7 Ağustos 2019 Çarşamba

HAZIRCEVAPLIK



Bugün evdeyiz. Atacan’ın karyolasının yatağı tutan yan tahtası kırılmıştı. Ustalar gelecek. Beklemedeyiz… Birkaç gündür geleceklerini söylediler, hatta saat verdi sekreterler, ustalar; ama ne yazık ki gelmediler. Bugün yemin billah söz… Kesinlikle geleceklerini söylediler. Zaten alışmışız bu durumlara… Çaresiz bekleyeceğiz... Çünkü sözünde durup zamanında gelen usta sayısı çok az…
Firmaların çoğu ise malı satana dek çok inceler, tıkır tıkır işleyen kurum havası vermekteler alıcıya. Ama tüketici malı satın alınca iş bitiyor. Arıza, aksaklık, onarım olduğunda yanlarına yaklaşmaya görün.
Bizim kulağımız kapıda… Bir an önce gelseler de günümüz beklemekle geçmese! Bir de şu yaz sıcağında evde kapalı kalmasak…
Kapının çaldığını Atacan (8) işitti ilkin. Bize bir şey söylemeden kapıyı açtı ve ustaları odasına aldı. Sesleri işitince eşimle birden kalkıp odaya gittik. Ustalara “Hoş geldiniz!” dedikten sonra kırık yeri gösterdik.
Ustalar işe koyuldular. Atacan, her işin içinde... Ustalara yardım edeyim derken aslında engel olmakta. Bir iki kez uyarmama karşın hevesle, dört elle ustaların çalışma alanında güya iş yapmakta. Ustalar, bir şey söylemiyorlar, çocuğu uyarmıyorlar efendiliklerinden…
Atacan, duracak gibi değil… Tam da onu nasıl durdururum, diye düşünürken yerde bir silgi gördüm. Silgiyi ona verip “Bunu salonda bir yere koy!” dedim. Silgiyi aldı, birkaç saniye sonra geri geldi. Yine kaldığı yerden işe başladı. Tahtayı tutuyor, ustalara vida veriyor. Kendince onlara ne yapacaklarını anlatıyor.
Çocuk, yaptığı işi çok ciddiye almakta. Ustalara, kaç gündür yatağına yatamadığını anlatmakta.
İş bitti. Yatağın kırılmayan özgün tahtası kısa, yani bir doksan… Yeni gelen uzun; iki metre... Böyle olunca da yatak yamuldu. Çünkü arada on santim fark var. Ustalar şaşkın, biz şaşkınız. Atacan ise çok öfkeli ve üzgün… Günler sonra yatağının olmaması onu üzüyor ve de öfkelendiriyor haklı olarak.
Neredeyse bir aydır her gün telefon ettik, ölçüyü söyledik. Tanınmış bir firma… Hemen her yerde reklamları var. “Parça elimizde yok, İnegöl’deki merkezimizde üretilecek.” diye yanıtladılar bize. Ürete ürete on santim uzun bir tahta getirildi. Ustalar, özür dileyip gittiler. Onlar gittikten sonra telefona sarıldı eşim, aradı merkezlerini. Önce her zaman olduğu gibi uzun bir telesekreter dinletisi. Sonrasında canlı bir ses… Eşim, konuyu anlattı. Bayramdan sonra sorunu çözeceklerini söylediler. Yine beklemedeyiz, daha önce olduğu gibi…
Odadan çıktık. Salona girdim ki Atacan’a verdiğim silgi hemen girişte, yerde durmakta. Çocuğa dönüp: “Bu silgiyi bir yere koy, demedim mi?” diye sordum.
O: “Evet, dediğini yapıp yere koydum işte!” diyerek yanıtladı beni.
Sanırım ustalara yetişmek düşüncesiyle atıvermiş silgiyi salona doğru.
Hazırcevaplığı karşısında ne diyeceğimi şaşırdım. Gülümsedik eşimle. Onun gözleri parlamakta ışıl ışıl. Ne denir ki böyle adama? Yatağının olmamasının yarattığı olumsuzluk dağılıverdi, evimize bir bahar kokusu ve serinliği yayıldı birden.
                                                                                   Adil Hacıömeroğlu
                                                                                   7 Ağustos 2019



1 yorum:

  1. atacan'a sevgi ve selam olsun. güzel günler görsün. neşesi, heyecanı hiç eksilmesin.

    YanıtlaSil