5 Haziran 2018 Salı

HERKES KAMERAMAN


                                               
Öğretim yılı, birkaç gün sonra bitecek. Her yıl olduğu gibi karne gününe bir iki ay kala okullarda yılsonu etkinlikleri birbiri ardı sıra yapılmaya başlanır. Bu etkinlikler hem öğrenciler hem öğretmenler hem de veliler açısından çok önemli.
Öğretmenler; yılsonu etkinliklerinde bir öğretim yılı boyunca yaptıkları çalışmaları, öğrencilerine kazandırdıkları becerileri, öğrettikleri bilgileri sergiler. Veliler ise bu etkinlikleri izlerken gurur duyarlar çocuklarıyla. Onların yeteneklerini gördükçe duygulanıp gururlanırlar. Yılsonu etkinlikleri, en çok öğrencileri heyecanlandırır. Çünkü sahneye çıkmak, toplum karşısında konuşmak, rol yapmak, halk oyunu oynamak, şarkı-türkü söylemek, bırakın bütün bunları topluluk karşısında ayakta durmak, karşısındaki onca insanla göz göze gelmek bile öğrencilerin alışmadığı bir durum olmadığından çok heyecanlanırlar. Ellerini nereye koyacaklarını, hangi yana bakacaklarını, adımlarını nasıl atacaklarını bilemezler. Derin bir şaşkınlık içinde onlara verilen görevleri, günlerce çalışarak ezberledikleri sözleri unutuverirler. Çoğu zaman adımlarını şaşırarak ne yapacaklarına karar veremezler. Su gibi ezberledikleri şiirlerin en güzel yerinde, en güzel dize dilinin ucunda patinaj yapar. Öğretmenler imdada yetişir. Yüksek fısıltılarla ve kaş göz işaretiyle anımsatılır unutulan dize.
24 Mayıs 218 günü, eşimin sınıfı yılsonu etkinliği olarak Keşanlı Ali Destanı’nı sahneye koydu. Üçüncü sınıf öğrencileri için zor bir oyun. Tiyatro Yönetmeni Pınar Gordie’nin olağanüstü çalışması, eşim Nazan Hanım’ın öğrencilerinin yüreklerine dokunan isteklendirmesiyle çocuklar oyunu başarıyla sahnelediler. Tabi, bu arada birçok sınıfı tiyatro etkinliği düzenleyen Maltepe Zümrütevler İlkokulu Müdürü Hüseyin Dülger’i de kutlamak gerek.
Keşanlı Ali Destanı’nı birçok kez izledim. Değişik tiyatro topluluklarının sahnelediği bu oyunu, her defasında izlerken hep heyecanlandım. Kafamda hep Engin Cezzar- Gülriz Sururi tiyatrosuyla özdeşleşmiş Keşanlı Ali. Oyun başlamadan çocukların nasıl oynayacaklarını merak etmekteyim. Belki de çocuklar kadar heyecanlıyım.
İlkokul birinci sınıftan itibaren neredeyse her ulusal bayramda, 10 Kasımlarda şiir okumuş; bayramlara ve yılsonu etkinliklerine katılmış biri olarak öğrencilerin heyecanlarını duyumsamam normal. Bu etkinliklerin, özgüveni nasıl adım adım inşa ettiğinin de farkındayım. Sahneye çıkmanın; bayramlarda, belirli gün ve haftalarda şiir okumanın çocukların eğitiminde çok önemli yeri var. Özgüven; kişisel ilişkilerde, yaşamda başarıyı yakalamada, kişilerle dengeli ilişkiler kurmada çok gerekli.
Çoğu zaman öğrenim görmüş ya da öğrenim görmemiş, yüksek orunlarda görev almış birçok kişinin topluluk karşısına çıktığında iki sözcüğü yan yana getiremediğini üzülerek görürüz. Bunun nedeni eğitim yaşamı boyunca sosyal bir etkinlikte görev almamış olmalarıdır.
Oyun, Maltepe’de başka bir okulun salonunda sahnelenecek. Eşim dört beş saat öncesinden gitmiş oraya sınıfıyla. Oyunun başlamasına bir saat kala sora sora buluyoruz tiyatronun oynanacağı okulu Atacan’la. Atacan, annesini gördükten sonra ayak bağı olmamak için uzaklaşıyoruz. Öğrenciler, çok heyecanlı… Bazı veliler, öğretmenlere yardımcı olmaktalar. Kostümler giyilmiş, Az da de olsa rol gereği olması gereken makyajlar yapılmış. Çocuk, her yerde çocuk… Koşuşturmadalar…
Anne, babalar teker teker giriyorlar salona. Salonun üçte biri doldu sayılır. Bizim çocukluğumuzda bu tip etkinlikleri yalnızca anne, babalar değil; akrabalar komşular, işyeri arkadaşları çoluk çocuklarıyla gelip izlerlerdi sahnelediğimiz oyunları. Böyle olunca da salon tıklım tıklım dolar, heyecan yükselir, iş çok önemsenirdi. Velilerin usulen salonda yer alması üzüyor beni.
Oyun başlıyor. Öğrenciler, yaşlarının üstünde bir başarı göstermekteler. Bazıları, profesyonel tiyatroculara taş çıkartacak düzeyde. Küçük aksaklıklar da olsa oyun, salona ağırlığını koyuyor. Ne yazık ki alkışlar çok cılız. Alkış olmasa sahne, sanatçı olur mu? Seyircilerin de iyi izleyici olma konusunda eğitime gereksinimleri var.
Arkama, sağıma, soluma dönüp bakıyorum… Herkesin elinde bir cep telefonu, çekim yapmaktalar. Elleri dolu olduğundan alkışlayacak durumları yok! Tabi, velilerin bütün dikkatleri çekim yapmaya odaklandığından ne yazık ki oyunu izleyemiyorlar. Çocuklarının yaşamındaki en önemli olayı kaçırıyorlar. Evlatlarının sevinçten parlayan gözlerine, heyecandan kızaran yanaklarına, sorumluluk duygusuyla gerilen bedenlerine, sağa sola yalpalayan bacaklarına, Keşanlı Ali ile kocamanlaşan ellerine bakamıyorlar. Oturdukları koltuklarla sahneyi bütünleştiremiyorlar. Böylece kendi yaşamlarının en önemli duygusal atmosferinde oksijensiz kalıyorlar.
Oyun, başarıyla bitti. Sahnedeki büyük adamlar, el ele tutuşmuş saygıyla seyircileri selamlamaktalar. Herkes telefon elinde, çekim yapıyor. Ne alkış ne de heyecan… Oysa alkışlarla yer gök inlemeli. Gözpınarlarından yaşlar süzülmeli pembeleşen yanak okyanusuna. Dakikalarca çakılı kalınmalı sahnenin önünde… Çocukların eğilip selamlamaları karşısında ayağa kalkmalı bütün salon, uykusundan uyanan dev gibi… Ama nerde… Oyunu sahneleyen Pınar Hanım, resmen velilerden alkış dileniyor.
Son yıllarda izleme olanağı bulduğum birçok okul etkinliğinde durum aynı… Veliler, çocuklarını izlemeye değil, kameramanlık yapmaya gidiyorlar sanki. Üstelik birçok etkinlikte okullar profesyonel çekim yaptırmaktalar. O zaman neden bu teknoloji budalalığı? Çocuklarımızdan daha değerli ne var? “Çocuk sevgiyle büyür, saygıyla kişilik kazanır.” sözünü unutmamak gerek. Çocuklarımıza ve onların yaptıkları işlere saygı gösterelim ki, kişilikli bir toplum oluşturalım.
                                                                                   Adil Hacıömeroğlu
                                                                                   5 Haziran 2018
                                                                      


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder