10 Haziran 2017 Cumartesi

ATACAN YAZIMI BEĞENMEDİ

                        
Atacan’la ilgili kaleme aldığım yazıları yayımlanmadan önce genellikle ona okur, onun görüşünü alırım. O da kendince eklemeler ve çıkarımlar yapar yazılardan. “Onu söylememiştim.” ya da “Şunları eksik yazdın.” der. Ben de onun eleştiri ve önerilerini göz önüne alarak yazıma son biçimini veririm.  
24 Mayıs 2017 tarihli “Atacan Okula Başlıyor” başlıklı yazımı yayımlamadan önce Atacan’a okumamıştım. Sonradan okudum. İtiraz etti. “Eksik oldu Adil. En önemlilerini yazmamışsın.” dedi. Ben de neleri eksik bıraktığımı sordum, anlattı. Anlatınca da anımsadım, ondan özür diledim ve bunları yazacağıma söz verdim.
Evet, o gün okuyacağı okula giderken Atatürk büstünün var olup olmadığını sormuştu. “Neden?” diye sordum. “Atatürk yoksa okul da olmaz Adil! Ben, Atatürk’ün sevilmediği bir okulda okumam.” dedi.
Okulun bahçesine girdiğimizde büstü görünce çok sevinmiş, Atatürk’e hayranlık dolu gözlerle bakmıştı.
Arabayla giderken peş peşe okulda aradığı nitelikleri sayarken İstiklal Marşı’nın söylenip söylenmediğini soracağını söyledi. Okula gittiğimizde halkla ilişkilerdeki hanımefendiye sorduğu ilk sorulardan biriydi bu. Olumlu yanıt alınca rahatladı.
Yolda giderken en çok üzerinde durduğu konu okulun bahçesindeki bayrak direğinde Türk Bayrağının olup olmamasıydı. “Bayrağın olup olmamasının senin eğitiminle ne ilişkisi var? diye sordum.
O: “Türkiye’deki okullarda Türk Bayrağı olmalı.” dedi. “Türk Bayrağı yoksa bu okul Türklerin değildir.” yanıtını da ekledi sözlerine.
Okulun bahçesine girince bayrak direğine baktı. Bayrak yok gönderde… Nedenini sordu. Bayrağın, okulun dinlenceye girdiği günlerde asıldığını söyledim. Bayrağın cuma günü akşamları İstiklal Marşı ile göndere çekildiğini, pazartesi sabahları ise yine İstiklal Marşı ile gönderden indirildiğini söyledim. Sözlerim, onu ikna etti.
Atacan: “Bu okulda Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini çocuklara ezberletiyorlar mı? diye sordu birden bire. “Bunu bilemeyeceğim. Gidince sorarsın.” yanıtını verdim. “Bak, dinle!” dedi ve okumaya başladı hitabeyi. Sözcüklerin çoğuna dili dönmüyor, ama şaşırmadan okudu sonuna dek. Gitmekte olduğu çocuk yuvasında Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini altı yaş sınıflarına devam etmekte olan çocukların tümüne ezberletmişler. Bu, büyük başarı…
Sözümü yerine getirdim, eksik olanları yazdım. Atacan’a okudum yazdıklarımı. “Tamam…” dedi. Anlaştık…
                                                                                  Adil Hacıömeroğlu
                                                                                  10 Haziran 2017


1 yorum:

  1. demokrat bir baba öğrenmeye meraklı bir çocuk atacan çok şanslı sizin gibi sabırlı bir babası var ne yazıkki her çocuk atacan kadar şanslı değil

    YanıtlaSil