KİTAP MI, EKRAN MI?


Üzülerek söylüyorum ki, okullarımızda öğrencilere okuma alışkanlığını ne yapsak da bir türlü veremiyoruz. Bu alışkanlığı, veremediğimiz için de çocukların yaşam başarıları istendiği gibi olmuyor. Okuma alışkanlığı kazanmamış çocukların yaşam anlayışı da gelişmiyor. Onların ne yazık ki ilkeleri, ülküleri, amaçları, özgüvenleri, özgün düşünce ve davranışları da olmuyor bu nedenle.

Okul öncesi ve ilkokul dönemi çocukların gelişme dönemidir. Bu dönemde onlara, daha çok davranışsal eğitim yapılmalı. Onlara soyut ve kuru bilgiler yüklemek son derece yanlış. Hele sınavlar yapmak, küçücük çocuklara gereksiz kaygı yüklemekten başka bir şey değil. Bu dönemde, davranışa dönüşmeyecek bilgiler verilmemeli. Uygulamalı öğrenme süreci, çocukların kişiliğini geliştirirken onlara özgüven de kazandıracaktır yanı sıra.

Kitap okuma alışkanlığının en güzel kazandırılacağı yer, ilkokul sıraları. İlkokul, öğrencilerin okul ve öğretmeni en çok önemsedikleri eğitim kurumu. Aslında anaokulları da çocuklara kitabın insan yaşamı için ne denli gerekli olduğunun benimsetileceği önemli bir eğitim kurumu. Burada çocuklara okuma yazma öğretilmediğinden bu konuda asıl görev ilkokullarındır.

İlkokullarda bol sınava, çok bilgiye dayalı bir sistem var. Çocuklar, eğitimlerinin ilk yıllarında sınav, ödev ve yoğun bilgiyle karşılaşıyor. Bu, onlarda kaygı ve gerilimi artırmakta. Başarısız olurum kaygısı öğrenciyi okuldan soğutuyor. Bunun nedeni kaygı ve bundan kaynaklanan korku. Veliler de çocuklarının başarısız olacağını düşünerek kaygılanıyor. Bu kaygı, çocuğa baskıya dönüşüyor. Aslında ilkokullarda öğretmenler de disiplini sağlamak, çocuklar üzerinde otorite kurmak için baskıcı yöntemlere başvuruyor. Bu, başarısız olursun, baskısı. Okulunda ve ailesinde başarısız olacağı kaygısıyla tinsel olarak biçimlenen çocuk, gerçekten başarısız oluyor. “Bir akıllıya kırk gün deli dersen deli, akıllı dersen akıllı olur.” atasözümüz, aslında çocuk eğitiminde öğretmenlere de velilere de kılavuz olmalı. Başarısızlık kaygısı, çocuğun belleğine, yüreğine kazındığında onun başarılı olması oldukça zor.

İlkokullarda çocuklara değerler eğitimi verilmeli. Bu yolla insan olmanın erdemleri onun yaşam biçimine dönüşmeli. Toplumsal yaşamda uyulması gereken kurallar uygulamalı olarak benimsetilmeli.

Çocukları, öğrenme kaygısı içine sokmanın kimseye bir yararı yok! İlkokullarda ve sonraki eğitim aşamalarında öğrenciye, aşırı bilgi yüklemek yerine bilgiye nasıl ulaşacağının yolu öğretilmeli. Bilgiye ulaşılacak yöntemleri bilen biri yaşam boyu başarılı olur.

Okullarımızın en büyük eksikliği, bahçelerinin çok dar, uygulama alanlarının neredeyse olmaması. Okul öncesi eğitimde ve ilkokullarda çocukların eğitim gördükleri alanlar, bir yuva olmalı onlara. Bu yuva büyüyerek farklı evlerden gelen çocukların mahallesine dönüşmeli. Sıra düzeninden vazgeçilerek bir oyun alanının sıcaklığını duyumsatmalı çocuklara. Oyun içinde eğitim yeğlenmeli. Çünkü çocuklar oyunla çok şeyi kolayca öğrenir. Böyle olunca da onlar, hem okullarına sevgi hem de aidiyet duyar.

Atalarımız: “Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır, ya baş.” sözünü söyleyerek bize yol göstermekte. Çocuk, okulu sevsin ki bu kutsal yuvaya gönüllü gelsin.

Kitapla dost olmayı, okuma alışkanlığını kazandıramadığımız çocukların düşküleri[1] olmuyor. Düşküsü olamayan birinin yaşamda bir yanı eksik kalıyor. Okuma alışkanlığı kazanmayan çocukların bilim, sanat, kültür ve spor alanlarına yönelmesi de çok zor olmakta. Bu nedenle çocuklar, ekranlara yöneliyor. Böylece onları bağımlılığın pençesine eğitim sisteminin yanlışlıkları yüzünden kendi ellerimizle sürüklüyoruz.

Çocukların ekran bağımlısı olmasında birçok neden var. Ancak okuma alışkanlığı kazanmamaları, bu nedenler arasında belki de en önemlisi. Bu nedenle okul öncesinde ve ilkokullarda müfredatla yeniden düzenlenmeli. Çocuklara okuma alışkanlığı ve yaşam kültürü verecek izlenceler[2] oluşturulmalı. Çocuklar ailenin ve toplumun geleceği… Onları doğru bir biçimde geleceğe hazırlamak da herkesin görevi. Onların eline ekran yerine, kitap verdiğimizde toplumumuzun geleceği aydınlık olacaktır. Böylece ulusal, bilimsel, çağdaş ve laik eğitim sistemi Atatürk döneminde olduğu gibi yeniden okullarımıza, toplumumuza yerleşecektir.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       30 Mart 2026

 



[1] Hobi

[2] Program

3 yorum:

  1. Değerli Adil öğretmenim

    “Ekrana Değil, Kitaba Dokunan Bir Kuşak İçin…” 📚

    Kütüphaneler sessizdir ama içinde binlerce hayat konuşur…
    Bir ekran ışığı gözümüzü kamaştırır; bir kitap ise ruhumuzu aydınlatır.

    Bugün çocuklarımızın eline verdiğimiz her ekran, onların hayal dünyasından biraz daha çalarken; uzattığımız her kitap, onlara yeni bir ufuk, yeni bir karakter, yeni bir vicdan kazandırır.

    Unutmayalım…
    Okuyan çocuk sadece bilgi öğrenmez;duygudaşlık kurar, sabretmeyi bilir, düşünmeyi öğrenir.
    Ekran tüketir, kitap ise insanı inşa eder.

    Aileler ve okullar olarak görevimiz çok açık:
    Ekranı sınırlamak, kitabı sevdirmek…
    Çünkü kitapla büyüyen bir kuşak sadece başarılı değil; aynı zamanda vicdanlı, duyarlı, bilgili ve güçlü olur.

    Kütüphane Haftası’nda bir karar verelim:
    Ekrana biraz mesafe, kitaba bir adım daha yakın olalım.
    Çünkü geleceği değiştirecek olan; parmakların dokunduğu ekranlar değil, yüreğe dokunan kitaplardır…

    Kaleminiz yine gönüllere dokunan bir iz bırakmış…Kutlarım.👏👏✨
    Ekranların gürültüsü içinde kitabın sessiz ama derin çağrısını bu kadar güçlü hissettirmek büyük bir emek ve yürek ister.
    Sadece bir yazı değil; bir kuşağa yön veren, farkındalık uyandıran çok değerli bir çağrı olmuş.
    Düşündüren, duygulandıran ve sorumluluk hatırlatan bu güzel yazınız için gönülden teşekkür ederim.
    📚🙏🏻🌹🍀Esen kalınız.

    YanıtlaSil
  2. Günümüzün önemli bir sosyal sorunudur,kitap okuma ve seçme soruunu.Okullarımız bu alışkanlığı gençlerimize vermede yetersiz kalıyor. Ailenin kültür yapısı yetersiz çevrelerde de yararlı kitap seçme becerisi yoktur. Soruna çözüm arayıp bulanlara ne mutlu..

    YanıtlaSil
  3. Yazdıklarınıza tamamıyla katılmakla birlikte, kitaba karşı tutumun daha aile ortamında belirlendiğini düşünüyorum. Ne yazık ki anne ve babalar oyalansın, ağlamasın, sussun diye daha bebekliğinde telefonu çocuğun eline verip ekranla tanıştırıyorlar. Görselin kolaylığına alışan çocuk bir daha "kitap okuma zahmetine" katlanır mı? Görselin kolaylığına alışan çocuğa kitap okumak zahmetli bir iş gibi gelir. Eğitim görüp buna dair bir belge almadan, misal kalorifer yakmak için kurs ve yeterlik belgesi gerektiği gibi, kimseye hiçbir iş teslim edilmezken, dünyanın en önemli işi olan çocuk yetiştirmek için anne ve babalara bir eğitim söz konusu değil. Her evlenen çift çocuk yapmaya bakıyor. Olmadığı takdirde çeşitli tedavilere, tüp bebek gibi çözümlere başvuruluyor. Ancak kimsenin aklına çiftin çocuk yetiştirmek için yeterli olup olmadığı gelmiyor.
    Aydınlık bir gelecek için, çocukların eğitimi ile ilgili atılacak ilk ve önemli adım olarak, işin en başında, evlenmek için başvuruda bulunan, gün alan çiftlerin, çocuk yetiştirme konusunda kurs niteliğinde bir eğitimden geçmeleri olduğunu düşünüyorum naçizâne.
    Çocuk eğitiminde aileden sonra en büyük yük, öğretmenlerin omuzundadır kuşkusuz. Sizin de açıkladığınız gibi, okuma alışkanlığının kazandırılacağı en önemli kurum okullar, özellikle sizin dediğiniz gibi ilkokullardır. Ancak öğretmenlerimiz bu alışkanlığa sahip mi acaba? Kendisi okumayan bir öğretmenin öğrencisine kitaplarla ilgili vereceği bir şey olmaz diye düşünüyorum. Tabii öğretmenlerimizin okumayışı ile ilgili olarak muhtemelen çok boyutlu bir durum söz konusu olmalıdır.
    Öğretmenin yetişme koşullarından başlayarak, okumayı sevse bile, kitaba ayıracak bütçesinin olup olmadığı, ek işlerde çalışmak durumunda kaldıklarını duyup gördüğümüz için kitaba ayıracak zamanlarının olup olmadığı tartışmaya açık konulardır.
    Aydınlık bir geleceği kurmak, çocuk eğitiminin ciddiyetle ele alınmasını, buna ilişkin plan ve programlama yapılmasını gerektirir. Bunu da gerçekten milli olan hükûmetler gerçekleştirebilir. Eğitim işini Fullbright Anlaşması ile Amerika'nın kanlı ellerine terkeden hükûmetlerden bunu beklemek elbette mükün değildir. Her konuda olduğu gibi bu konu için de gerçekten milli bir hükûmetin kurulmasının özlemi içindeyiz.
    Esenlik dileklerim ve saygılarımla.
    Şehnaz Bahtım

    YanıtlaSil