TARAFLARI SÜKÛNETE DAVET EDİYORUM


Dünyada savaşlar eksik olmuyor nedense. Çünkü emperyalistler elindekilerle yetinmiyor. Dünyanın her yanındaki yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmalamak istiyorlar. Onlar gittikçe varsıllaşırken dünyanın çoğunluğu ise sürekli yoksullaşmakta. Birçok yerde yaşayan insanlar karnını doyuramazken emperyalist ülkelerde ise yiyeceklerin çoğu çöpe dökülmekte. Böylece dizginlenemez bir tüketim çılgınlığı var bu ilkelerde. Kısacası, dünyanın çoğunluğu karnını doyurmak için emek harcarken mutlu bir azınlık diyeceğimiz kesim ise yoksulların sofrasından yiyecekleri çalarak çöpe dökmekte.

Dünyadaki savaşları çıkaran emperyalizm ve onun doymak bilmeyen açgözlülüğü. Bu nedenle emperyalizmin saldırılarına karşı koymak bir insanlık ve namus görevi. Yeryüzündeki insanların tümünün mutluluğu, yaşamda kalmaları için emperyalist saldırganlığa karşı birleşip savaşmaları gerekiyor. Çünkü bu saldırılar, insanın varlığını hedef almakta. İnsanlığı yok etmek için çıkarılan savaşta susmak, yansız olmak, saldırıyı görmezden gelmek haydudun yanında yer almaktan başka bir şey değil.

ABD-İsrail haydutları, 28 Şubat 2026 günü İran’a saldırdı. Saldırının amacı belli… İran yok edildikten sonra sıra başka bir ülkeye gelecek. Büyük bir olasılıkla bu ülke de Türkiye olacak. 1945’ten sonra ABD saldırılarıyla yok edilen birçok ülke biliyoruz. Bunun yanı sıra taş devrine döndürülen toprakların tanığıyız.

Birçok devletin yöneticisinin dilinde kalıplaşmış bir söz vardır. Her bunalımlı dönemde yöneticilerin diline pelesenk olur bu kalıplaşmış söz. “Tarafları sükûnete çağırıyoruz.” Hangi tarafı? Saldırganı mı, kendini savunmaya çalışanı mı? Her iki tarafı öyle mi? Yani saldırgana karşı kendini savunana: “Kendini savunma, sus ve otur yerine!” mi diyorsun? Bu kişiler, tarafları sükûnete çağırırken güya barış yanlısı olarak gösteriyorlar kendilerini. Bazı saf kişiler de bu siyasetçilerin barış güvercini olarak kanat çırptıklarını sanmakta. Oysa bu söylemiyle emperyalist saldırganın yanında saf tutuyor bu kişi utangaçça da olsa.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD-İsrail’in İran’a saldırısı karşısında Tahran yönetimi, ülkesini savunmaya başlayınca “Tarafları itidale (ölçülülüğe) davet ediyorum.” dedi. Gülelim mi, ağlayalım mı bu söz karşısında. Ne ölçülülüğü? Ölçü mü kaldı ortada? İran’ın lideri Ali Hamaney öldürülüyor emperyalistlerce. 167 çocuk can veriyor ABD-İsrail bombalarıyla. Ülke, baştan aşağı yakılıp yıkılmak isteniyor. Hazret, ölçülülük arıyor.

İsrail, Lübnan’ı yakıp yıkıp sivilleri toprağa düşürüyor. Ancak ortaya sözde barış güvercinleri çıkıp “sükûnet ve itidal” öneriyor. Bu sözü söyleyenler, aslında utangaç biçimde emperyalizmin saldırganlığını onaylamakta.

Türkiye, ABD-İsrail savaşında taraf olmalı. Hem de İran’ın yanında durmalı hiçbir gerekçe öne sürmeden. Çünkü komşunu döven haylaz haydut, gün gelir seni de döver. Tarafsız gibi görünüp sözde denge politikası izlemek, emperyalizmin saldırganlığını içten içe onaylamaktır.

Emperyalizm, dünya insanlığına tutsaklık, açlık ve ölüm sunuyor. Ya bunu kabul edeceğiz ya da emperyalizme karşı savaşarak özgürlüğümüzü kazanacağız.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       8 Mart 2026

3 yorum:

  1. Adil öğretmen siziin de belirttiğiniz gibi,itidal beklemek bazen celladın satırını bileyişindeki ritme hayran kalmak gibi bir şey. Hele ki 167 çocuğun can verdiği bir ortamda neyin itidalinden söz edeceğiz?! Bıraksınlar bu saçmalıkları.Sizin deyiminizle "haydut" kapıya dayandığında ne diyeceğiz lütfen kapıyı daha kibar kırar mısınız diye sesleneceğiz??Karşında can almaktan kan dökmekten hemde çocuk kadın yaşlı demeden pervasızca öldüren aşağılık alçak bir güruha nezaketle boyun eğemezsin.Düşmanla sevişilmez,savaşılır.

    YanıtlaSil
  2. “Değerli Adil öğretmenim,

    Anlatımınızı dikkatle ve ilgiyle okudum. Çağrınız; düşündürüp sorgulatıyor;emperyalizme karşı verilen haklı mücadelenin bile akıl, vicdan ve adaletle yürütülmesi gerektiğini hatırlatıyor.Özgürlük için savaşmak gerekiyor. Bilge kaleminiz daim olsun.👏👏📚✍️🌿Var olunuz.🙏🏻💐

    YanıtlaSil
  3. Türkiye savaşın günden güne kızıştığı, bir çağın bitip başka bir çağın aralandığı bir zamanda kendisine uyduruk bir diplomasicilik görevi biçti. Aslında ben bu diplomasi oyunlarını, emperyalizm adına arabuluculuk olarak görüyorum. İran örneğinde açıklamalarla görüldüğü üzere yapılmak istenen şey sanırım diplomasi değil, emperyalizm adına söz kesicilik veya arabuluculuk. Daha ilginç olansa bu girişimin sözde uluslararası kurum ve hukukun yerle bir edildiği bir zamana denk gelmesi. Zamanlama manidar, ciddiyetsizlik diz boyu!

    YanıtlaSil