21 Ağustos 2013 Çarşamba

HERKES YESİN, HELALDİR


Doğu Karadeniz Bölgesinde doğup büyüdüm. Ancak Ege Bölgesi de yaşamımı çok etkilemiştir. Düşüncelerimin oluşmasında büyük bir öneme sahiptir Ege. Annem Denizlili. Hem de arı gibi insanların olduğu Çal İlçesinden.
Ben beni bildim bileli her yaz dinlencesinde Çal’a bağlı İsabey Kasabasına giderdik ailece. Bazı dinlencelerde uzun, bazılarında kısa olurdu bu gezilerimiz. Ben ve kardeşlerim için tadına doyulmaz bir şeydi bu. Farklı bir bölgenin geleneklerini, yaşam biçimlerini öğrenmek; farklı bir bitki örtüsüyle tanışmak; değişik lezzetleri tatmak olağanüstü heyecanlıydı bizim için. Dağınık yerleşim biçimli bir yerden, toplu yerleşimin olduğu bir bölgeye gitmek farklılığın temelini oluşturmaktaydı. Üstelik ortaokul üçüncü sınıfı İsabey’de okumam başka bir güzellikti yaşamımda.
Bizim yaşadığımız Karadeniz’de at arabaları yoktu. İsabey’de sabahın kör karanlığında at arabalarının tekerleklerinin çıkardığı tiz seslerle uyanırdım. At arabalarını sürenlerin kıyafetleri hoşuma giderdi. Hemen herkesin başında yağlık denen sarı, turuncu ve beyazın egemen olduğu örtüler şapkaların altından boynu örterdi. Bu örtüler; güneşten, arpa samanının yakıcılığından, tozdan korunmak içindi.
Şapka, yurdumuzun hemen her yerinde olduğu gibi erkeklerin başından eksik olmazdı İsabey’de de. Atatürk devrimlerinin halk tarafından benimsenmediğini söyleyen kimi siyasetçiler, Anadolu ve Trakya’nın köylerine gidip baksınlar, bakalım ne görecekler? Tarlada çalışan, yolda yürüyen kahvehanede oturan erkeklerin hemen hepsinin başındaki şapkaları görecekler tabi ki.
İsabey, büyükçe bir kasabaydı. Nerdeyse her evde bir ya da birden çok üniversite mezununun olduğu aydın bir yerdi. 1954’ten beri belediye ile yönetilmekte. O zaman iki ilkokulu, bir de ortaokulu vardı. Kışın dışındaki tüm mevsimlerde hareketlilik üst düzeydeydi.
Biz yaz dinlencesinde İsabey’e gittiğimizde dedem çok mutlu olurdu. Kendisi hacıydı. Bağnaz değildi. Boş zamanlarında genellikle dini kitaplar okurdu. Eğer yanındaysam kitap okuma işi benimdi. Ben, kitabı okurken dikkatle dinler, bir yandan da tespih çekerdi. Neredeyse bütün dinsel efsaneleri dedem sayesinde ben de okuyup öğrenmiş oldum. Mahalle camisinin masraflarının bir bölümünü karşılamaktan mutlu olurdu. Hacca gitmeden önce bekâr olan iki oğlunun okul ve evlenme masraflarını karşılayacak parayı banka hesaplarına yatırmıştı.
İsabey’e vardığımızda bağa giderdik tüm aile. Dayı, teyze çocukları bir araya gelince oyun oynamak çok keyifli olurdu. Çünkü bu çocuk kalabalığı, bir bayram coşkusu yaratırdı bizde. Yılda bir kez olsun buna hakkımız vardı.
Dedemin ziyafeti, Kirazlı Bağ’da olurdu. Çevresi kiraz, erik, badem, elma ve armut ağaçlarıyla çevriliydi buranın. Hele o bal erikleri, yok mu? Tadına doyum olmazdı.
Bağda, meyve ağaçlarına iliştirilmiş küçük tahta parçaları vardı. Bunlara “Allah için gelip geçen yesin, helaldir.” yazısı göze çarpardı. Bu tahta parçalarını sayardım. Diğer bağlara gidince bu yazıyı arardım. Var olduğunu gördüğümde içten bir mutluluk duyardım. Bu hayırda benim de payımın olduğunu düşünerek iç rahatlığı duyardım. Merak içinde beklerdim, biri gelse de meyve ağaçlarından bir meyve alıp yese diye.
Bağların kıyısındaki meyvelere asılı tahtalardaki yazıları yaşamım boyunca her yerde aradım. İnsanların helalden uzaklaşıp harama yöneldikleri günümüzde o küçük tahta parçalarının özlemini duymak hakkımız olsa gerek.
                                                                       Adil HACIÖMEROĞLU

                                                                       20 AĞUSTOS 2013

4 yorum:

  1. Nasıl güzel bir kültür böyle!Şimdi hala var mı bu tahta parçalarından? Çocukluğumda bizim de bahçesi meyve ağaçları ile dolu güzel bir evimiz vardı. Meyveler komşulara gönderilir, gelene gidene ikram edilirdi. Bir komşu aile vardı ki; oldukça zengin ama sosyal uyumsuzluk yaşayan bir aileydi. Bahçelerinden dışarı taşan enfes incirlerden, biri imrenip de alırsa taşlarla sopalarla saldırırlardı. Onlar geldi aklıma.

    YanıtlaSil
  2. '' Bağların kıyısındaki meyvelere asılı tahtalardaki yazıları yaşamım boyunca her yerde aradım. İnsanların helalden uzaklaşıp harama yöneldikleri günümüzde o küçük tahta parçalarının özlemini duymak hakkımız olsa gerek.'' Bu sayfadaki yazının ereğini özetleyen güzel tümce bu.. Teşekkürler Adil Haciömeroğlu ; emeğinize sağlık!
    Özgen Kara

    YanıtlaSil
  3. Adil Bey,2 yıl çalışarak,güzel arkadaşlıklar edindiğim Çal ilçesindeki anılarınızla ilgili yazınız beni çok duygulandırdı.Size tamamen katılıyorum.
    Özelde İsabey halkı,genelde Çal'lılar çok sıcakkanlı insanlardı.Ayrılırken çok zorlandığım bir ilçe oldu Çal.
    Anlamlı yazınız için sizi tekrar kutluyorum...

    YanıtlaSil
  4. Ha,unutmuşum,2005-2007 yılları arasında bulunduğum Çal'da,bahsettiğiniz el yapımı tabelaları ben de gördüm.Metni de hâlâ aklımdadır ; " BU BAĞDAN,ÜZÜM YEMEK HELALDİR "

    YanıtlaSil