30 Eylül 2017 Cumartesi

CENAZELER ORTADA KALIYORMUŞ

                                   
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Fatih’te kendi adını taşıyan Anadolu İmam Hatip Lisesinin açılış törenindeki konuşmasında “Cenaze yıkayacak insan yoktu. Türkiye o hale gelmişti. Cenazelerimiz ortada kalıyordu. Onun için ‘Cenaze yıkayıcısı yetiştirilsin.” diye böyle bir adım atıldı. Çünkü bin yıllık geçmişi olan köklü dini müesseselerin kapılarına kilit vuruldu, yerlerine de günümüz ihtiyaçlarına uygun kurumlar ihdas edilmeyince böyle bir tehlike ortaya çıktı.” demekte. Bu sözler doğru mu acaba?
Bir durum hakkında savlar öne sürüyorsanız, bu savlarınızı kanıtlamak zorundasınız. Kanıtlayamıyorsunuz bu sözleriniz, savlarınız yalandır.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Türkiye’nin neresinde kimin cenazesi ortada kalmıştır? Bu yaşıma geldim böyle bir duruma ne tanıklık ettim ne de o dönemleri yaşayan aile büyüklerimden, hısım akrabadan, komşularımdan cenazesi yıkanmadığı için ortada kalan birinin olduğuna dair bir şey işittim.
1924’te devrim yasaları nedeniyle medreseler kapatıldı. Dini eğitime bir süre ara verildi. Neden mi? Din eğitimi veren kurumların neredeyse tümü tarikatların denetimi altındaydı. Osmanlıyı mahvedenler de bunlardı. Ancak birçok kent, kasaba ve köyde Kuran kursu (az da olsalar) eğitim vermeyi sürdürdü. O dönemin medreselerini elinde tutan tarikatların büyük çoğunluğunun günümüzdeki FETÖ’den farkının olmadığını söyleyelim. Bunların büyük çoğunluğu, İngilizlerin denetimindeydi ve Osmanlıyı da bunlar yıktı sömürgeci güçlerle işbirliği yaparak. Kapatılma nedenleri de budur.
I. Dünya ve Kurtuluş savaşlarında dönemin medreselerinden kaçında okuyanlar, gönüllü olarak cepheye koşmuştur? Türkiye’nin dört bir yanındaki liselerin bıyığı bile terlememiş öğrencileri cephelerde şehit olurken medrese öğrencileri ne yapıyorlardı? Tabii, bazı istisnaları ayrı tutuyoruz.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Türkiye’nin neredeyse tüm camilerinde imamlar vardı. O dönemde dini hizmetler veren cami görevlileri, devlet memuru değillerdi. İmam ve müezzinlerin devlet memuru olmaya başlamaları Cumhuriyet döneminde sağlanmıştır. Eskiden köy camilerindeki din görevlilerinin aylıkları, o yörenin halkınca karşılanırdı. Nüfusu az mahalle ve köylerin camilerinde, cuma namazı kılınmadığından buralarda yalnızca ramazanlarda imam tutulurdu ora halkı tarafından.
1948’de imam hatiplerin ve din eğitimi yapacak yüksekokulların açılması için yasa çıkarıldı. Ardından1949’da Ankara ve İstanbul başta olmak üzere sekiz ilimizde imam hatip kursları düzenlendi. Kurslarda eğitim süresi on aydı. Aynı yıl, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi açıldı. Şimdi burada asıl soru şudur. Yirmi dört yılda toplum, dini bilgilerini tamamen unutmuş olabilir mi? O dönemin yurttaşlarının çoğu imama gereksinim duymadan birçok dini vecibeyi yerine getirebilecek dini bilgiye sahipti. Bu nedenle imam olamasa dahi cenazeler yıkanıp kefenlenerek defnedilebilirdi.
Cumhuriyet’e, Kurtuluş Savaşı’na saldırmayı, karşı olmayı ideoloji kabul edenlerin başta İngiliz istihbaratınca uydurulan yalanlardan başka sarılacakları hiçbir düşünce yok! Hep aynı yalanları ısıt ısıt toplumun önüne sür. Zamanla bu yalanlara kendini de inandır.
Türkiye, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne imam hatiplerle değil; bilim, sanat, kültür, teknoloji… alanlarında gençleri, çocukları eğitecek okullarla çıkabilir. Bilimin egemen olduğu bir ülkede, “Cenazeler ortada kalıyordu.” benzeri yalanlara da kimse inanmaz. Yalansız bir dünya için en önemli gereklilik bilimdir.
Büyük Atatürk’ün “Yaşamda en doğru yol gösterici bilimdir, fendir.” sözünü kılavuz edinmeliyiz ömrümüzün sonuna dek.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           30 Eylül 2017



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder