27 Eylül 2013 Cuma

MEYVE SATILIR MI HİÇ?


Ortaokul birinci sınıftan ikiye geçtiğim yaz dinlencesiydi. Evimizin çevresindeki meyve ağaçları, dallarındaki yükü çekemez durumdalar. Armutların dallarından bal akmakta. Meyve kokusu, insanı sarhoş etmekte. Günün büyük bir bölümünü meyve ağaçlarında geçirmekteyiz. Mahallemizdeki çocuklar doğa ananın bu büyük toyundan nasiplenmedeler. İçimiz dışımız armut. Ye babam, ye...
Ballanan armutlar yemekle bitecek gibi değil. Farklı bir yol denemeliyim. İlk ticari girişimimim böyle başladı.
Benden büyük olan ve komşu köyde yaşayan halamın oğluyla anlaştık. Armutları toplayıp Hayrat pazarında satacağız. Pazarın kurulacağı pazartesi gününü iple çekiyoruz. Karadeniz köylerinde eşeği olan neredeyse yoktur. Koskoca köyde bir eşek var. Onun da sahibi akrabamız. Eşeğin sahibi, çocukları seven bir teyze. Derdimizi anlatınca eşeği bir günlüğüne emanet vereceğini söylüyor. Meyveleri eşeğe yükleyeceğiz. Bir bölümünü de biz taşıyacağız.
Terazimiz yok. Onun da çözümünü kolayca bulduk. Yıllanmış bakır bir tas ölçümüz. Bir tas meyve yirmi beş kuruş. Daha başlamadan kazanacağımız paranın hesabını yapıyorum kendimce. Bu parayı nereye harcayacağımda belli. Yani gelir gider dengesi denk.
Sıcak, nemli bir pazar günü. Erkenden işe koyuluyoruz. Ağaç dallarında mutluyuz. Ben yukarıdan armutları toplayıp sepete dolduruyorum. Sepeti, iple aşağıya sarkıtıyorum. Halaoğlum, sarkıttığım küçük sepetteki armutları özenle büyük sırt sepetine dolduruyor. Öğlen olmadan Üç beş sepet doldu. Tabi ev ahalisinin ve komşularının haklarını da unutmadık. Onlar için topladıklarımızı ayırdık. Artık, keyfimize diyecek yok. Bir gün beklemek uzun bir zaman. Gidip gelip armut sepetlerine göz atıyorum. Sepetlerin üzerlerini örtülerle kapatıyorum, sıcaktan etkilenmesinler diye. Ne de olsa sermayem onlar. Pazartesi, sabah ezanıyla yola çıkacağız.
Benim telaşlı coşkumu gören ninem (babaannem), neden bu kadar heyecanla koşturduğumu sordu. Ben de büyük bir iş başarıyormuşçasına anlattım her şeyi.
Ninem: “Aferin oğlum, iyi yaptın, iyi ki topladın armutları. Zaten çok olgunlaştılar, çürümeleri yakındı.” deyince sevindim içten içe.
Ben de: “Hayrat’a götürüp satacağım onları.” dedim.
Ninem sürdürdü konuşmasını kararlılıkla: “Meyve, hiç satılır mı oğlum? Neden Hayrat’a götürüp zahmet çekiyorsun. Meyvenin kendisi hayrattır zaten. Evin üst yanındaki yola çık, gelene geçene ver armutları geçmişlerinin ruhu için. Hayır yap, dua al.” deyince yapacak bir şeyim yoktu.
Ninemin dediğini yaptım. Sıcak bir yaz gününde gelene geçene armut dağıttım. Yorgunluk duymadım, çünkü çok mutluydum. Böylece ilk ve son ticari girişimim başlamadan sona ermiş oldu, büyük bir yaşam dersiyle.
Aradan yıllar geçti. Ninemin o sözleri hala kulaklarımda çınlamakta. Meyveleri hep kutsal varlıklar olarak gördüm. Meyvenin sahibi doğa ana, paylaşacak olanlar ise tüm insanlar.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           27 Eylül 2013



­



2 yorum:

  1. Doğal güzellikler içinde meyveler , tatlarıyla da çekicidirler. Meyvelerin dalındasn toplanması , satışa sunulması zahmetli olduğu ölçüde zevklidir de.Aile içinde , dostlar arasında yardımlaşma da bu zevki artırır. İşte Sayın Adil Haciömeroğlu da bu anısında meyve toplama va satışa sunma işini güzel anlatımıyla aktarmış. Teşekkürler! ÖZGEN KARA

    YanıtlaSil
  2. Günümüzde nelerin satıldığını düşününce bir garip hüzün çöktü omzuma..
    line yüreğine sağlık..

    YanıtlaSil