17 Haziran 2017 Cumartesi

ATACAN’LA KUZEY’İN KARARI

                                   
16 Haziran 2017 günü yoğun ve sıkıntılıydı bizim için. Eşimle hasta olan kaynanamı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine götürmek için Bostancı’dan kuşluk vakti yola çıktık. Köprü trafiği bir azap… Hava sıcak… Yol uzadıkça hastamızın ağrıları artmakta. Hastanede işim bittikten sonra birkaç arkadaşımla buluşacağım. Bu durumun yarattığı gerilim de var üstümde. Eşim, hem arabayı kullanıyor hem de annesini teskin ediyor. Bir yandan da Atacan’ın yuvadan çıkışına yetişememe kaygısıyla oldukça gergin. Ancak bu durumu, belli etmemeye çalışıyor. Gözü hep yolda… Hıncını, trafikte mantıksız hareketler yapan sürücülere kendi kendine söylenerek çıkarmakta.
İki saate yakın bir yolculuktan sonra Cerrahpaşa’ya vardık. Doktorumuzla görüştük. İşimiz bitti. Eşimle annesi arabayla Bostancı’ya dönmek üzere yola çıktılar. Ben, neredeyse koşar adımlarla sahil yoluna indim. Kan ter içinde Bakırköy’e gitmek için belediye otobüsüne bindim. Bakırköy’de bir arkadaşımla söyleşirken eşim aradı. Saat beşi yirmi geçe Atacan’ın devam etmekte olduğu çocuk yuvasına varmışlar. O da ne? Atacan’ın iki gözü iki çeşme...
Eşim, Ata’nın ağladığını söyleyince nedeni sordum, anlattı. Atacan, sınıfında bulunan Kuzey’le (Öztürk) kendi aralarında plan yapmışlar. Birbirlerine söz vermişler. Yuva çıkışı “Arabalar 3” adlı filme gitmek için sözleşmişler. Atacan ve Kuzey yuva çıkışı annelerine sinemaya gitme isteklerini söyleyip bu planlarını yaşama geçirmek düşüncesindeymişler.
Kuzey’in annesi erken gelmiş, oğlunu almış. Eee, serde erkeklik var ne de olsa. Sözünü tutmak zorunda küçük delikanlı. Kuzey, annesine yaptıkları planı anlatıyor ve Atacan’ı beklemeleri gerektiğini, çünkü birlikte sinemaya gideceklerini söylüyor. Anne, çaresiz boyun eğiyor delikanlıca bu isteğe. Bekliyorlar beş on dakika. Ama eşim, yoğun trafikte kendine yol bulmakla meşgul. Bu arada yuvaya, eşimin geç kalabileceğini haber veriyorum. Kuzeylerin beklediğini gören çocuklarımızın öğretmeni Didem Hanım, eşimin geç gelebileceğini söylüyor Kuzeylere. Kuzey ve annesi de çaresiz ayrılıyorlar yuvadan.
Onlar ayrıldıktan on dakika sonra eşim yetişiyor yuvaya. Atacan, çantasıyla çıkıveriyor yuvadan hıçkırıklarla. Eşim, önce anlayamıyor ne olduğunu, niye ağladığını? Neyse ki Ata anlatıyor. “Kuzey’le sinemaya gidecektik, sen geç geldiğin için planımız bozuldu.” demiş. Eşim bir yandan, Ata’nın anneannesi bir yandan çocuğu susturmaya çalışıyorlar; ama ne çare… Çocuk canhıraş ağlamakta… Eşim, “Tamam, sinemaya gideriz, yetişiriz.” deyince biraz sakinleşiyor. Anneanneyi evine bırakmaları gerek. Önce direksiyonu Suadiye’ye kırıyorlar. Sokağın başına gelince Atacan, annesine “Dur! Ninem burada insin, evine yaklaştı, buradan yürüsün. Biz, geç kalmayalım.” diyor. Bu söz, arabayı neşeye boğuyor.
Derken…  Atacan ve annesi, Bostancı’ya, evin önüne geliyorlar. Eşim hemen Kuzey’in annesi Elif Hanım’ı arıyor. “Biz de geleceğiz, bizi bekleyin. Bize de bilet alın.” Elif Hanım “Tamam!” deyince plan uygulamaya geçiyor. Azcık da olsa rahatlama oluyor.
Sinema, Ataşehir’de bir alışveriş merkezinde. Evimizin önünden Dudullu minibüsleri geçmekte. Eşim, arabasını evin önüne park edip minibüsle gitmeye karar veriyor yetişebilmek için. Zaten gün boyu sıkıntılı bir trafik çilesi çekmişti.
Minibüse biniyorlar. Atacan, araç sürücüsüne alışveriş merkezinin adını söyleyerek minibüsün oradan geçip geçmediğini soruyor. Olumlu yanıt alınca “Saat altı buçuğa kadar bizi oraya yetiştir.” diyor. Sürücü bu buyruktan mutlu, gülümseyerek: “Sessiz olup yerinde oturursan seni oraya dediğin saatte yetiştiririm.” yanıtını veriyor. Ata rahatlıyor.  Saat altıyı beş geçe varıyorlar gidecekleri yere. Kuzey’le buluşuyor Atacan. Artık, sinemanın kapısındalar.
Eşim, sinema önünden beni arayıp yaşananları tek tek anlatıyor. Ben, o anlattıkça telefonda heyecanlanıyorum. Ben de Ataşehir’e gitme kararı veriyorum. Kendi başlarına özgürce karar verip uygulatan bu iki küçük, kahraman delikanlıyı görmeliyim sinema çıkışı.
Bakırköy’den hareket ediyorum. Tam dört ayrı araç değiştirerek alışveriş merkezine varıyorum. Delikanlılarımız, anneleriyle yemekte. Çok mutlular… Oturuyorum masalarına… Eşimi de Elif Hanım’ı unutup bu iki delikanlıya planı kimin yaptığını soruyorum. İkisi bir ağızdan, aynı anda “İkimiz…” yanıtını veriyorlar. Bu yanıtta bencillik yok! Öne çıkıp arkadaşını geride bırakma isteği, böbürlenme, arkadaşını ezme yok! Ortak kararın iradesi var. Arkadaşını onurlandırma düşüncesi var. Bu nedenle büyüklerin öğrenmesi gereken bir davranış biçimi bu. Birbirlerine yaslanmaları beni mutlu ediyor.
Elif Hanım, biraz şaşırmış ufaklıkların plan yapmasına. “Bu yaştaki çocukların böyle kendi başlarına plan yapıp karar almaları doğru mu?” diye soruyor. Ben, Atacan’ı da Kuzey’i de kutlayıp yanıtımı veriyorum. Sonra ekliyorum: “Bu işte bir yanlışlık yok! Doğru iş yaptı çocuklar.”
Atacan, bir ayı aşkın bir zamandır gün sayıyor “Arabalar 3” filminin gösterime gireceği gün için. Her gün “Bugün ayın kaçı?” sorusuna yanıt verdik bıkıp usanmadan. 16 Haziran’ın geldiğini görünce hemen arkadaşıyla ortak plan yapıyor sinemaya gitmek için.
Sinema dönüşü çok mutluydu. Yol boyunca sesiz kaldı. Son durakta indik minibüsten. Genellikle her önünden geçişte dondurma yediği dondurmacının yanından geçerken “Dondurma alalım mı?” dedim. “Hayır!” dedi. Durumundan anlaşılacağı üzere filmin tadının üstüne, başka bir tat koymak istemedi. Eve gelince zaman yitirmeden erinç içinde yatağına girdi ve uyudu.
Ülkemizde en büyük eksiklik, kişilerin özgüven kazanması. Atacan’la Kuzey’in ortak karar alıp uygulamak için savaşım vermeleri bir özgüven belirtisi. Biz büyükler, bu tür davranışları destekleyelim ki pısırık, çekingen, hakkını savunamayan, kendi ayaklarının üstünde duramayan çocuklar yetişmesin. Özgür düşünceli, özgüvenli, kendi kararlarını verebilen bireyler yetişsin. Toplumumuzun buna çok gereksinimi var.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       17 Haziran 2017

1 yorum:

  1. Hocam ellerinize yüreğinize sağlık.Atacan ile birlikte, hayatı tekrar öğrenip,tekrar yorumluyoruz.Atacan'a ve size sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Caner ÇELEBİ

    YanıtlaSil