31 Aralık 2013 Salı

2014’ÜN UMUT YÜKLÜ BULUTLARI


Zaman akıp gider, su gibi… Suyu görürsünüz, sesini işitirsiniz, dokunursunuz ona. Suyu tadarsınız, lıkır lıkır içersiniz. İçinizde ferahlıktır, bedeninizde dirimdir. Ama zaman öyle mi? Geçer gider istemeseniz de… Tutmazsınız onu ellerinizde.
Suyu şişeye, bakır güğüme, toprak testiye, ibriğe, çam bardağa, tasa, bardağa… koyarsınız. Gereksinim duyduğunuzda hizmetinizdedir. Baraj yaparsınız önüne, zapt edersiniz onu. Zaman ne baraja sığar, ne tasa… Geçip gitti mi, arkasından el bile sallayamazsınız.
Zamanı bölmüş insanoğlu: Yıllara, aylara, haftalara, günlere, saatlere, dakikalara, saniyelere… Bu bölme bile dizginleyememiş zamanın görünmez akışını.
Zaman geçer hızla. Biz, günlük yaşamın karmaşası içinde ayak uydurmaya çalışırız ona. Herkes elinden geldiğince, yeteneğince, yaşamı algılama gücü oranında yetişmeye çalışır zaman trenine. Son vagona bile tutunsak seviniriz buna.
Her geçen gün bir yitiktir insan için. Aslında yaşama baktığın da çektiği acıları, yaşadığı mutsuzlukları unutuverir. Oysa mutluluklar, sevinçler öyle mi? Onları hep anımsarız. Çünkü onlar azdır, mutsuzluk ve acılara göre. Anımsadıkça yüzümüz güler, yüreğimizin çarpması değişir. Dalar gideriz, o mutluluğu yeniden yaşarız hayalimizde. Onu elli bin kez yeniden yaşasak da her seferinde tadı ayrıdır, verdiği haz inanılmaz güzelliktedir.
Geleceğe beslediğimiz umut az olan mutlulukları, çok olan mutsuzluklara üstün getirmek içindir. Umut, yaşamın itici gücüdür. Yaşama bağlılık umut sayesindedir.
Mutluluk için uğraş verir insan. Ona kavuşmanın özlemi hep içini yakar. Tam kavuşmuştur ona, birden yaşadığı bir acı, deler geçer yüreğini. Acı, mutluluğu siler süpürür, alır götürür onu bilinmedik dehlizlere.
Mutsuzluklar ve acılar için insanoğlunun bir uğraşı yoktur. Acılar ummadık zamanlarda kapımızı çalar. Yaşamımıza zehirli bir hançer gibi saplanır. Zehrini kusar yaşam tomurcuklarımızın köklerine. Acılar, narin yapraklardaki sabah çiseleri gibi yüreğimizi serinleten umut damlacıklarıyla hafifler, azalır, giderek yok olur. Umut damlacıklarının kuşattığı yüreğimizde mutluluk çiçekleri açar, sevinç ezgileri çalar. Çiçekler göverdikçe, ezgiler yükseldikçe belleğimiz unutur acıyı, kederi.
İnsanoğlu unutmasa ve umut etmese yaşayamaz. Geçmişin olumsuzluklarını unutalım ki, geleceğin umut tohumları yeşersin yaşamımızın bin bir rengi saklayan gönül bahçesinde.
Umut aşk gibidir. Bitmez, soluklanmaz, yüreği de aklı da terk etmez. Aşk, yaşamın tutkulu umududur. Çepeçevre sarar bedeni ve ruhu.
Geçmiş deneyim sunar kişiye, gelecek umut. Deneyimlerini iyi değerlendiren kişi, umutlarını gerçekleştirmeye daha yakındır. Aynı hataları yinelemek, mutsuzluğun kaynağıdır. Zamanın verdiği dersi iyi kavrayan kişi, umudunu çoğaltır yağmur damlaları gibi. Yağmur damlaları nasıl çorak toprağı yeşertirse umut da donmuş yürekleri ısıtır.
Geçmiş zamana dönüp bakmak, geçmişin mutsuzluk bataklığında saplanıp kalanlar, zamanı yakalayamazlar. Zamana yetişmek için geleceğe bakmalıyız. Yüzümüzü güneşin aydınlığına dönüp yürümeliyiz. Arkamızda gölgemiz, önümüzde güneşin aydınlığı var. Aydınlık, umuttur. Umut, zamanı iyi yaşamak içindir.
Yine yeni bir yıl, yine umutlar… Umudumuz insanlığa dairdir. Yürek ve aklın; hırsı, doymak bilmeyen açgözlülüğü, kana susamışlığı dizginlemesidir sonsuza değin. Güneşin ısıtıcı aydınlığına inat yaz sıcaklarında buza kesmiş yüreklerin zamana uymasıdır umudumuz.
Yüreğimizdeki umut kuşu, 2014’te kanatlarını daha çok çırpsın. Çırpsın ki kanatlarının oluşturduğu rüzgâr, göğümüzü kaplayan kapkara sis perdesini dağıtsın, umut yüklü bulutları getirsin dünyamıza.

                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       31 Ararlık 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder