26 Nisan 2017 Çarşamba

“HAYIR!” RÜZGÂRI NASIL DİNDİRİLDİ?

                                   
Halkoylamasına gidileceği belli olduğunda toplumda büyük bir “Hayır!” rüzgârı esmeye başladı. Neredeyse tüm siyasal gruplar, başkanlık rejimine “Hayır!” demek için birleşmişti. İşin en can alıcı noktası ise AKP tabanında hayırcılar lehine bir çözülmenin olmasıydı. Peki, ne oldu da tabandan esen bu güçlü “Hayır!” rüzgârı, giderek gücünü yitirdi ve “Evet!”lerle baş başa duruma geldi?
Halkoylaması kampanyası başladığında birçok kişide olduğu gibi bende de bir kaygı egemendi. Bu kaygı, Kılıçdaroğlu ve bazı üst düzey CHP yöneticilerinin gaf yapmasıydı. Bu gafların AKP yöneticilerine koz vereceği kaygısıydı içimizi kemiren. Bunu zaman zaman da seslendirdik. Birçok dostumuz: “Halkoylamasının sonucu ne olur?” diye sordular bize. Biz de onlara:” Kılıçdaroğlu az konuşursa ‘Hayır!’ kazanır.” dedik.
Kampanyanın başında Kılıçdaroğlu çok az konuşuyor, sahada pek görünmüyordu. TR 705, Bekaroğlu… gibi CHP’nin yumuşak karnını oluşturan kişiler arka planda kaldılar. Baştaki strateji olumluydu. CHP örgütleri çok sorumlu davranıyordu. Diğer seçimlerde olmayan bir anlayış egemen olmuştu CHP yöneticilerine (Bkz. Evet mi, Hayır mı 2? http://www.ulusalkanal.com.tr/evet-mi-hayir-mi-2-makale,6096.html).
Halkoylaması kampanyası sırasında Kılıçdaroğlu ve CHP yöneticilerini eleştirmemeye özel önem verdik. Eleştirilerimizi kampanya sonuna bıraktık. Kılıçdaroğlu, sahaya Baykal ve İnce’yi sürerek kendisinin lider, hatta genel başkan olmadığını toplumun huzurunda itiraf etti. Kendisi sahaya çıkıp ağzını açtığında da AKP’yi rahatlattı, tıpkı 2010 halkoylamasında olduğu gibi.
Halkoylaması kampanyası sırasında RTE ve AKP yöneticileri çok fazla hata yaptılar. “Hayır!”cılara gollük paslar attılar. Ne yazık ki bu paslar değerlendirilmedi. AKP’nin yaptığı ve muhalefetin değerlendiremediği önemli yanlışlar neler?
Öncelikle şunu belirtelim ki RTE ve AKP halkoylamasını yitireceklerini anlayınca “Hayır!”cılarla terör örgütlerini yan yana göstermeye başladılar. Ne yazık ki terör örgütleriyle AKP’nin yan yana olduğunu kanıtlayacak birçok olgu varken…
Barzani önce İstanbul’a sonrasında Ankara’ya geldi. Her iki kentimizde Barzanistan bayrakları asıldı. Ne yazık ki CHP yöneticileri, bu gafletin üstüne yeterince gitmedi. Bu durumun bölücü örgütleri meşrulaştırdığını anlatmadı halka. Eğer anlatsaydı, AKP’nin propaganda stratejisi çökecekti. “Hayır!”cıların terör örgütleriyle birlikteliği masalı ters tepecekti. Ancak böylesi bir fırsat nedense kaçırıldı.
ABD, Tomahawk füzeleriyle Suriye’yi vurdu. RTE, bu saldırıya anında destek verdi. Hatta yetersiz buldu saldırıyı. Ne yazık ki CHP yöneticileri bunun da üstüne gitmedi. ABD saldırısına karşı çıkmadı. Antiemperyalist bir duruş gösteremedi. Oysa AKP tabanının önemli bir bölümü, RTE’yi antiemperyalist sandığı için desteklemekteler. Bu tepkisizlik, Amerikan emperyalizmi karşıtı AKP tabanının “Hayır!” oyu vermesi olasılığını ortadan kaldırdı.
AKP sözcüleri, “eyalet” baklasını ağızlarından çıkardılar. “Türkiye’nin eyaletlere bölünmesinin bir sakıncasının olmayacağını” söylediler. Açıkça bölücülüktü bu. Ne yazık ki bu konuda da gerekli baskı kurulamadı AKP’ye. Bunun üstüne gelen “kontrollü darbe”, “denize dökeceğiz” söylemleri konuyu saptırdı, örttü.
RTE, “Türk Milleti” yerine “tek millet” dedi. Kısacası, “Türk Milleti”ni inkâr etti. Yine Kılıçdaroğlu ve ekibinden ses çıkmadı. Tam da 16 Nisan yaklaşırken Kılıçdaroğlu “kontrollü darbe” ve “bylock listesindeki AKP’lileri” ortaya attı. İşte, bu noktada sürekli savunmada olan RTE ve AKP saldırıya geçti. Bekledikleri fırsat gelmişti. Kampanya boyunca tüm kışkırtmalara karşın konuşmayan Kemal Bey, en sonunda konuştu ve gereken fırsatı karşı tarafa verdi. RTE ve AKP yöneticileri bu konuda abandıkça abandılar Kılıçdaroğlu’na. Bu arada CHP’li vekil Hüsnü Bozkurt’un sorumsuz açıklaması devreye girdi. “Hayır!” rüzgârı hız kesti. AKP yöneticileri, moral kazanıp tabanlarındaki çözülmeyi kısmen durdurdular.
“Oylar çalındı.” diyerek kimse siyasal sorumluktan kaçamaz. Oylar çalınmasaydı, sonuçlar üç aşağı beş yukarı aynı olurdu. Yani açık ara bir yengi söz konusu olmazdı iki taraf içinde. Ancak başta Kılıçdaroğlu olmak üzere bazı basiretsiz yöneticiler yüzünden başkanlık rejiminin reddi olanaklı olmadı.
2010 halkoylamasında Habur rezaletini görmezden gelerek kampanya yürüten Kılıçdaroğlu ve ekibi, yargının FETÖ’ye teslim edilmesine önayak olmuştu. Bugün de aynı ekip, başkanlık rejiminin yasalaşmasında önemli bir rol oynadılar.
CHP tabanı Kılıçdaroğlu ve ekibini daha ne kadar, nereye kadar taşıyacak? Günün öncelikli sorusu budur.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           26 Nisan 2017








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder