11 Temmuz 2016 Pazartesi

THKP-C SAVUNMASI


68’liler Birliği Vakfı, Mahir Çayan ve mücadele arkadaşlarının 12 Mart faşist mahkemesinde yaptıkları THKP-C Savunmasını yayımladı. Nisan 2016’da yayımlanan “THKP-C Savunma” adlı bu kitabın yayımlanması çok önemli. Çünkü Mahir Çayan ve arkadaşlarının görüşlerini birinci elden okuma olanağı yaratmakta bu kitap. Ayrıca Mahir Çayan ve arkadaşlarına mal edilen, genellikle şehir efsanesi denebilecek uydurma düşüncelerin ortaya çıkarılması açısından kitap, bu konudaki başucu yapıt.
1968 kuşağı devrimcileri hakkında gerçek dışı birçok efsane yaratıldı. Birçok kişi ya da grup, 68’in sömürüsünü yaptı. Mahirlerin söylemediği, savunmadığı görüşleri, onunmuş gibi anlattılar ardıllarına. Böylece de başta Mahirler olmak üzere 68 devrimcileri topluma yanlış anlatıldı. Mahirleri doğru tanımanın tek yolu onların yazıp söyledikleridir. Bunların dışında anlatılan her şey söylencedir ve bunların bilimsel hiçbir değeri yoktur; çünkü gerçek değildir. Bu nedenle Mahir Çayan ve arkadaşlarını, söylencelerden çıkararak gerçekçi bir zemine oturtmanın yolu, onların ölmeden önce son sözleri olan savunmalarını okumaktır.
Kitabın dili yalın. Çayan ve arkadaşları duru bir Türkçe kullanmışlar. 68’liler Birliği Vakfı, mahkeme tutanaklarından tıpkıbasım yapmış. Bu nedenle de tutanaklarda yer alan yazım yanlışlarını bile düzeltme yoluna gidilmemiş. Bu nedenle kitapta yer alan yazım yanlışları ve bozuk tümceleri okurların hoş görmesi gerek.
Son zamanlarda PKK dâhil olmak üzere kendini “sol” diye adlandıran birçok grup, Mahir Çayan’ı sahiplenmekte. Onun ağzından çıkmayan sözleri onunmuş gibi göstermekteler. Gerçek bu mu? Bu soruyu yanıtlamak için sözü Mahir Çayan ve arkadaşlarına bırakmalı.
“Türkiye’nin ve halkımızın esenliği için emperyalistlere ve yerli ortaklarına baş kaldırmak her şey bir yana, önce bir namus borcudur... Haysiyetine kendisine saygısını yitirmemiş herkes bugün bu yükün altındadır. (THKP-C Savunma, sf. 18-19)” Buradan da anlaşılacağı üzere Mahirlerin asıl mücadelesi emperyalizmledir. Emperyalist odakların yardımlarıyla ayakta duranların, Soros vakıflarında beslenenlerin Mahirlerle yoldaş olmaları olanaksızdır.
“Türkiye’nin ve halkımızın emperyalist boyunduruktan kurtuluşu, insancıl (hümanist) düşünce ve tavırların içe kapanık, hayalci, pasifist tepkisiyle sağlanamaz. (Savunma, sf. 19)” Sırtını AB’ye ya da ABD’ye dayayarak solculuk yaptığını sananlar; çiçek, böcek, kimlik siyasetini öne çıkaranların Mahirleri öncü kabul etmeleri ne kadar doğru acaba?
“Saldırgan emperyalistlerin gizli servisi (Entelijans Service) ünlü ‘Balkanlaştırma’ ‘böl ve yönet’ taktiğini kullanarak halkı halka kırdırmaya çalışıyordu. Durum bugün de pek farklı değildir. (Savunma, sf. 20)” Günümüzde solculuğu etnik ve mezhep ayrımı olarak algılayan, toplumu bölünebileceği kadar alt kimliklere bölmeyi ilericilik sayanlara yanıtı, Mahirler yıllar öncesinden vermekte. Tabi, anlayana...
“İmparatorluğun içinde bulunduğu kriz ve yürütülen çete faaliyetleri nedeniyle genç subay ve aydınlar arasında milliyetçi akım (anti-emperyalist akım) gelişmiş, İttihat-terakki Cemiyeti doğmuştur. (Savunma, sf. 47) “Milliyetçiliği” faşistlik olarak gören günümüzün şaşkın solcularına Mahirler burada yanıt vermekteler.
Savunmada “Kurtuluş Savaşı’nın anlatıldığı bölüme bakıldığında Atatürk’ten sık sık alıntı yapıldığı görülmekte. Burada Atatürk’ün emperyalizme karşı savaşımı övülmekte ve mandacılar eleştirilmekte. Bu konuda da en büyük kaynak, Atatürk’ün Söylev’i.
Görülüyor ki, tıpkı bugün olduğu gibi, I. Kurtuluş Savaşı sırasında da Milli Kurtuluşçular ile, aynı zamanda Milli Kurtuluşçu olan Marksistler arasında zıtlık yoktur, tam tersine, aynı hedef doğrultusunda bir güç birliği vardır. (Savunma, sf. 62)” Kurtuluş Savaşı’nı karalama yarışına giren sol grupçuklara Mahirlerden az da olsa ders almalarını öneririz. “Milli” sözcüğü yerine, “küreselciliği” yeğleyenlerin emperyalizme nasıl da hizmet ettikleri bilinmekte. Bugünün kimi solcularının en çok gereksinim duyacağı şey, kavramlar konusudur. 1968 devrimcilerinin kullandıkları birçok kavram, günümüzün bazı solcularınca ırkçı olarak görülmekte. Böylece de ulusun yanında değil, emperyalizmin safında konumlanılmaktalar. Küresel güçlerin ürettiği kavramlar, sol grupçuklara yeni bir dil yaratmış durumda. Bu dildeki kavramlar, sol içeriği boşaltmakta.
Nitekim, İspanya, Yunanistan gibi diktatörlüklere ve krallıklara dokunmayan, ses çıkarmayan Amerikan senatosunda, konuşmacılar Türkiye’deki tek partili idareden şikayetçi oluyor. Türkiye’nin çok partili ‘demokratik’ bir idareye kavuşmasını ve hükümetten bunun teminini istiyorlardı. (Savunma, sf. 85)”  Türkiye’nin çok partili yaşama nasıl geçtiğini çok iyi anlatan bir bölüm. Bu geçişin demokrasiye mi, Kemalist Devrimi yıkmaya mı, Türkiye’ye mi; yoksa emperyalizme mi hizmet ettiğine okurlar karar versin. 1946’da sözde demokrasiye geçişi devrim olarak sunan aymazlara ve bilgisizlere söyleyecek söz var mı?
Devamla şunlar söylenmekte savunmada: “1950 iktidar değişikliği, anlatacağımız sosyo-ekonomik temel üzerinde yükselen bir karşı-devrimdir. (Savunma, sf. 91)” Doğru söz, yorum gerektirir mi?
“Öyle ki, Kemalist ileri geleneğe sahip Türk Ordusunun üst kademesi bu oligarşik yönetime (DP iktidarı anlatılmakta- AH) dâhil edilerek (Namık Argüçler. Vs.) uzun süre ülkemizde devrimci-milliyetçilerin büyük çoğunluğunu barındıran Türk Ordusu, oligarşik yönetime bağımlı kılınmıştır. Ancak Türk Ordusu, ne Latin Amerika’daki oligarşilerin temel dayanağı olan merasim ve bale ordusudur, ne Yunan faşist cuntasını ayakta tutan aristokrat kökenli subayların oluşturduğu Yunan ordusudur, ne de İran ve Afganistan’da Şah ve Emir’in insanlık dışı vurucu gücüdür. (Savunma, sf. 105, 106)”
Türk ordusunun geleneğinde emperyalizme karşı, dünyada zaferle sonuçlanmış olan Milli Kurtuluş Savaşı yatmaktadır. Genellikle halk çocuklarından oluşan Türk Subaylarının çoğunluğunun karakterini belirleyen anti-emperyalizm, milliyetçiliktir. (Savunma, sf. 106)
12 Mart faşist darbesinin tutsağı olan THKP-C’lilerin Türk Ordusu değerlendirmesi ne kadar ilginç değil mi? Papaza kızarak oruç bozan kaypakların anlayamayacağı bir değerlendirme bu. Türk Ordusunun tarihsel köklerini doğru algılayan bir anlayış, onun içindeki dinamikleri de doğru değerlendirir. Halkın ordusunu, emperyalizmin bakış açıları ve suçlamalarıyla yargılamaz.
“Türkiye devrimler tarihinde oldukça önemli ve şerefli bir yere sahip olan 27 Mayıs Devrimi, yerli hâkim sınıflara karşı, Ordu ve bürokrasi içindeki aydınların, ilerici, milliyetçi bir harekâtıdır. (Savunma, sf. 106)” Son zamanlarda kimlik siyasetinin bataklığından kurtulamayan kimi solcular ve emperyalizmin dayattığı gerici anlayışları ilericilik sanan sahte aydınlar 27 Mayıs’a darbe diyedursunlar... Mahirler, Türkiye topraklarına ayakları basan devrimciler olarak 1960 Devrimini çoktan devrim tarihinin sayfalarına nakşetmiş durumdalar.
Denilebilecektir ki, Mustafa Kemal sosyalist değildi, siz sosyalistsiniz.
Evet, Mustafa Kemal sosyalist değildi, bizler sosyalistiz. Ve biz sosyalistler şartlar ne olursa olsun, O’nun başlattığı Anadolu ihtilalini (Milli Demokratik Devrimi) sonuna kadar götürmekte kararlıyız.  (Savunma, sf. 141)”
O’nun, o ortamda, anti-emperyalist ve anti-feodal düşünce aksiyon içinde olması bile önemli bir şeydir. Böyle bir ortamda Milli Kurtuluşçu düşünce, aksiyon içinde olmak, çok üstün yeteneklere sahip bir kişiye özgü olabilir. Ayrıca, G. M. Kemal sosyalist olsaydı bile, yine de devrim cephesi için önemli değişiklik olmayacaktı. Çünkü bir kere, Türkiye uluslaşma ve ulus olma aşamasındaydı. Ve bu aşamada bir sosyalist önderin yapacağı, genel hatlarıyla G. M. Kemal’in yaptıklarından farklı olmayacaktı. (Savunma, sf. 143)”
O, dünyada ilk defa zaferle sonuçlanmış bir halk savaşının büyük bir lideri olarak, mazlum ulusların emperyalistleri alt edebileceğini ilk defa gösteren bir ihtilalci olarak, yalnız Türkiyeli devrimcilerin değil, bütün dünya devrimcilerinin takdir ve şükranla anacakları bir kişidir. (Savunma, sf. 143”)
“... 20. Yüzyılın ikinci yarısında birçok ülke M. Kemal’in açtığı yoldan yürüyerek sosyalizme varmış pek çok devrimciye tanık olmuştur. (Savunma, sf. 144)” 
“Kısacası, kim emperyalizme karşı, halkının kurtuluşun için bütün varlığını ortaya koyarak savaşıyorsa ihtilalci de devrimci de, ilericide odur. (Savunma, sf. 152)”  
“... Biz, Kemalizm’in bir burjuva ideolojisi olduğunu iddia eden görüşe karşıyız. Çünkü kapitalizmin emperyalizm döneminde yani 20.yüzyılda, burjuvazi artık ilerici devrimci, demokrat ve milliyetçi niteliklerini kaybetmiştir. Onun ideolojisi artık milliyetçilik değil, kozmopolitizm’dir. Vatan, millet bayrağını o, geminin bordasından aşağıya atmıştır. Bugün bu bayrağı burjuvazinin solundaki güçler yükseltmektedirler. (Savunma, sf. 155)”   
“Kemalizm soldur, Milli Kurtuluşçuluktur, emperyalizme karşı bir zümrenin isyan bayrağıdır. (Savunma, sf. 156)”
Yukarıda “Savunma”dan Atatürk’le ilgili birçok alıntı yaptık. Bu satırlar, Atatürk düşmanlığını solculuk sanan aymazlara, emperyalizmin hizmetkârlarına ithaf olunur. Okusunlar, belki anlarlar da devrimciliğin emperyalizme karşı savaşmak demek olduğunu anlarlar.
Vatansever olduğumuz için sosyalistiz. Sosyalist olduğumuz için vatanseveriz. (Savunma, sf. 161)” Vatanseverliğin ve sosyalistliğin bu kadar güzel tanımı başka yerlerde yapılmış mıdır acaba?
“Milli Demokratik Devrim, emperyalist dönemde, yarı sömürge ülkelerin tam bağımsızlaşma, uluslaşma ve demokratlaşma devrimidir. (Savunma, sf. 164) Mahir Çayan ve arkadaşları, önlerine devrim hedefi olarak Milli Devrim’i, bunun sonucu olarak da uluslaşmayı koymakta. Ulusu etnik kökenlere göre bölerek Mahirlerin izinden gitmek, onların kalıtına sahip çıkmak olanaklı mıdır? Uluslaşmayı, ırkçılık olarak gören/gösteren ve böylece de emperyalizmin “böl-yönet” anlayışına hizmet edenler, sosyalist olabilirler mi?
“Milli Demokratik Devlet, emperyalizme ülkeyi peşkeş çeken bir avuç hainin dışında, bütün ulusun devletidir. (Savunma, sf. 165)” Bu tümceden hareketle devlete karşı olmayı solculuk sanan anarşizm batağındaki grupçukların Mahir çayan’ı zerre kadar anladıkları söylenebilir mi?
Vatan için mücadele etmiş herkese sonsuz saygı ve sevgimiz vardır. Biz de vatan için I. Milli Kurtuluş Savaşımızda mücadele edenlerin izindeyiz. (Savunma, sf. 184)”
“Kim bu vatan için, önemli ya da önemsiz bir eylemde bulunmuşsa, amacı ne olursa olsun, yaptığı işe göre ona sempati besleriz. Ve daima bu böyle olacaktır. (Savunma, sf. 185)
Yukarıda yer verdiğimiz her iki alıntı günümüz solcuları için derslerle dolu. Hem vatana hizmetin ne biçimde olacağını anlamada hem de toplumun geniş kesimleriyle birleşmenin nasıl olacağını öğrenmede kılavuz niteliğindedir bu bölümler. Vatansızlığı, solculuk sananların Mahirlerle aynı yolda yürüyemeyeceğini anlamak hiç de zor değil.
İçinde bulunduğumuz dönemin en belirgin stratejik özelliklerinden başlıcası; Ortadoğu’nun, Milli Kurtuluş savaşlarının (halk savaşlarının) mihrakı haline gelmekte oluşudur. ABD emperyalizmi Çin-Hindi kolundan ümidi kesmiştir. Uzak Doğu’daki süregelen gelişmelerin önümüzdeki dönemde yeni ileri aşamalara geçmesi sürpriz olmayacaktır. Kapitalist-Emperyalist Amerika’nın Asya’dan kovulması artık uzak bir zaman meselesi değildir. Hindistan’ın, Pakistan’ın emperyalist etkiden tamamen arınmaları da böyle...
Dünyanın fırtınalı kırlık bölgeleri olan Asya, Afrika, Latin Amerika’nın odağı yavaş yavaş Ortadoğu’ya kaymaktadır. Ortadoğu’nun jeo-politik bakımdan önemli halkası ise, Türkiye’dir. (Savunma, sf. 16)” Burada anlatılanlar, günümüz koşullarında çok önem kazanmaktadır. Çünkü kırk dört yıl önce Mahir ve arkadaşları bugünü görmüşlerdir. Devrimci, ileriyi gören kişidir. Atatürk’ün dediği gibi “Önemli olan ufku değil, ufkun arkasını görmektir.” özdeyişi gereğince gelecekle ilgili gerçekçi öngörülerde bulunmak devrimcinin özelliğidir.
Günümüz devrimcileri, dünyadaki siyasal gelişmelerin geldiği noktayı saptarken “Asya Çağını geldiğini” belirlemekteler. Bu saptamaya göre ittifaklar oluşturulmakta, saflaşmalar olmaktadır. Mahirler, yıllar önce güneşin Asya’dan doğmakta olduğunu görüyorlar. Antiemperyalist savaşımın Asya merkezli yükseleceğini muştulamaktalar bizlere.
Ortadoğu’ya ABD emperyalizmin odaklanacağı açıkça belirtilmekte Savunma’da. Bölge’nin “önemli halkasının Türkiye” olduğu saptanmakta. Savunma’daki bu saptamalar, günümüzün yıllar öncesinden çekilmiş bir fotoğrafı gibi.
“THKP-C Savunma” Türkiye’nin yakın tarihiyle ilgili önemli bir başvuru kitabı. Devrimler, karşı-devrimler savaşımını öğrenmek isteyenlerin ilgi duyacağı bir kitap. Bu nedenle genç kuşakların okuması gerekir. Araştırmacılar için de bir başvuru kaynağı.
“THKP-C Savunma” bir yazının boyutları içinde anlatılacak gibi değil. Bu konuda sistemli ve kapsamlı bir tartışmanın olması gerek. Bu tartışma ne yazık ki çok geç kalmıştır. Ama yine de “Savunma” geç de olsa tartışılmalı. Mahir Çayan ve arkadaşlarının görüşleri, devrimcilikleri doğru biçimde kavranmalı. Söylenceler, yerini gerçeklere bırakmalı. Emperyalist merkezlerde üretilen ve “özgürlük, barış, demokrasi...” gibi kulağa hoş gelen sözlerle topluma yutturulmaya çalışan sahte sol düşüncenin mahkûm edilmesi gerekir. Bu da Mahirlerin izinden gittiğini söyleyen devrimcilerin işidir.
Mahir Çayan ve arkadaşlarının birtakım eylemleri yanlıştır, maceracıdır. Maceracılık, kitlelerden kopuş demektir. Maceracılıkla devrimin olamayacağı bir gerçektir. Onların maceracı bir anlayışla yanlışlar yapmaları, genel düşüncelerinin yanlışlığını göstermez. Antiemperyalist, anti feodal, milli duruşları devrimcilere örnek olmalı. Atatürk’e, Kurtuluş Savaşı’na, Türk Devrimi’ne, bölgesel ve uluslararası ilişkilere yönelik saptamaları doğrudur. Milli Demokratik Devrim (MDD) çizgisinde Türk Devrimi’ni sürdürme kararlılıkları övgüye değerdir.  Günümüz devrimci hareketi, 68’in devrimci kalıtını sahiplenmeli. Yanlışlardan ders çıkarmalı, hatalar eleştirilmeli. Ancak bu eleştiriler, 68’i toptan reddetmeye gitmemeli.
68 Hareketinin en belirgin özelliği, emperyalizme karşı olmasıdır. ABD emperyalizmine karşı sağlam, kararlı bir duruşun adıdır 68. 1968 Gençlik Hareketi’ne damgasını vuran da Milli Demokratik Devrim (MDD) düşüncesidir. MDD’cilerin antiemperyalist, antifeodal düşünsel temeli; Cumhuriyet Devrimi’nin sürdürülmesini öngörmekte. MDD çizgisindeki devrimcilerin ayrışmasıyla birden çok farklı çizgi ortaya çıktı. THKP-C de MDD çizgisinde ortaya çıkan bir örgüt. Mahirler, 68 Hareketi’nin bir parçası.
Uğur Mumcu: “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmamalı.” demiş. Ne güzel bir söz... Gerek THKP-C gerekse THKO savunmalarını okumadan düşünce üretmek, aydın olana yakışmaz. Sağcısıyla solcusuyla 68 hakkında söz söyleyen kim varsa Savunmaları okumalı. Okuyup önce bilgi sahibi olmalı, sonra da konuyla ilgili düşüncelerini oluşturmalı.
Mahir Çayan ve arkadaşlarının izinden gitmek için öncelikle onların düşüncelerini bilmek gerekir. Bu nedenle “THKP-C Savunma”sı kendisine “Solcuyum!” diyen herkesin okuması gereken bir kitap. Mahirleri, gerçek yönleriyle tanımak isteyenler “Savunma”yı okumalılar. Okumalılar ki söylencelerin yerini, gerçekler alsın.
Soğuk Savaş döneminde ABD merkezli propagandaların etkisiyle sola, 68’lilere düşmanlık yapan sağ kesimde yer alan kişilerin de “THKP-C Savunma”yı okumalarında yarar var. Çünkü Türkiye için gerçekten kimlerin çalıştığını, kimlerinse Atlantik etkisiyle vatana zarar verdiklerini geç de olsa anlamaları için...
Not: THKP-C ve THKO Savunmaları merak edip okumak isteyenler, bu kitapları Teori Dergisinden edinebilirler.
                                                           Adil Hacıömeroğlu

                                                           11 Temmuz 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder