21 Kasım 2014 Cuma

UTANIN, BİR DEĞİL, BİN KEZ UTANIN!

                                   
Günlerdir madende kalan oğullarını beklediler. Bir umut...

Bir mucize olur belki diye günlerce ayrılmadılar oğullarının ekmek kapısından. Aslında oğullarının sağ çıkamayacağını herkes gibi, onlar da biliyorlardı. Ama dedik ya... Bir umut...

Ayşe ve Recep Gökçe çifti... İkisi de yetmiş beşinde... İlerlemiş yaşlarına karşın yaşama dört elle sarılmışlar.

Ayşe Gökçe “Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?” sözüyle Ermenek faciasının simgesi oldu.

Nihayet oğullarının cansız bedenine ulaşıldı Gökçe çiftinin. Kara gün bu... Recep Dede, başsağlığı dileklerini kabul etmekte... Eş dost toplandı saf tutuldu cenaze namazı için. Bir şey oradakilerin dikkatini çekiyor. Recep Dede’nin ayağındaki kara lastikler yırtık. Yırtık değil, paramparça... Gazeteciler fotoğraflıyor, kameramanlar çekiyor bu durumu. Türkiye ağlıyor Recep Dede’ye. Yer gök ağlıyor. İnsanların yürekleri, tıpkı Recep Dede’nin lastik ayakkabıları gibi paramparça oluyor. Kan ağlıyor bir millet...

Devletliler mi? Onlar resmiyetini korumalı her durumda. Soğukkanlılıklarını da... Devlet görevidir bu, duygusallık kabul etmez. Lastik ayakkabı eskimişse alırsın yenisini gönderirsin Recep Dede’ye. Ne olacak şunun şurasında yedi buçuk lira çifti...

Gökçe çiftinin evlerinin içinde tuvalet yok! Tuvalet dışarıda. Banyo yok! Yoksulluk diz boyu...

“Bana söylediler. ‘İhtiyacın varsa bize söyle.’derler. ‘Tamam, söylerim.’ derim. Ama yine de söylemem. Ayıp olur, telaşe olur. Yaşım genç. Aylığımı aldığımda ayakkabıyı alırım. ‘Paran yoksa para verelim.’ derler. ‘Param var.’ derim ıstırabımdan. (Habertürk Gazetesi, 20.11. 2014)” Bu sözler, Recep Gökçe’ye ait.

“Param yok, param olsa bu ayakkabılarla gezer miyim herkesin içinde? ‘Elindeki lastiği atıver.’ derler. ‘Atarım ben, siz karışmayın.’ derim. Elin kadar ben alamadım mı? Elin kadar ben giyemedim mi? Param yok alamadım. Dişlerim yok! Eşimin de benim de dişlerim tükendi. Doktora yaptıracağımız dişler ‘Tutar mı, tutmaz mı?’ diye sorduk. Yoksulluk nedeniyle gidip taktıramadık. Eğer orada param olsaydı, hemen taktıracaktım. (Habertürk)” diye sürdürmekte sözlerini Recep Dede.

Herkes okuyup belleğine yazsın Recep Dede’nin yukarıdaki sözlerini. Kokuşmuş düzende, tüm olumsuzluklara, acılara karşın bir insanın nasıl dimdik durduğunu, onurlu yaşayabildiğini anlamak için okunmalı bu sözler. Üç kuruş için bin takla atanlar okumalı. Birkaç kuruş için onurunu beş paralık edenler okumalı bu sözleri. Hem de döne döne...

Torunları Recep ve Duygu ile gelinine sahip çıkmak için çalışacağını, onları kimseye muhtaç etmeyeceğini, oğlunun mezarını yaptırıp borçları varsa ödeyeceğini vurgulamakta Recep Gökçe.

Recep Dede bir örnek adam. Özellikle yeni yetişen kuşakların örmek alması gerek. Türkiye’de on binlerce Recep Dede var. Devlete de borcu olamaz, çarşıya pazara da. Asi de olmaz, terörist de. Her şeye karşın yasalar, içinde yaşadığı topluma saygılıdır Recep Dedeler...

Örnektir Recep Gökçe herkese. Ders kitaplarına girmelidir yaşamı, düşünceleri.

Recep Dede’den öğrenmeli dini-darlar İslam’ı.

Recep Dede’den öğrenmeli adamlığı da insanlığı da kamu mallarını talan eden soysuzluk paçavraları.

Recep Dede’den öğrenmeli yurttaş olmanın erdemlerini ABD’den rol bekleyen terörist beslemeler.

Recep Dede’den öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki...

Ey siyasetçiler, emeksiz yemek için kırk kapıya mandal olanlar...

Ey rüzgara göre yön, mevsime göre renk değiştirenler...

Ey yetim hakkı yemekten karnı şişenler...

Ey yüreği taşlaşan insansılar...

Duyun, işitin Recep Gökçe’yi. Duyun, işitin de utanın, bir değil, bin kez utanın! Eğer utanacak bir yüzünüz varsa tabi ki.... Taşlaşmış yüreklerinizin kan pompalamadığı yüzünüzün kızarmayacağını biliyorum. Ama Recep Dede’nin yüreğinde yanan insanlık ateşinin binlerce kişiyi ısıtacağını da anlamaktayım.
                                               Adil Hacıömeroğlu
                                               20 Kasım 2014


3 yorum:

  1. Sözün bittiği yer.

    YanıtlaSil
  2. Maden ocağında oğullarını yitiren Recep - Ayşe çifti , ilerlemiş yaşlarına , yoksulluklarına karşın kimseden yardım beklemiyorlar. Ellerindekiyle , yoksulluğu ve yoksunluklarıyla yetinmeye çalışıyorlar. Onurlarına düşkün kişiler . Bu yaşlı yurttaşlarımıza , onlar gibi yoksullara ve emekçilere ULUSAL GELİR'den düşebilecek payı onlardan esirgeyip , bu paralarla kendilerine saraylar , köşkler yaptıran ; aile bireylerini ve yandaşlarını varsıllaştıran devlet yöneticiler ; emekçileri karın tokluğuna çalıştıran işverenler utanmak nedir , bilirler mi ? Bu insanlara bakıp da vicdanlarında acı duyumsarlar mı ? Ülkemizin bu hüzünlü durumunu Sn. A. Hacıömeroğlu akıcı , sürükleyici biçemiyle yazmış . Teşekkürler !
    ÖZGEN KARA

    YanıtlaSil
  3. Recep dedeye ve ailesine bir ev alıp, eşyalarıyla birlikte onları bir ev sahibi yapsaydı çok iyi olurdu. Recep dede ve ailesinin oğullarını unutması mümkün değil ama devlet onlara yanında olduğunu bu şekilde onlara destek olarak ispatlayabilirdi. Eskiyen lastik ayakkabının yerine yeni bir lastik ayakkabı alıp, Recep dedeye vermesi insanlığa ve devlet olmaya hiç yaraşmadı. Hiç yakışmadı. Onlara maddi bir güvence de sağlanmalıydı ki. Onlar da hiç olmazsa devletin ve hükümetin kendilerine sahip çıktığını ve çıkacağını düşünebilirlerdi. İnsanlık da bunu gerektirirdi. Böyle acılar bir daha yaşanmaz umarım. Adil bey yazınıza çok teşekkürler. Güzel bir anlatım olmuş.

    YanıtlaSil