13 Aralık 2013 Cuma

YERLİ MALIN GURURU


Çocukluğumuzda en heyecan verici gün, Yerli Malı Haftasının başlamasıydı. Bu heyecan günler öncesinden başlardı. Çünkü Yerli Malı haftası, okulca yaşadığımız bir toydu. Bu toyda, herkese yer vardı.
Günler öncesinden mendiller, masa örtüleri ütülenirdi. O günlerde kâğıt mendil yoktu. Mendiller ve masa örtüleri pamuktu. Genellikle de Sümerbank etiketi taşırlardı.
Özellikle bağımızda, bahçemizde yetişen ürünler götürülürdü okula. Fındık, ceviz, kış armudu, ninelerin sandıklarından çıkan mis kokulu elmalar, muşmula, kuru hurma, portakal, mandalina, patlamış mısır... Bin bir özenle yapılan baklavalar, burma tatlıları, börekler, sarmalar, dolmalar, ekmekler, turşular, rengârenk boyanmış yumurtalar... Her bölge kendi ürettikleriyle vardı Yerli Malı Haftasında.
Babam Doğu Karadenizli, annem Denizliliydi. Çocukluğum Karadeniz’in delişmen doğasıyla iç içe geçti. Yaz dinlencelerinde çoğu zaman on beş yirmi günlüğüne Denizli’nin İsabey Kasabasına dedemlere giderdik. Dönüşte nohut, mercimek, yaş üzüm, kavun, olağanüstü lezzette tarhanalarla dönerdik Of’a. Bizim dönüş zamanımızda üzümler kurutulmadığında kuru üzümleri dedem ya da dayım postayla gönderirlerdi. Ben de oturduğumuz kasabada kuru üzümle pekmezin yolunu gözlerdim. Yerli Malı Haftasına yetişmesi için can atardım. Kuru üzüm geldiğinde kardeşlerimle bayram ederdik. Üzümden avuç avuç alıp arkadaşlarımıza ikram edecek olmanın bayramıydı bu.
Yerli Malı Haftasında sıralar birleştirilir. Üzerine örtüler serilir. Herkesin getirdiği yiyecekler özenle yerleştirilir. Bu durumda kimin ne getirdiği fark edilmezdi. Varsılla yoksulun aynı sıraları paylaştığı günlerdi o zamanlar. Yoksul çocuklara yoksullukları hissettirilmezdi. Varsılların caka satması ayıp karşılanırdı. Ortak sofrada bulunmanın mutluluğu parlayan gözlerden anlaşılırdı.
            Öğretmenlerimiz, Yerli Malı Haftası için hazır yiyecekler alınmasına karşı çıkılırdı. Amaç; el emeği, alın teri ürünü olanı önemsemek, değerli saymaktı. Sofralarımızda ithal ürün yoktu. Çünkü bu haftanın kutlanmasındaki amaca aykırıydı bu.
Okulumuzda törenler düzenlenirdi. Şiirler okunur, konuşmalar yapılırdı. Konuşmalarda, Türkiye’nin dünyada kendi kendine yeten az sayıdaki ülkelerden biri olduğu gururla anlatılırdı. Tarımdaki varsıllığımız, sanayideki gelişmelerimiz vurgulanırdı. Bazı bölgelerde yetişen meyveleri, birçok arkadaşımız tatmasa bile bu lezzetlerle gurur duyarlardı. Kurtuluş Savaşını vermiş bir kuşağın torunlarıydık. Çoğumuz savaş, seferberlik, muhacirlik, işgal öykülerini dinleyerek büyüyorduk. Canlı tanıkların çoğu hayattaydı.
Yerli Malı Haftasının en güzel yanlarından biri de paylaşmayı ve ortak iş yapmayı öğretmesiydi. Bu, küçümsenmeyecek insani ve toplumsal bir eğitimdi. Bencilliği yok eden, dayanışmayı öne çıkaran bir hafta.
Yerli Malı Haftasının diğer bir önemli yanı ise kişisel ve toplumsal özgüven yaratmasıydı. “Biz yaparız. Biz üretiriz. Biz başarırız.” Düşüncesinin küçük yaşlarda belleklere kazınması güzel ve olumluydu.
Ne yazık ki giderek dışa bağımlı duruma gelen ülkemizde yerli malı üretmek neredeyse suç oldu. İthal mal kullanmamak ayıp karşılanır oldu. Görgüsüz bir varsıllık toplumsal değerlerimizi yok etmek için özel bir çaba içinde.
Reklamlarla küçücük çocuklarının beyinlerine yabancı markalar kazınmakta. Bu yolla emperyalist tekellere boyun eğdirilmek istenmekte genç kuşaklara. Yabancı malların çekiciliği anlatılmakta her gün beyaz camlarda.
Köylülük aşağılanmakta, bazı densizlerce kabalık olarak görülmekte. Tarım arazileri ekilip dikilmemekte.
Özelleştirmeler yoluyla yerli sanayimiz hançerlenmekte. Üretmeyen, ama tüketen bir toplum oluşturulmakta. Toplumun özgüveni paramparça edilmekte küresel sermayenin uydularınca.
Yerli Malı Haftası, son günlerde içeriği çıkarılmış, posası kalmış bir gün olarak usulen kutlanmakta. Güzel ve etkili bir eğitim haftası küresel çıkarların kurbanı oldu. Değerlerimiz bir bir yok olurken toplumumuz ayrıştıkça ayrıştırılmakta. Cumhuriyet’in getirdiği yaşam biçimi ve toplumsal düzen bilinçli ellerce ortadan kaldırılmakta ne yazık ki. Halkın değerlerine sahip çıkma zamanı gelmedi mi daha?
                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       13 Aralık 2013

1 yorum:

  1. Geçmişe götürdün beni de arkadaşım,o sevinçleri şuan ne biz ne de çocuklarımız yaşayabiliyor, robot gibi insanlar olduk. İçten gelen sevinçler paylaşılmaz birisinin ikramını kabul etmek ayıpsanır oldu neredeyse. Av. Uğur Efil

    YanıtlaSil