18 Ocak 2014 Cumartesi

ÇALİMAT


Fındık hasadı, Karadenizliler için önemli bir andır. Bir yıllık umudun hasadıdır aslında bu. Yıl boyunca borçlanan köylü soluklanacaktır. Evine bolluk ve bereket gelecek, yüzler gülecektir. Eğer ürün bolsa umutlar artacak, yeni hayaller kurulacaktır. Hele bir de borçların tamamı ödenirse hane halkının keyfine diyecek yok.
Fındık bahçelerinde ürün zevkle toplanır. Fındıkların kocaman gövdeleri, genellikle yetişkin erkekler eğer. Çocuklar eğilen dalların başına üşüşür. El sepetleri fındıkla dolar.
Uçurum kıyısında yer alan ya da eğilmesi güç dallardaki ürün, kukar denilen çengelli sırıklarla eğilerek toplanır. Kukarlar, genellikle fındık ağacından yapılır.
Büyükler dolaylığı, iki ucundan bellerine bağlarlar. Önden sarkan iki ucu ilk bağladıkları uçların üstüne bağladıklarında kolay kullanılışlı, küçük bir çuval yaparlar. Dolaylıktan oluşan küçük çuvallar ve el sepetleri fındıkla dolduğunda sırtta taşınabilir büyük sepetlere boşaltılır. Sırt sepetleri doldukça evlere taşınır. Evin önünde, eğer havada yağış belirtisi varsa evin içinde fındık harmanları oluşur.
Fındık toplarken dalların kırılmaması bir ustalık işidir. Her kırılan dal, gelecek yılın ürününü azaltacağından dikkat etmek gerek. Bir yandan fındık ocaklarında seyreltme işi de yapılır. Yaşlanmış dallar kesilerek ayıklanır. Yeni, genç fidanların büyümesi için olanak sağlanır. Bazı ocaklarda gereğinden çok yeni fidanlar oluşur. Onlar da ustalıkla seyreltilir. Her fındık ocağı, en çok ürünü verecek duruma getirilir.
Fındığın toplaması bitince çalimat başlar. Çalimat, çocuklarca yapılır. Buna mahallenin tüm çocukları katılırdı. Mahalledeki çocukları fındıklığına çalimat için sokmayan bazı uyumsuz kişiler, komşuları tarafından “hain kişi” olarak yaftalanırdı. Neredeyse herkes çocukları sevindirmenin büyük bir sevap olacağı düşüncesindeydi. Bu nedenle de fındığı toplanan bahçelere, komşu çocuklarını çalimat için çağırmak gelenektendi.
Anadolu’nun birçok yerinde buna, başaklama denir. Başaklama, çocuklar için sevinçli bir bayrama dönüşür. Yere düşüp otların arasında görünmez olan ya da dallarda yaprakların arkasına saklandığından görülemeyen fındıklar sevinçle toplanır. Çocuklar bir maymun çevikliğiyle dalarla tırmanır, daldan dala atlayarak fındıkları ceplerine ya da ellerindeki torbalara doldururlardı. Dalda görülen fındıklar; tekli, ikili, üçlü gibi adlarla tanımlanır, her görüldüklerinde bir sevinç çığlığı yükselirdi.
Büyükçe çocuklar çaliamatı ustalıkla yaparlardı. Küçük ve çelimsiz çocuklarsa ne yazık ki başarısız olurlardı. Tabi, başarısız olunca da ağlamalar işitilirdi. Büyükler, çocukların ağlamaması için sepetlerine, gizlice toplanan harmandan birkaç avuç fındık koyarlardı. Bu davranış ağlayan çocukları güldürmek için yeterliydi.
Başaklama toplanan fındıklar, hemen köyün bakkalına götürülüp satılırdı. Kazanılan parayla genellikle şekerlemeler ve oyuncak alınırdı. Oyuncak dediğimiz de plastik bir arabadan ibaretti. Çünkü oyuncak sektörü bugünkü gibi gelişmemişti. Köy bakkallarının oyuncak ufku da birkaç kalemle sınırlıydı.
Başaklama yapan bazı çocukların ürünlerini, babaları satın alırdı. Bu çocuklar, diğerlerine göre daha çok para kazanırlardı. Çünkü babalar, çocuklarının çalışmasını özendirmek için onlara, ürünlerinin ederinden daha çok para verirlerdi.
Şimdi hayallere dalıp yıllar öncesine baktığımda çalimat yapan çocukları gülümseyerek izleyen bahçe sahiplerinin mutluluğu gözümün önünde capcanlı. Fındık dallarının dibinde “İkili gördüm!” diye çığlık atan çocukların tiz sesleri neredeyse kulak zarımı patlatacak. Çocuklar ağlamasın diye sepetlerine fındık dolduran o kutsal elleri sıkmak, öpmek isterdim sonsuza dek…
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           18 Ocak 2014




2 yorum:

  1. Adil hocam yine "hey gidi günler hey" detirtten güzel yazılarınızdan birini yazdınız. Teşekkürler. Öncelikle "ana kuzusu" tabiri ile sıfatlandırılan çocuklar çalimata çıkmaz, köy gençleri ile ortak oyun oynamazdı, sadece çok yakın (dar) akraba çevresi ile haşir neşir olurdu. Çünkü fındık çalimatına çıktığımızda; kendimizden geçip köy sınırlarını aşardık eve akşama dönerdik. Bu o kadar basit bir iş değildi.Tehlikeli kısımları vardıi Bazan komşu köy gençleri ile kavgayı da göze alırdık. İyi hatırlıyorum fındık çalimatını bazan aşağı konoda, bazan yığa yada korkotta bitirirdik. Çay çalimatını kendi yada yakın akrabanın bahçesinde yapardık.Çay çalimatı bir sonraki ayın çay verimini azaltma ihtimali olduğundan herkes çay bahçesine sokmazdı. Önden büyükler elle tek tek çay toplarken bizde arkalarında bazan toplanmış kafullardan (aboskal gerisinden) bazanda ön yada yandan (aboskaldan) toplardık. Çay çalimatıyla kadife pantolon aldığımı (halamın bahçesinden 10 kgr cıvarı) hiç unutmam. Fındık çalimat parasıyala, alınan lokum-bisküvinin lezzeti farklı, alınan plastik topla oyanan futbolun tadı hiç unutulurmu. Ertan KAMBUROĞLU

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel gelenekleri var Anadolu insanlarının ! Yazık ki günümüzde bu toplumsal değerler , çarpık ekonomik ilişkilerin kurbanı olup yitmekte. Sayın A. Haciömeroğlu ; bu kez FINDIK TOPLAMA işine özgü ÇALİMAT ( başaklama ) geleneğini anlatmış. Fındıkların , ağaçları kırıp bozmadan özenle toplanması ; bu amaçla pratik kolaylıklar geliştirilmesi ; mahalle çocuklarının arta kalan fındıkları toplaması ( çalimat= başaklama ) . İşte bunların ayrıntılı anlatımı ile karşımızda bu yazı.. Tşkkr . ÖZGEN KARA

    YanıtlaSil