. Çökmekte olan bir siyasal anlayışa, yanlış siyasal söylemlerle payanda olmak, suni solunum yaptırmak muhalefet partilerini halk nezdinde sorumlu yapar.

            Çöl aşiretleri silahlarını kuşanıyor Tahrir’in iradesine karşı. Cuma namazında “Bu darbenin Mursi’yi değil, İslam’ı hedef aldığı” vaaz ediliyor camide. Cemaat yalanlarla ajite ediliyor. Mursi yanlıları, bir demokrasi mücadelesini din savaşına dönüştürmek için uğraşmaktalar.           
Devrimi darbeye dönüştürmek isteyen dostlar; “Ordu devreye girmeseydi, ne olurdu?” sorusunu yanıtlamalılar öncelikle.
            Mısır halkının Atatürk’e gereksinimi var. CHP yöneticileri bir şey yapmak istiyorlarsa öncelikle Mısırlı devrimcilere Atatürk modelini anlatmak için seferber olmalılar. Arap çöllerinin Atatürk’ün aydınlığına o kadar çok gereksinimi var ki…
            AKP zihniyeti Gezi Direnişini de “darbecilikle” suçlamıştı, bu unutulmamalı. Öncelikle CHP’li yöneticiler güdümlü basının baskı ve yönlendirmesinden kurtulmalılar. Basının kitleler üzerinde etkisinin olmadığını Gezi direnişlerinde gördük. Kimse tarafından dinlenmeyen televizyon bülbüllerini, yurttaşların okumadığı kendinden menkul köşe yazıcılarını ciddiye almayınız. Fırıldak gibi dönen sözde aydınların Türkiye’ye katacağı bir şey yok!
            AKP’nin saldırıları karşısında sürekli savunmada kalan ve tarihsel geçmişini sahiplenerek doğru politikalar üretmeyen YCHP’nin bu durumuyla iktidar olma olasılığı yok! Bu da AKP’yi güçlendirmekte. Öncelikle doğru politikalara gereksinim var. Bu da AKP’yi taklit ederek değil, Atatürk’ün izinden giderek olur.
Mısır Atatürk’ü ararken Atatürk’ün partisi nerede? Elini uzatacak mı Tahrir Meydanına? Tahrir’in kalbini kırmadan onların dost ellerini, Mustafa Kemal’in sıcaklığıyla tutabilecek mi?

                                                           Adil HACIÖMEROĞLU
                                                           5 Temmuz 2013
                                                          








4 yorum:

  1. Yazınız çok güzel olmuş. Ellerinize, yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Müslüman coğrafyasındaki karışıklıklara baktığımda hep derim ; onların bir Atatürk'ü olamadı . Bizim büyük şansımız , en buhranlı zamanımızda O na sahip olmamızdır . Atatürk nutukta açık açık , daha dört halife zamanında mezhep savaşlarının başladığını , bu durumdan endişe duyduğu için halifeliği kaldırmak zorunda kaldığını , tekke ve zaviyeleri bu yüzden kapattırdığını yazar . Bugün bölgeye baktığımızda Onun ne kadar doğru yaptığını bir defa daha anlıyoruz . Din üzerinden siyaset yapmaya son verilmediği takdirde bu coğrafyaya barış gelmesi zor gözüküyor . Teşekkür ederim , kaleminize sağlık ...

    YanıtlaSil
  3. Henüz ÜMMETÇİ anlayıştan kurtulamamış olan Mısır ,ATATÜRK gibi bir öndere gereksinim duymaktadır. Mısır halkı bu anlayışla DEVRİM EYLEMİNE yönelmiştir. Mısır ordusu da Mısır halkının içinden çıkmıştır ve bu devrime katkı sağlaması da doğaldır. Mısır'ın bu arayışını ve EMPERYALİZME karşı duruşunu anlatan güzel yazısı için Sayın Adil Haciömeroğlu ' na teşekkürler!

    YanıtlaSil
  4. Bir Amin Maalouf'un Çivisi çıkmış Dünya kitabını okumuştum Araplarla ilgili tarafsız sayılacak yorumları vardı ve bilgiliydi.Bir de sizin bu yazınızı çok yerinde değerlendirme olarak görüyorum.Çok fazla Mısır ile ilgili de yazı okumama gerek yok ayrıca.Teşekkürler !

    YanıtlaSil