Günümüz
çocuklarının neredeyse her isteği yerine getiriliyor. Gak deyince ekmek, guk
deyince de su veriliyor onlara. Bir başka deyişle yedikleri önlerinde
yemedikleri artlarında. Günümüz anne ve babaları, çocuklarının her yoruldukları
yere han yapmaktalar. Onları başarıya, mutluluğa, erince götürecek yolun her
istediklerini almaktan geçtiğini sanıyorlar.
Kimi
zaman seyrek de olsa tanıdıklarımın evine konuk oluyorum. Oldum olası çocuk
odalarını merak ederim. Odalarının nasıl düzenlendiğini, kitaplıkları olup
olmadığını, oyuncaklarının niteliğini görmek isterim. Günümüz çocuklarının çok
sayıda oyuncağı var. Çarşıda pazarda gördükleri her oyuncağı aldırıyorlar anne
ve babalarına. Kimi anne ve baba, iyi anaata olmak için birbirleriyle yarışıyorlar
adeta çocuklarının her dediklerini yapmak için. Çocuklar da bu durumu, kendi
çıkarlarına kullanıyorlar sonuna dek. Bu durum, evde yerleşik bir davranışa
dönüşünce çocuk, anne ve babasını hizmetçi gibi görmeye başlıyor. Böylece
saygınlıkları, onlara karşı duyulan sevgi azalıyor. Ya da çıkara dayalı saygı ve
sevgi, yüzeysel olarak gösterilmekte.
Yalnızca
oyuncak alımında mı bu durum. Giyimde kuşamda, yiyecekte, gezilerde de aynı
biçimde davranıyor anne ve baba. Çocuklarının her istediğini yapıyorlar. Çocuk,
ne isterse onu yiyor sağlıklı olup olmadığına bakmadan. Kimi zaman önüne gelen
yemekten bir lokma alıp “Beğenmedim.” deyip yemiyor yemeği itiyor bir yana.
Hemen anne ve baba yarışarak ona: “Beğendiğin bir yemek söyleyelim sana:” diye
soruyorlar. O da söylüyor. Bu durum, kimi zaman evlerde de yaşanıyor. Evde
birkaç tür yemek hazırlanıyor bin bir emekle. Aile sofraya oturuyor yemek için.
Bir bakıyorsunuz çocuk kaşığın ya da çatalın ucuyla dokunuyor tabağındaki
yemeğe ve geri çekilip telefonuyla oynamaya başlıyor. Anne ya da baba sofradan
kalkıp ona ne yiyeceğini soruyorlar ayrı ayrı. O da söylüyor ne yiyeceğini. Az
sonra dışarıdan yemeği geliyor çocuğun.
Çocukların
çoğu, hiçbir şeyin özlemini duymayıp hiçbir şeyi düşlemiyor. Anne ve babalar,
farkında olmadan çocuklarının düşlerini karartıp özlemlerini yok ediyorlar. Sürekli
oyuncak alınan çocuk, bir oyuncağı düşleyemiyor. Onu almak için özlem içinde
değil. Onunla oynayacağı oyunların imgelemlerini canlandıramıyor belleğinde.
Özlemini duyduğu oyuncakla evdekiler arasında ilişki kuramıyor. Yani bunu yapamadığı
için neden-sonuç ilişkili düşünemiyor. Belleğinde özlemini duyduğu oyuncakları
canlandıramıyor. Yemekte de giyimde de aynı şey söz konusu… Bir yemeği
özlemiyor. Çünkü anne ve baba ona özlettirmiyor hiçbir şeyi. Güzel bir giysinin
düşünü kuramıyor. Çünkü onun düş kurmasının önü kesiliyor en yakınlarınca. Bu
da sonsuz bir doyumsuzluk yaratmakta çocuklarda.
Oyuncağı,
yemeği, giysiyi özlemeyen çocuk; insanı da özlemiyor doğal olarak.
Arkadaşlarından, akrabalarından, komşularından kolayca bıkıyor. Arkadaşlıklar
uzun soluklu olmuyor, pamuk ipliğine bağılı olduğundan kolayca kopuveriyor. Duygusal
zayıflıkları ya da eksiklikleri pamuk ipliğine dönüşmekte nedense.
Günümüz
çocuklarının doyumsuzluğunu kışkırtanlardan biri de ekran bağımlılığı. Anneler,
babalar küçük yaştaki çocuklarının ellerine telefon tutuşturuyorlar, kendileri
tutuşmasın diye. Çünkü çocukları için emek harcamaktan mutlu olmuyorlar.
Telefonu eline ver, istediğini al ve sen rahatına bak! Paranın gücüyle çocuğa,
düşünce ve duyguyu veremezsin. Bunu ancak yüreğin ve doğru davranışınla
verirsin.
Çocuklar
özleyince düş güçleri çoğalır. Bu da onlara kişilik, beceri, yetenek, üretkenlik,
yaratıcılık, özgüven ve değerbilirlik kazandırır. Bu da onların kendi
ayaklarının üstünde durmasını sağlar. Bundan iyisi olur mu hiç?
Adil
Hacıömeroğlu
5
Şubat 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder