10 Ağustos 2013 Cumartesi

AHIR BAĞI



            Doğu Karadeniz’de evler genellikle ahşaptı eskiden. Bunun iki nedeni vardı: Birincisi, doğal malzemenin bolluğu; ikincisi ise bölgenin aşırı derecede rutubetli oluşudur.

            Evler, genellikle iki katlıdır. Alt kat ahır olarak kullanılır. Bu bölüm, daha çok kesme taşlardan yapılır. İnsanların yaşayacağı bölümlerde taş az, ahşap çoğunluktaydı. Ev yapımında kullanılacak ahşap malzeme özenle seçilirdi. Bu konuda köylülerin sözü dinlenir, kafası çalışır kişiler önayak olur, gönüllü bir sorumluluk üstlenilirdi. Yüzyılların deneyimlerinin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla oluşan bilgi, bu bilgelerce yaşama geçirilirdi.

            Yeni yapılacak evin belki de en önemli bölümü ahır bağıydı. Ahır bağı, yapının tüm yükünü taşıyan bölümdür.  Evin alt bölümü taş ise ahır bağı, en sağlam taşların özenle yerleştirilmesiyle yapılır. Eğer yapı tamamen ahşapsa sağlam zemine yerleştirilen dikey kalaslardan oluşturulurdu ahır bağı. Tabi böyle olunca da bu iş için en dayanıklı ağaçlar seçilirdi.          .

Ahır bağında tercih kestane ağacından yanaydı. Evi yapan kişinin arazisinde böylesine özel bir ağacın olmaması sorun değildi. Yaşlılar(yaş+ulu) kurulu, köyde kimin arazisinde hangi ağacın bulunduğunu aşağı yukarı bilirlerdi. Uygun ağaç komşuda bulunduğunda uygun bir dille istenirdi. “Hayır!” yanıtı genellikle az duyulur, bu tür kişiler toplum içinde “makbul adam” olarak kabul edilmezdi. Onlara, anında “cimrilik, hainlik, çekememezlik…” gibi sıfatlar yakıştırılırdı.

            Seçilen ulu kestane ağacı, imece usulü kesilir, düzeltilip uygun hale getirilerek taşınırdı. Ustalar, ahır bağını özenle yapar; çoğu zaman da kenarda izleyen ya da yardıma amade meraklı gözlere, yapılan işle ilgili aydınlatıcı bilgiler verilirdi. Evin dayanıklılığı, ahır bağı olacak ağacın türüyle özdeş tutulurdu.

            Evin en önemli bölümünün yapılmasından sonra yapım işi hızlanır. Komşular, işçilik yardımının yanı sıra kereste yardımı da yaparlardı. Herkes kendi arazisinden uygun bir ağaç kesip inşaat alanına götürürdü. Böylece ortak bir özveri, yardımlaşma ve dayanışma duygusuyla komşunun başını sokacağı yuvası oluşturulurdu.

            Yıllara, amansız yağmurlara, delişmen rüzgârlara, karakışa, dört mevsim azalmayan rutubete meydan okuyan; geçmişin tanığı, bugünün yalnızı, yarının bilinmezi ahşap evlerin mahzun bakışı nedendir dersiniz?

            Keser, rende, testeresiyle kutsal bir ayinin ritmiyle keresteye ruh ve biçim veren ustalara ne oldu? Ev yapana yardımcı olmayı büyük bir ibadet ve görev sayarak koşturan aksakallılar, özverili komşular nereye gitti? Uzun, soğuk kış gecelerinde meyvelerinin lezzetiyle keyiflenip daha çok ısındığımız ulu kestane ağaçları birer masal kahramanı mıydı? Ahır bağının güvenliği içinde bulunan sıcak, loş ahırda dünyaya gelen buzağısına evladı doğmuşçasına sevinip en güzel adı veren, ineğiyle insanmış gibi konuşup dertleşen nur yüzlü kadınlar, derin uykuda görülen rüya mıydı?

                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       10 Ağustos 2013
                                                             Twitter.com@AdilHaciomerogl


3 yorum:

  1. Hocam yerden göğe kadar haklısınız, bir solukta zevkle okunan bu yazıyı genç nesil okuyup anlarmı acaba. Hiç sanmıyorum. Ama birşekilde bu ve benzeri kültürlerimizi geleceğe aktarmamız lazım. Buda ancak sizin gibi, bilge, iyi ve cesur yüreklerle olacaktır diye düşünüyorum. Ağınıza sağlık kaleminize kuvvet, 3-4 kere okumama rağmen her seferinde ayrı bir haz aldım.
    10 Ağustos 2013
    Ertan KAMBUROĞLU

    YanıtlaSil
  2. O dayanışma ağıda dinamitlendi ne yazık ki .
    Boşuna dememişler yaş kesen baş keser .Milyonlarca ağacı ve en verimli arazilerimizi de tarımdan sanayileşmeye doğru heba edilirken ,insanları bir çeşit borçlandırma politikası ile setrmayeye köle kılarsanız iyi insanların içindeki iyilikleri de öldürür bu insanları anıldıkları CÖMERT tanımlanmanın dışına itmiş ve yöresel kimliklerinden koparmış olursunuz .
    Kazakistandan birlikte dönüyorduk eski kültür bakanımız Namık Kemal ZEYBEK ile konu nereden açıldıysa ben sormak durumunda kaldım .Balkan insanları ile Karadeniz insanlarının bu benzerliğinin nereden kaynaklandığı konusunu tartışırken Ekolojinin insanların karakterlerini de oluşturduğu noktasında buluştuk .Coğrafi koşullar yaşamın koşulları ile bütünleşince toplumsal karakter dediğimiz durum karşımıza dikilmekte ..Makedonyalıyım Kızımı istemeye gelen sürmeneli bir aile ile hiç sıkıntı çekmeden anlaşabilmiştik .Aileler arasında yaklaşık 20 yıldır en ufak sorun yaşamadık .sanırım bu bağ belkide ahır bağına bağlılıktan kaynaklı olmalı .Bir gün ben de size bizim ahır ve samanlıklarımızdan söz ederim belki .Saygılarımla . Şeref Öztürk usta .

    YanıtlaSil
  3. Toplumsal , yardımlaşma , dayanışma ( köylerde imece usulü ) içinde yaşamı paylaşımlarla kolaylaştıran eski dostlukların KARADENİZ yöresine özgü geleneksel biçimini kaleme almış Sayın Adil Haciömeroğlu bu yazısında. Ne yazık ki çoğu değerlerimiz gibi bu yardımlaşma da o eski insanlarla birlikte silinmektedir günümüzün çıkarcı düzeninde. Özlenen birlik ve bütünlüğün bu değerlerini hüzünle anıyoruz . teşekkürler Adil Haciömeroğlu ; kaleminize , yüreğinize sağlık!

    YanıtlaSil