4 Aralık 2016 Pazar

BUGÜN PAZAR

                                                
Bugün pazar… Evden çıkmama kararımız var. Haftanın altı günü büyük bir koşturmaca içindeyim. Eve, aileme az zaman ayırdığımın farkındayım. Bu da içimde bir yara…
Güzel bir aralık sabahı… Sabahleyin erkenden uyandım. Öncelikle çayı demledim. Ben çayla uğraşırken Atacan uyandı. Az sonra da eşimin sesini işittim. Kahvaltı elbirliğiyle hazırlandı. Kahvaltı masasına oturduk. Atacan, televizyon izlemekte bir yandan… Tabi ki çizgi film… Günümüz annelerinin birçoğunun yaptığı gibi eşim de Atacan’a beş kişilik yemek yedirme peşinde.
Atacan: “Doydum.” diyor. Eşim: “Ne yedin ki?” diye karşı çıkıyor. Ben ise “Her canlı kendini doyurur. Çocuk, acıkınca yer. Israr etme!” diyerek çocuktan yana tavır alıyorum. Eşim “Sana kalırsa bu çocuk acından ölür.” diyerek kızıyor. Atacan ise uzattığım yardım eline sarılıyor.
Bilmiyorum ilginizi çekti mi hiç? Günümüz annelerinin neredeyse tümü, çocuğunun yemek yemediğinden şikâyetçi. Aldığı kilolar nedeniyle soluk almakta güçlük çeken bazı çocuklarının anneleri bile çocuğunun iştahsızlığından yakınıyor. Bu duruma güler misiniz, ağlar mısınız? “Çocuğumun iştahı yerinde.” diyen anneye çok seyrek rastlamaktayız.
Çocuklarının sürekli aç olduğunu düşünen anneler, nerede olurlarsa olsunlar tabak, çatal ellerinde dolaşmaktalar. AVM’lerde, doğum günü partilerinde, düğünlerde, aile ziyaretlerinde, parklarda, yemekli toplantılarda, plajlarda… aklınıza gelen her yerde çocukların peşlerinde çatal, kaşık, tabakla koşturan anneler...
Çocuk oynayacak arkadaşlarıyla parkta. Olanaksız bu. Tam kaydırağın orta yerinde ağzına bir çatal uzanmakta. Çocuk arkadaşlarıyla çayır çimende koşup enerjisini boşaltacak... Arkasından bir el çekiştirip ağzına bir şeyler tıkıyor. Çocuk mayosunu giymiş denize girecek… O da ne? Annesi yetişiyor arkasından, köfteyi tıkıyor ağzına.
Tatil yörelerinde yabancı turistlerle karşılaşıyoruz. Çocuklu yabancı aileler hep ilgimi çeker. Bir Avrupalı annenin çatal, tabak elinde çocuğunun peşinde koşturduğunu görmedim. Yurtdışına gittiğimde de böyle bir duruma rastlamadım. Şimdi insanın usuna şu soru geliyor: Bu yabancı ailelerin çocukları aç mı geziyor? Oysa onların çocukları daha gürbüz, daha hareketli. Özellikle Avrupalı ailelerde ebeveynlerle çocuklar arasında bir şeyi yapma/yaptırma konusunda bağırış, çağırış neredeyse yok.
Yabancı turistlerin çocuklarında ilgimi çeken bir noktada şu. Çocuklar yerlere çöp atmadıkları gibi atılan çöpleri de toplamaktalar. Bu durum bizim “Üzüm üzüme baka baka kararır” sözünü anımsatıyor bana. Anne-baba yere çöp atmayınca çocuk da çöpünü, çöp kutusuna atıyor. Ne yazık ki bizler toplum olarak öğüt vermeyi çok seviyoruz. Doğru davranışı çocuklarımıza öğütlüyoruz, ama davranışlarımızla doğru örnek olamıyoruz onlara. Çünkü hâlâ “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!” sözü, toplumda geçer akçe.
Annelerin çocuklarını doyurma telaşından gidilen davetten de geziden de tat alınamıyor. Ne yazık ki çocuklar, masaya oturup yemeklerini yiyemiyorlar anneleri yüzünden. Yemek yeme konusu, günün neredeyse tümünü kaplamakta. Bu nedenle de çocuklarımız belli, birkaç tür yiyecekle beslenmekteler. Bu tekdüzelik yüzünden çocuklarda damak tadı gelişmiyor.
Yaşı kırkı geçmiş bir tanıdığım var. Birden çocuğu olan bir baba bu kişi. On, on beş gün bir arada kalsanız üç gün kahvaltı ve akşam yemeğini aynı sofrada yiyemezsiniz onunla. Çünkü annesi, ona ekmek arası özel yemek hazırlar. Kırk yaşını aşmış bu çocuk, hâlâ bu yaşında “Onu yemem, bunu yemem!” diyerek naz niyaz yapar. Çevremizde bu tür kişilere ne yazık ki çokça rastlamaktayız.
Çocukların özgüvenlerinin gelişmesi için annelerin tabak, çatal, kaşık elde onların peşinde dolaşmaktan vazgeçmesi gerek. Ne yazık ki annelerin hiçbir zaman doymayan(!) çocukları, yaşamları boyunca yemek yemeyi öğrenemiyorlar. Özgüvenleri gelişmiyor bu çocukların. Onların yaratıcılıkları bu yolla törpülenmekte.
“Çocuğumun iştahı yerinde.” diyen anneleri seyrek de olsa gördüğümde onları kutlayasım geliyor. Elinde yiyecek dolu tabaklarla çocuk kovalamayan anneler gördüğümde çok mutlu oluyorum, çocukların gelecekleri adına.
Evet, bir Pazar günümüz Atacan’ın yemek yemesiyle geçti. Kaç öğün mü? Bir öğün… Sabah başladı yemek akşama kadar sürdü, kısa aralarla. Atacan mı? Hep direndi, tehditlere aldırmadan. Allah’tan şişman değil. Çok da hareketli…
Hep şu soruyu soruyorum kendime: Acaba bu yemek yedirilmek için kovalanan çocuklar ne zaman doyacaklar?
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           4 Aralık 2016





1 yorum:

  1. Toplumumuzda çoğu annelerin çocukları peşine bir gölge gibi takılıp onlara zorla yemek yedirme çabalarını tüm insanlarımız görmüştür . Bu yazısında Sn. Adil Haciömeroğlu toplumun ortak sorunu olan bu konuya ilişkin açıklamalarda bulunmuş . Bebeklikten başlayan vakitli vakitsiz emzirme alışkanlığı , mamaya , sonra yemeklere geçince aynı düzensizlik içinde sürdürülüyor anneler tarafından. Çocuklarda planlı ve düzenli beslenme alışkanlığı oluşmasına engel bu tutum , başka sakıncalara da yol açabiliyor : Özgüven eksikliği , plansız yaşam , baskıya boyun eğme , obezlik ... gibi. Teşekkürler , emeğine , kalemine sağlık Adil Haciömeroğlu !..

    YanıtlaSil