9 Mart 2018 Cuma

DEVRİMCİ BİR ÖNCÜ, YAŞAR NURİ ÖZTÜRK




Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk Hoca’mızı, birçok kişi gibi basın yayın organlarından tanıdım. Önce yazılarımızla dostluk oluşturduk. Sonrasında, geç de olsa, kişisel dostluğumuz oluşup gelişti.
Türk halkının çoğu, Yaşar Nuri Hoca’yı medyadan tanıdı. Siyasal yelpazenin her kesimi, ilk başta temkinle yaklaştı Hoca’nın görüşlerine. Muhafazakâr kesim, alışmadığı bir söylem, bakış açısı ve yorumla karşılaşınca biraz afalladı. Çünkü alışılagelen İslamî bakış açısından farklı bir söylemle karşılaştılar. Geleneksel dinsel anlayışa karşı çıkıyordu Sayın Öztürk. Bu durum, muhafazakâr beyinlerde gerçek bir deprem etkisi yaratmaktaydı. Yaşar Hoca’nın halk üzerindeki etkisini kırmak için Emevî dincileri, önce Hoca’yı görmezden gelme, sonrasında ise suçlayıp karalama yolunu seçtiler.
Allah’la aldatanların, “Kur’an İslam’ı” diyen bir devrimci bilgini susturmaları olanaklı olmadı. Gerçeği savunmanın verdiği özgüvenle ve cesaretle Allah’la aldatanların ipliğini pazara çıkardı bıkıp yorulmadan. Önceleri Yaşar Nuri Hoca’nın karşısına çıkma cesareti gösteren bazı Emevî dincileri, giderek televizyonlarda bu tartışmalarda görünmez oldular. Özellikle Kur’an ile ilgili tartışmalarda bocaladılar. Bu tartışmalar, Emevî dincilerinin aslında Kur’an’dan hiç haberdar olmadıklarını ortaya çıkardı. Bu nedenle de her korkağın, her yalancının, her aldatıcının yaptığı gibi sahayı terk etmekte buldular işin kolayını. Tartışma alanında söyleyecek sözü, ortaya konacak bilgisi olmayanlar dedikodu silahına sarıldılar.
Laik kesim de tıpkı muhafazakâr kesim gibi ilk başta temkinli yaklaştı Hoca’ya. Din hakkında konuşanlara karşı dudak kıvırmak, küçümsemek alışkanlığı vardı laik kesimin önemli bir bölümünde ne yazık ki. Bu nedenle önce dikkate almadılar Hoca’yı. Sonraları onların kafalarında devrimci rüzgârlar estirdi Hoca. Kur’an’ı saptıran gericiliğe, yoksul halkın kanını emen Allah’la aldatanlara, gücünü sahte bir din anlayışından alan yobazlığa karşı savaşım için Öztürk’ün düşüncelerine gereksinimleri olduğunu geç de olsa anladı bu kesim. Böylece “Kur’an İslam’ı” ile Müslümanları köleleştiren Emevî dinciliği arasındaki fark kavrandı. Bu durum, laik kesimle muhafazakâr kitleler arasında sağlıklı bir tartışma zemini yarattı. Sağlıklı bir tartışma zemininin gerçeği anlamada önemli bir olanak yarattığı kesindir.
Yaşar Nuri Hoca, bir devrimcinin, öncünün davasına inanmışlığı içinde tüm olumsuzluklara karşın gerçeğin aydınlattığı sarp yolda kararlılıkla yürüdü. Haklı olmanın verdiği güvenle düşüncelerini kararlılıkla savundu. Ne sağ ne de sol kesimin önyargıları onu etkilemedi. O, “Hak bellediği yolda tek başına yürüdü.” duraksamadan. Allah’ın kelamını, insanlara anlatmak için çırpınıp durdu. Başarılı oldu mu? Evet, oldu. Büyük bir ateş yaktı. Bu ateşin alevleri her geçen gün büyümekte, ışığı, dünyanın dört bir yanını aydınlatmakta.
Hoca’mızın gazetelerde yazdığı yazıları alışkanlık yapmaktaydı.  “Bugün ne yazacak, yine ne öğreneceğiz ondan?” diyerek büyük bir merakla gazeteyi elimize alırdık. Halkın büyük bir çoğunluğu televizyon programlarının bağımlısı olmuştu. Kitapları elden ele dolaşmaktaydı. Okuyanlar, okumayanlara salık vermekteydi kitaplarını. Bu nedenledir ki, kitaplarının her biri onlarca baskı yaptı. Kitaplarında anlattıkları; yürekleri ısıttı, akıllara esin kaynağı oldu.
Çocukluğumdan beri kitap okurum. Üç kitabın farklı zamanlarda, farklı yayınevlerince yayımlanmış baskılarını almaya çalışırım. Bu baskılarda değişikliklerin olup olmadığına bakarım. Bu üç kitap: Atatürk’ün Söylev’i, Türkçe Sözlük ve Türkçe Kur’an Meali’dir. Yaşar Nuri Hoca’nın kitaplığıma giren ilk kitabı, Kur’an-ı Kerim Meali’dir. İlk kez bir Kur’an çevirisinde ayraç görmedim. Bu önce şaşırttı, sonra gurur verdi bana. İlk kez bir Kur’an çevirisi yorumsuzdu. Bu durum, Kur’an’ı doğru anlamak isteyenler için bulunmaz bir fırsattı. Bu değerlendirilmeliydi. Öyle de oldu. Tüm zamanların en çok baskı yapan kitabı oldu. Halk, doğrunun yanında yer aldı ve Kur’an’ına sahip çıktı.
“Kur’an okunacak şeyleri toplayan kitap anlamındadır. Adı bu anlamda olduğu içindir ki ilk emri de ‘Oku!’ olmuştur. Ne yazık ki, geleneksel müdahaleler bu ‘okunacak kitap’ı sarılıp sarmalanarak duvara asılacak ve bazen de ‘üfürülecek kitap’ haline getirdi. (Allah İle Aldatmak, 167)” Bu tespit, Sayın Öztürk’ün Kur’an’a bakışını saptamak açısından çok önemlidir.
Kur’an, neredeyse bütün Müslüman evlerinde “sarılıp sarmalanarak” duvarın en yüksek noktasında başköşeye asılır. Okuyan da anlamaz, okumayan da. Çünkü Kur’an, Türkçe değildir; okuyanlar ezbere okur, okuduğunun anlamını bilmez. Bu nedenle, Kur’an’ın anlamı bilinmediğinden Kutsal Kitap’a uygun bir yaşam tarzı oluşturmak olanaksız duruma gelir. Kutsal Kitap’ında ilk buyruk olarak “Oku!” denen bir toplumun; dünyanın en az okuyan insanlardan oluşması üzüntü verici olduğu kadar da düşündürücüdür. Duvara asılan bir kitap okunmaz. Okuma alışkanlığı da kazandırmaz, bu durum okuma alışkanlığının olmadığı toplumların gerçeğe ulaşması, inancını birinci elden öğrenmesi olanaksızdır. Öğrenmek için okumalı. Okuyunca da düşünmeli, tartışmalı ve sorgulamalı. Tartışan, sorgulayan toplumlar esaret zincirini kırar; yoksulluğu yazgı olmaktan çıkarır; sömürüyü yok eder; bilimsel buluşlarda ileri giderek günlük yaşamını kolaylaştırır.
Prof. Yaşar Nuri Öztürk; derin, geniş, büyük bir bilgi okyanusudur. Yalnızca bilgiyi vermekle kalmadı; bu bilgileri, Kur’an mantığına ve ilkelerine uygun olarak yorumlayarak beyinleri aydınlatma görevini kararlılıkla sürdürdü. Gerçek bir aydının yapması gerekeni yaptı, doğru bildiklerinden geri adım atmadı. Bildiği, inandığı doğruları halka anlatmak için çırpındı durdu. Karanlık tünelin ucunda bir umut ışığı yaktı. Her geçen gün bu ışık büyümekte. Gelecek kuşaklara, yürüyecekleri aydınlık yol için bir ışık bıraktı.
İslam dünyası, er geç içinde yaşadığı karanlıktan kurtulacaktır. Yaşamın diyalektiği bunu, bize birçok tarihsel olayla gösterip kanıtlamakta.
İslam dünyasını tutsaklaştıran, yoksullaştıran, düşmanca kamplaştıran, kanını döken hurafeci şirk düzeni sonsuza dek sürmeyecek. Gerçeğin aydınlığı, beyinlerde şimşek çaktıkça insanlık, şirk düzenine karşı ayağa kalkacaktır. Ayağa kalkan insanlığın karşısında hiçbir zalim ayakta duramaz.
Prof. Yaşar Nuri Öztürk, emperyalizmin parça parça böldüğü İslam coğrafyasına kurtuluş yolunu gösterdi. Bu konuda Atatürk’ü örnek aldı. Tarihin dayattığı zorunluluklara karşı durmak olanaksızdır. Nasıl bir akarsuyun denize kavuşması engellenemezse, bir toplumun aydınlanmasının, özgürleşmesinin karşısında sonsuza dek durulamaz.
Yaşar Nuri Öztürk sekseni aşkın yapıtıyla İslam dünyasında bir tartışmayı başlatmıştır. Zamanla Öztürk’ün izinden gidecek yeni bilim adamları kesinlikle çoğalacaktır. Bu bilim adamları yalnızca ülkemizde değil, başka ülkelerde de olacaktır. Yaşar Nuri Hoca’nın düşünceleri, İslam dünyasında devrimci bir sıçrayışın, dönüşümün yol gösterici öncüsü olacak. Bu aydınlanma hareketinin yaratıcısı da Yaşar Nuri Öztürk’tür. Öncüler olmadan toplum aydınlanıp harekete geçmez.
İçinde yaşadığımız yıllarda İslam dünyası en kötü günlerini yaşamakta. Emperyalistlerin eliyle bölünmüş Müslümanlar kendi ibadethanelerini bombalamakta, kendi dindaşlarını acımasızca boğazlamaktalar. Din, hurafelere tutsak olmuş; Allah’a şirk koşanlar toplumları yönetir duruma gelmiştir. Bundan da anlaşılacağı üzeri zifiri bir karanlık içindedir İslam dünyası. Bu zifiri karanlıkta göz gözü görmemekte, asıl düşman karanlığın içinde saklanmaktadır. Gecenin en karanlık anının tan vaktinden az önceki zaman olduğunu düşündüğümüzde sabahın olması yakındır ve düşünce aydınlığının büyük güneşi doğmak üzeredir. Bu güneş doğduğunda Yaşar Nuri Öztürk’ün ışıltılarını göreceğiz onun aydınlığında.
Devrimcilerin işi zordur. Çünkü devrimcilik, kurulu düzene meydan okumaktır. Yaşar Nuri Öztürk, yüz yıllardır İslam dünyasını mahveden bir şirk düzenine meydan okudu. Zoru başardı. Bundan sonrası bize kaldı. Yani, işin kolay yanı. Hoca’nın düşüncelerini halka anlatarak İslam dünyasında aydınlanma ışığını çoğaltmalıyız.
Hoca’mıza, cesareti, öncülüğü ve toplumumuza açtığı aydınlık ufuklar nedeniyle ne kadar minnet duysak azdır. O’nu ömrümüz boyunca hep saygı ve özlemle anacağız.
                                                                                                            Adil Hacıömeroğlu
Not: Bu yazı Sayın Öztürk’ün birinci ölüm yıldönümünde (Haziran 2017’de) çıkarılan “TÜRKİYE’NİN HOCASI PROF. DR. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK ANISINA” adlı kitapta yayımlanmıştır.
                                                          




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder