18 Ocak 2017 Çarşamba

ÖFKEYLE DEĞİL, AKILLA DAVRANMA ZAMANI


Başkanlık rejimiyle ilgili anayasa değişikliğinin ilk turu tamamlandı. Hem de nasıl…
Yumruklaşmalar, bardak fırlatmalar, kafalara koltuk indirmeler, kürsü kırmalar, ağız burun dağıtmalar, tekme tokat girişmeler, laf sokmalar, küfürler, tehditler, diş gıcırdatmalar, boğaz sıkmalar, muhalefet kulisinde liderlerin sürpriz (!) çay içmeleri, sabahlara kadar süren oturumlarda masalar üzerinde uyumalar…
İlk tur görüşmeler gösterdi ki başkanlık rejimi Türkiye’yi bölüyor. Oysa cumhurbaşkanın Türk Ulusunun birliğini temsil etmesi gerek mevcut anayasamıza göre. Anayasa değişikliğiyle yalnızca bir partiyi temsil edecek cumhurbaşkanı. Yani ulus bir kenara itilmekte. Onun yerini, bir partiye oy verenler almakta.
CHP’liler, TBMM’deki görüşmeler sırasında ikna edici olmak yerine gerginlik yaratıcı bir yol izlediler. Oysa iş pamuk ipliğine bağlı. AKP ve MHP’den ikna edilecek on, on beş milletvekili anayasa macerasına son verebilecek durumda. Bu milletvekillerini ikna etmek yerine, onları AKP yönetimine daha çok yaklaştırmakta kavgalar ve genelleştirilen suçlamalar.
Deniz Baykal’ın bilgece, yurtsever bir sorumluluk içinde yaptığı konuşmalar güzeldi. Baykal, AKP ve MHP’li vekilleri ikna etmeyi amaçladı. Konuşması sırasında AKP ve MHP sıralarından kayda değer itirazlar gelmedi. Gürültü patırtı yoktu TBMM’de Deniz Bey’in konuşması sırasında. Bu durum, CHP sözcülerine örnek olabilirdi, olmadı. Tabi bilgelik, sorumluluk bilinç ve birikim işi.
Başkanlık rejiminin Türkiye’yi bölünmeye götürdüğü çok açık. Başkanlık, ülkemizi zayıflatacak. Bu da en çok Türkiye’yi çökertmek isteyen güçlerin işine gelecek. Bu nedenle de başta ABD olmak üzere İsrail, PKK, FETÖ… den oluşan şer cephesi başkanlık rejimini desteklemekte.
Anayasa değişikliğini ulusça nasıl önleriz? Öncelikle bu iş TBMM’de halledilmeli. Çünkü halkoylamasına giderse halk arasındaki bölünme daha da derinleşecek. Bu nedenle AKP ve MHP’li vekilleri ikna etmek birincil görev. Bu ikna süreci, bire bir ilişkilerle olabilir. Ama asıl ikna edici güç halk. Parti tabanlarında yapılan çalışmalar, milletvekilleri üzerinde baskı yaratmakta. Özellikle MHP tabanı ayakta başkanlığa karşı. AKP tabanında da kafası karışık olanlar çok. Bu nedenle ökeyle, kavgayla değil; akılcılıkla, sabırla ikna edici olmalı.
Özellikle sosyal medyadaki tartışmalara dikkat çekmek istiyorum. Ne yazık ki kendisini “Atatürkçü,  cumhuriyetçi” olarak niteleyen birçok yurttaşımız; AKP’yi destekleyenlere karşı saldırgan bir tutum göstermekteler. Onları, sürekli olarak “cahillik, aptallık, düşüncesizlik, IŞİD’cilik, koyun olmak, kömür ve makarna alarak karşılığında AKP’ye oy vermekle…” suçlamaktalar (Benzer suçlamalar, ne yazık ki son günlerde Bahçeli’yi savunanlara karşı da yapılmakta.). Bu suçlamalarla AKP’ye her hangi bir nedenle oy veren yurttaşı, daha çok AKP’ye yakınlaştırmaktalar. Böylece de açıkça AKP’ye hizmet etmekte bu sözde sorumsuz Cumhuriyet savunucuları.
Bir kişiyi, hakaret ederek kazanamayız. Bir kişiyi hatadan döndürmenin yolu, onu sabırla ikna etmektir. Sağa sola küfreden kişinin yanına kimse yaklaşmaz. Bu nedenle klavye kahramanı Cumhuriyet savunucuları, biraz olsun Atatürk’ü öğrensinler. Özellikle Birinci TBMM’de Atatürk’ün ikna gücünü görmek gerek.
Başkanlık rejimi, TBMM’den çıkıp halk oylamasına giderse yapılacak iş, yurttaşı yanlıştan döndürmek için onu sabırla iknadır. Bundan başka da çıkar yol yoktur. Emperyalizme karşı verdiğimiz savaşı, ancak ulusun birliğiyle kazanırız. O zaman hep birlikte konuşarak, gerçeğin ışığında aydınlanarak emperyalizmin bize dayattığı başkanlık rejimini çöpe atabiliriz.
Not: Bu yazıyı tamamlayıcı nitelikte olan aşağıdaki yazıları da okumakta yarar var.
Seçimler Rüşvetle mi Kazanılır? http://adiladalet.blogspot.com.tr/2010/10/secimler-rusvetle-mi-kazanilir.html
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       18 Ocak 2017


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder