RACON KESMEK

                                                           
AKP Genel Başkanı Erdoğan, kraldan çok kralcı kesilen yandaş köşelemecilere kızmış. Onların kendi adına racon kesmeleri onu rahatsız etmiş olmalı ki “Eğer racon kesilecekse bu raconu bizzat kendim keserim.” diyerek rahatsızlığını dile getirdi. RTE, bu sözleriyle yandaş mahalleye racon kesmiş oldu.
Peki, “racon kesmek” nedir?
TDK Türkçe Sözlük’te “racon” sözcüğünün argo olduğu belirtilerek anlamı şöyle açıklanmış: 1- Yol, yöntem, usul; 2- Gösteriş fiyaka”
TDK Türkçe Sözlük’te “Racon kesmek” sözünün anlamı. “1-görünüşe göre hüküm vermek, 2- gösteriş yapmak” diye açıklanmış.
Ferit Devellioğlu’nun Türk Argosu Sözlüğünde “racon kesmek” şöyle açıklanıyor: “1- Muhakeme edip hüküm vermek. 2- Gösteriş yapma.”
“Afi kesmek, caka satmak, film çevirmek, numara yapmak, polim yapmak” sözlerinin “racon kesmek”le anlamdaş olduklarını Türk Argosu Sözlüğünden öğreniyoruz.
“Racon” sözcüğü Türkçe değil, İtalyanca. Bunu da belirtelim yeri gelmişken…
Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, düşüncelerini, isteklerini argo sözcüklerle anlatamaz, anlatmamalı. Bu durum bir dil yoksulluğudur, kişinin sözcük dağarcığını göstermek bakımından önemlidir. Sözcük dağarcığı yetersiz olduğundan yetiştiği kültür ortamının dilini kullanmakta RTE.  Sözcük dağarcığının darlığı onu çoğu zaman argo ve kaba sözlere yöneltmekte. Argo kullanmak mahalle kahvesinde olur, ama cumhurbaşkanlığı orununda  olmaz. Çünkü cumhurbaşkanları toplumun rol modelleridir aynı zamanda.
Erdoğan kitap okumuyor. Bu nedenle sözcük dağarcığı biraz çorak. Yoğun bir kültür atmosferinin içinde pek olmadı. Sığ bir kültürel birikime sahip. Bu nedenle de hep öfkeli.
Öğrencilere, RTE’yi dinlememelerini salık veririm. Çünkü sözcük dağarcıkları gelişmez onu dinlerlerse.
Türkçe işlek ve anlamca varsıl bir dil. Deyimler, değişmece (mecaz) anlamlar dilimizi varsıllaştırmakta ve kullanım kolaylığı sağlamakta. Deyimleri değişmece anlamları anlamak içinde çok okumak gerek. Sözcüklerimizin birçoğu çokanlamlıdır. Bir sözcüğün birden çok anlamının birbirinden farkını anlamak da okumakla olur. Erdoğan da danışmanları da çok okumalı çok… Türkçe bir okyanus, sözcükler de damlalar. Bu damlalar kimi zaman dalga olur kıyıları döver, kimi zamanda kumsalları okşar.
                                                                                  Adil Hacıömeroğlu
                                                                                  23 Ağustos 2017


DON, GÖMLEK SİYASETÇİLER

                                           
Özal, cumhurbaşkanı olarak askeri birliği, ayağında terlikle ve şortla selamladı. Türkiye’nin o güne dek görmediği bir şeydi bu. Bunu yapmasının nedeni de askeri küçümsemekti. Askerin saygınlığını hafife almaktı kendince. Oysa Türk Ordusu, halkın gözünde en güvenilir kurum oldu yıllarca, hem de tüm olumsuzluklara karşın.
Turgut Özal, MSP kökenliydi. Halkı, Allah’la aldatan bir siyasal gelenekte yetişmişti. Cumhuriyet kurumlarından da pek hoşlanmazdı. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, yetiştiği siyasal gelenek Cumhuriyet’le hep kavgalıydı.
İkincisi ise yeni liberalizmin ateşli bir savunucusu ve emperyalizmin sözcüsü olarak ulusal ekonomiye, ulus devlete, haliyle Cumhuriyet kurumlarına karşıydı. Bunun gereği olarak da Özal, devlet işletmelerini özelleştirme adı altında peşkeş çekmenin mimarı, öncüsüydü. Bu nedenledir ki Cumhuriyet’in tüm değerlerine savaş açtı. Mafya ekonomisinden yana oldu. Parayı, en büyük değer kıldı. İnsanlığımızın içimizden söküp alınması Özal’la başladı. Özal’ın Cumhuriyet’in önemli bir kurumu olan TSK’yı şortla teftiş ederek halkın karşısına çıkması, onun dünya görüşüne uygun bir davranış.
AKP ile kravat bir yana itildi. Başta AKP’li bakanlar olmak üzere birçok devlet görevlisi resmi görevleri sırasında kravatsız çıktılar halkın önüne. Amaç, Atatürk’ün kılık kıyafet devrimini ortadan kaldırmaktı. Bu konuda hızla yol alındı. Kravatsızlık kervanına muhalefetin büyük bir bölümü de hızla katıldı. Kravatsız siyasetçi türbanı resmileştirdi.
Giyimde kuşamda özensizlik toplumu bir ur gibi sardı. Ev kıyafetleriyle çarşıya pazara gitmek yaygınlaştı. Don gömlek (Bu sözle iç çamaşırı anlatılmak istenmekte.) balkonlarda oturmak, bahçede dolaşmak yaygınlaştı. Meskûn mahaldeki tıklım tıklım dolu plajlarda, iç çamaşırlarla denize girmek sıradan olaylar durumuna geldi. Oysa giyim bir kişinin hem kendisine hem de karşısındakine saygısını gösterir. Bu altın kural göz ardı edildi.
Kılıçdaroğlu’nun,  adalet yürüyüşünde atletle yemek yerken verdiği poz yayımlandı basında. Görünce birçok Cumhuriyet yurttaşı gibi ben de yadırgadım bu pozu. Çünkü siyasetçi sözleriyle, diliyle, giyimiyle topluma örnek olmalı. Hele bir CHP genel başkanı bu konuda çok daha dikkatli olmalı. Kılıçdaroğlu’nun rol modeli Özal değil; Atatürk, İnönü, Ecevit olmalı.
Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun atletli pozunu eleştirdi. Hem de Atatürk üzerinden… “Sen Atatürk’ü atletle yemek yerken resim çektirdiğine Bu kullanım yanlış. Resim çektirilmez, çizilir/yapılır. Fotoğraf çektirilir.) şahit oldun mu?” diyerek eleştiriyor bu durumu RTE. Bu eleştiri doğrudur. Ama burada gözden kaçırılmaması gereken bir durum var. Ölçü, örnek Atatürk’tür. Bu, olumludur. Erdoğan ve AKP’nin sıkıştıkları yerde Atatürk’e sığınmaları anlamlıdır. Tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi…
Atatürk, her konuda örnek bir liderdir. Nerde, nasıl giyinileceğini çok iyi bilirdi. Binlerce fotoğrafı yayımlandı. Uyumsuz, yersiz bir kıyafetini kimse göremez. Her şeyde olduğu gibi giyimde de öncüydü. Topluma giyimiyle şıklık dersi verip yol gösteriyordu.
Giyimde ya da başka alanlarda Atatürk’le günümüz siyasetçilerinin karşılaştırılması yanlıştır. Çünkü Atatürk örnektir, kıyas kabul etmez.
Kılıçdaroğlu’nun atletli pozunun Erdoğan’ca eleştirilmesinden sonra birçok CHP yandaşı, bu durumu RTE üzerinden doğrulamaya çalışmakta. Erdoğan’ın Hikmetyar’ın dizinin dibindeki beyaz çoraplı fotoğraflarıyla ihram içindeki görüntüleri paylaşılıp eleştirilmekte. RTE’nin yaptığı yanlış, Kılıçdaroğlu’nun yanlışını doğrulamaz. Aynı yanlışı onun da yapmasını gerektirmez. Yanlış, yanlıştır kim yaparsa yapsın…
Kılıçdaroğlu’nu savunmak için birçok yandaşının Atatürk’ün Florya Köşkü önündeki mayolu fotoğraflarını “atletli Atatürk” diye paylaşan saftiriklere ne demeli? Ataürk’ün o döneme özgü giydiği mayonun arkadan bağlandığı kısmı bile fark  edemeyen gözlerdeki sabit düşünceyi anlamak olanaklı mı? Kılıçdaroğlu yandaşlarının Atatürk’ün “a”sını bilmedikleri bu paylaşımlardan anlaşılmakta. Atatürk’ü okuyup anlayın ki sahte liderlerin foyası dökülsün.
“Benim liderim her şeyi doğru yapar, senin liderin her şeyi yanlış.” düşüncesi son derece mantıksız bir düşünüş. “Durmuş bir saatin bile günde iki kere doğruyu gösterdiğini” unutmamak gerek.
Günlük yaşamımızda eleştiri konusunda ters bir tavır var. Bir kişiyi bir konuda eleştirdiğinizde hemen o kişi, size karşı eleştiride bulunmakta kendini savunmak için. “Ama siz de falan zamanda, filan şeyi yapmıştınız. Ya da “Siz de eskiden böyle düşünmüyordunuz.” diyerek savunmaya geçer karşımızdaki. Bunun nedeni toplumun eleştiri, özeleştiri kültürünün gelişmemesi. Yanlışı savunmadaki ısrar, akıl alır gibi değil. Eğriyi, doğrultmazsak yaşam nasıl ilerler, kişi nasıl gelişir?
Siyasetçi, yurttaşa saygısı nedeniyle toplumun önüne palas pandıras çıkamaz. İç çamaşırıyla poz vermek topluma örnek olması gereken kişilere yakışmaz. Kılıçdaroğlu’nun bu fotoğrafı da yakışık almamıştır. Kılıçdaroğlu, oturduğu koltuğu dolduramıyor. O koltuğun tarihsel öneminin, değerinin farkında değil. Türbanın devlet dairelerine girmesine yol açan Kemal Bey, atletle poz vererek Özal’ın Cumhuriyet’e karşı don gömlekle çıkma davranışına katkı yapmıştır.
Kişinin doğru bir siyasal rotası olmayınca şaşkın ördeğe döner. Ne yapacağını şaşırır. Tanrı kimseyi şaşırtmasın!
                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       23 Ağustos 2017

KILIÇDAROĞLU TUTUKLANACAK MI?

         AKP Genel Başkanı Erdoğan, Enis Berberoğlu soruşturmasının Kılıçdaroğlu’na uzanabileceğini söyledi. Kapalı olmayan bir dille Kemal Bey’in tutuklanabileceği imasında bulundu. Hemen gündeme bu konu düştü ve günlerdir konu üzerinden bir siyasal atışma başladı. Özellikle CHP sözcüleri konuyu gündemde tutmak için özel çaba göstermekteler.
Neden?
Nedeni çok açık… Bu yolla parti içi muhalefeti önlemek Hem Kılıçdaroğlu’nun hem de genel merkez yöneticilerinin koltuklarının sağlama alınmasının yolu bu çekişme. Genel başkanı tutuklanma tehdidi alan bir partide muhalefet olmak, AKP’ye hizmet etmek algısı yaratacağından kimse sesini çıkaramaz. Bu yolla baştan beri başarısız olan bir genel başkan koltuğunu korur. Bu yolla da yeni başarısızlıklara yelken açar.
Kılıçdaroğlu, tutuklanmak için neredeyse can atmakta. Açıklamalarına bakılınca bu, açıkça görülmekte. Çünkü gözaltına alınıp kahraman olmak istemekte. Ankara-İstanbul yürüyüşü bir kahraman çıkaramadı. Belki tutuklanınca çok istediği kahramanlığı elde eder.
Peki, RTE neden Kılıçdaroğlu’nun tutuklanacağı imasını açıkça yaptı? Bu imanın anamuhalefet liderini güçlendireceğini bilmiyor mu?
Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na yönelik açıklamasının onu parti tabanında güçlendireceğini, CHP tabanının genel başkanlarının çevresinde kenetleneceğini bilmemesi olanaksız. Bu açıklama, bilinçli olarak yapılmıştır ve gündemi değiştirmiştir.
2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için tek aday var, o da Erdoğan. Muhalefet, henüz bir adayın adını açıklamış değil. Bu nedenle AKP cephesi çok zor geçecek cumhurbaşkanlığı seçimini kolaylaştırmanın peşinde.
Erdoğan için 2019 seçimleri nasıl kolaylaştırılıp garanti edilir. Öncelikle AKP’yi yıpratacak olan Barzanistan’ın bağımsızlık için yapacağı halkoylaması gündemden düşürülmeli. Ekonomik sorunlar kamuoyunun gözünden kaçırılmalı. En önemlisi de Erdoğan’ın kolay yenebileceği bir rakiple mindere çıkması sağlanmalı. Bu kolay rakip de Kılıçdaroğlu ve Akşener’dir. Bu iki lider, Erdoğan için kolay lokmadır. Bu iki aday olmaması durumunda yeni bir Ekmeleddin vakası, AKP için bulunmaz nimettir. İşte, RTE’nin Kılıçdaroğlu’nu CHP tabanında kahramanlaştırmak istemesinin nedeni bu.
Kılıçdaroğlu, HDP/PKK ile 2019 için ittifak oluşturmanın peşinde. Erdoğan başta olmak üzere Türkiye’de siyasete uzaktan yakından bulaşmış herkes bilir ki bölücülerle dirsek teması olan hiçbir siyasal kuruluş kazanamaz, kaybeder. AKP, mağduriyet ipine sarılmış olan Kemal Bey’i daha çok HDP/PKK’ya yaklaştırmak istemekte. Bu yolla da sağ seçmenle CHP arasına duvarlar örülmekte.
Ne yazık ki hem Kılıçdaroğlu hem de CHP sözcüleri Erdoğan’ın kurduğu tuzağa düştüler. CHP yöneticileri bu tartışmayı çok sevdiklerinden buna “tuzak” demenin ne kadar doğru olacağı da tartışılır. Bu nedenle bu tartışma epey süreceğe benzemekte. Çünkü her iki tarafında çıkarı var bu tartışmadan. Erdoğan, saray ömrünü uzatacak; Kılıçdaroğlu ise genel başkanlık koltuğunu garanti edecek bir süre daha.
Peki, Kılıçdaroğlu tutuklanır mı? Neden tutuklansın? AKP’ye seçim kazandırma genel başkanı olan birisi iktidar için velinimettir. İnsan velinimetini ortadan kaldırır mı?
Kılıçdaroğlu tutuklanmak için can atsa da istediği olmayacak. Ucuz kahramanlık söylevleriyle mazlumu oynayacak. Böylece CHP tabanı, genel başkanlarına sahip çıkacak. Sözde Erdoğan’dan kurtulma mücadelesi, özde Erdoğan’ı koltuğunda tutma oyununa dönüşecek. Kamuoyu da bu oyunu daha önce olduğu gibi izleyecek. Öyle mi?
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           22 Ağustos 2017


ADALET KURULTAYI MI, BÜYÜK TAARRUZ MU?


CHP, 26-30 Ağustos 2017 tarihleri arasında Gelibolu’da “adalet kurultayı düzenleyecek.
 Niçin? Mağdurlar için…
Mağdur dedikleri kim?
15 Temmuz darbe girimine katıldıkları ve FETÖ üyesi oldukları için tutuklanan, işinden el çektirilen kişiler…
Nazlı Ilıcak, Altan kardeşler, Fetullahçı sözde gazeteci, özde FETÖ tetikçisi olanlar…
Başka?
HDP PKK)’li vekiller…
PKK destekçisi gazeteci maskeli terör destekçileri…
CHP yöneticileri, Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek, parçalamak için ABD adına iş yapan terör örgütlerinin militanlarını mağdur ilan ediyor. Bu yolla mağduriyet ve masumiyet kisvesi altında adalet arayacak.
Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan… için mi adalet aranmalı, yoksa Ergenekon, Balyoz mağdurları için mi?
15 Temmuz’da halka ateş edenlerin mi, darbe gecesi şehit olanların mı hakkı savunulmalı?
Demirtaş’ın özgürlüğü için mi, Eren Bülbül’ün yaşam hakkı için mi yollara dökülmeli?
PKK’nın şehit ettiği askerler için mi adalet aranmalı, yoksa dağdaki PKK’lılara erzak taşıyan HDP’li vekiller için mi?
Taraf Gazetesinin neden, kimlerce kurulduğunu, TSK’nın tasfiyesi için neler yaptığını sorgulamayacak mı ana muhalefet partisi?
Sorular çoğaltılabilir. CHP yöneticileri, bu sorulara sözü eğip bükmeden yanıt vermeli.
25Eylü 20l7’de Barzanistan’da; Irak’tan ayrılmak, bağımsız devlet kurmak için halkoylaması yapılacak. Bu demek? Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürmek demek… Peki, CHP yöneticileri böyle bir tehlike karşısında neden sokaklara çıkmaz. Bu konuyu her gün gündem de tutmaz da neden Nazlı Ilıcak, Altan kardeşler gibi FETÖ’ye hizmet ettikleri herkesçe bilinen gazeteci maskeli kişilerin ve HDP’li vekillerin hakkını savunmayı görev edinir? Üstelik AKP cenahı da Barzanistan’daki halkoylamasına sessiz kalırken… Türkiye’nin vatan bütünlüğünden daha önemli ne olabilir? AKP’yi devirmek mi istiyorsun, işte sana fırsat!
CHP’nin “adalet kurultayı” tam da Büyük Taarruz ’un başladığı tarihe rastlamakta. Bitişi de 30 Ağustos… Başkomutanlık Zaferi… Türkiye’nin kurtuluşunun tarihlerinde mağdurları(!) savunmak için “partiler üstü” kurultay yapmaktaki amaç ne?
Ey CHP yöneticileri! 26 Ağustos’ta şairin dediği gibi “Akşehir’den Afyon’a doğru” neden yürümüyorsunuz? Hem de Irak’ın kuzeyindeki yapılmak istenen halkoylamasına “Hayır!” diyerek… Bir Müdafaa-i Hukuk rüzgârı estirmeyi neden düşünmezsiniz? Bölücülüğe, FETÖ saldırısına, ABD emperyalizmine karşı Müdafaa-i Hukuk’la CHP’nin tarihsel misyonunu yeniden yüklenmek; Türkiye’yi birleştirir, hem de CHP’yi iktidara taşır? Ilıcak’la, Altanlarla, Demirtaşlarla iktidar yürünmez. İktidar, CHP’nin tarihsel köklerinde…
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           16 Ağustos 2017



TÜRKİYE’Yİ BÖLEN AKP

                                               
Konyaspor başkanı Ahmet Şan, süper kupa finali öncesi İzmir Marşı için “Bizim stadımız hariç, tüm statlarda söyleniyor, taraftarımıza teşekkür ediyorum.” demişti. Konyaspor Başkanı Şan, İzmir Marşı’nı politik buluyor. Bu nedenle de kendi taraftarları, bu marşı söylemediği için övünüyor.
6 Ağustos 2017 Pazar günü Samsun’da, Beşiktaş’la Konyaspor süper kupa maçını oynadılar. Sahaya meşale, maytap, bıçak atılıyor maç sırasında. Ancak “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa!” pankartı stadyuma sokulmuyor güvenlik güçlerince. Bıçak zararlı değil, ama Mustafa Kemal Paşa’nın adı yasak, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde. Hem de vatanı kurtarmak için çıktığı Samsun’da. AKP’nin yönettiği emniyet, Mustafa Kemal Paşa’yı sakıncalı buluyor.
İmam-cemaat meselesi… Başkan, İzmir Marşı’na karşı çıkarsa taraftarlar da İzmir Marşı’nı söyleyenleri PKK’lı sanır. Emniyet, “Mustafa Kemal Paşa” yazan pankartı sakıncalı bulursa taraftar, “Ya Allah Bismillah Allah’u Ekber!” diye tekbir getirir.  BJK taraftarı İzmir Marşı’nı söylüyor. Buna karşılık Konyaspor taraftarı “PKK dışarı!” diye bağırıyor. Buna yol açan kimler? Başta Konyaspor başkanı… “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa!” pankartını içeri almayan yetkililer… Her fırsatta Cumhuriyet’e, Atatürk’e karşı kinlerini dile getiren AKP’li yöneticileri… Atatürk karşıtlığını, AKP yalakalığına dönüştüren kimi ekran bülbülleriyle köşeyazıcıları… Siyasal İslamcıların Atatürk kinini körükleyen emperyalizm…
İzmir Marşı, politik bir söylem midir? Evet, politik bir söylemdir. Kime karşı? Başta İzmir olmak üzere, Türkiye’nin batısını işgal eden Yunanlılara karşı… Başka..? Yunanlıları destekleyen İngiliz, Fransız, İtalyanlar ve bu emperyalistlerin dümen suyuna giden Osmanlı yönetimine karşı…
İzmir Marşı; ayağında çarık olmadan, aç susuz olarak dünyanın en büyük utkusunu kazanan Türk Milleti’nin önderi Mustafa Kemal Atatürk için bestelenmiş bir marştır. Türk Milletinin büyük utkusunu, düşmanın bozgununu anlatır.
Şimdi gelelim işin asıl yönüne… Ey Konyaspor başkanı arkadaş, İzmir Marşı’ndan neden rahatsız oluyorsun? Bu marşı neden politik buluyorsun. Söylemek istemiyorum, yoksa sen İzmir’i işgal edenlerin safında mısın? Türk Milleti’nin kahramanlık destanını anlatan marşlardan neden rahatsız oluyorsun? “Mustafa Kemal Paşa” adı, neden seni rahatsız ediyor? Yoksa sen Delibaş’ın torunu musun? Siyaset söz konusu olduğunda Türk Milleti’nin yanındayım. Kurtuluş Savaşı sırasında ihanet içimde olanların, yurdumu işgal edenlerin yanında siyaseten bulunmayı kendime de yurttaşlarıma da yakıştıramam.
Konyaspor taraftarlarına gelince… Sanırım şaka yaptılar. Beşiktaş taraftarlarına “PKK dışarı!” diye bağırmak, bir Konyalıya yakışmaz. Konyalı yurttaşlarımız, PKK’lılarla ile yurtseverleri ayırt edebilecek zekâ düzeyindedirler. Eğer şaka yapmadılarsa aralarına sızmış kışkırtıcı, bölücü ajanlara dikkat etsinler.
Mustafa Kemal Atatürk, Türk vatanını birleştiren bir önderdir. Atatürk’e karşı çıkmak, bölücülüğü savunmaktır. AKP’li yöneticiler, yaptıkları sorumsuz açıklamaları ile Türk Milletini bölmekteler. İşte örneği: Beşiktaş-Konyaspor tribünleri…
                                                                                  8 Ağustos 2017


DEVLETİMİZİ YIKACAK MECZUP

                                             
“Şimdi biz yeni bir devlet kuruyoruz, beğenin beğenmeyin bu yeni devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır.” diyen kişi, AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun eski üyesi Ayhan Oğan.
Ayhan Oğan, son günlerde kamuoyunun ilgisini çekmekte. Televizyonların aranan konuğuydu. Katıldığı televizyon programlarında tartışmıyor, eleştirilere yanıt vermiyor, karşısındakilere sürekli hakaretlerde bulunuyordu. Siyaset bilgisi yok denecek kadar az… Bilgi, görgü, kültürü kıt biri olarak hakaret etmeyi siyasal savaşım sanan bir meczup. En belirgin özelliği, kraldan çok kralcı olması. AKP lideri Erdoğan’ın gözüne girmek için saldırganlığı geçer yol görmekte. Bu nedenle de AKP’nim temel düşüncesi olan Cumhuriyet karşıtlığını yıkıcılığa götürüyor meczup saldırgan.
Diyeceksiniz ki bilgi, görgü, saygı ve kültürü yetersiz olan, üstüne üslük konuşmaları hakaretten ibaret olan biri neden ekranlarda sık sık boy gösterir? Çünkü televizyonların asıl derdi kamuoyunu bilgilendirmek değil, izlenme oranını artırmak. Bunu da en iyi ekranda kavga edenler yapmakta.
Yeni bir devlet kurmak için ne yapmak gerekir? Eski devleti yıkmak… Eski devlet hangisi? Türkiye Cumhuriyeti… Demek ki Ayhan Oğan, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak ve yeni bir devlet kurmak istemekte. Kuracağı devletin adı, yüzölçümü belli değil.
Kurtuluş Savaşı’nda İzmir’den denize döktüğümüz düvel-i muazzama yıllardır Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya çalışmakta. Türkiye’yi yıkacak Sevr’i uygulamak için emperyalistlerle işbirlikçileri yoğun uğraşta. ABD, yerli işbirlikçileriyle devletimizi yıkmak için akla gelmedik yolları denemekte. Şu anda PKK ve FETÖ Türkiye’yi yıkıp parçalamak için elinden geleni yapmakta.
Ayhan Oğan, Türkiye’yi yıkmak için FETÖ ve PKK ile ABD projesinin askeri olarak ortaya çıkmakta. Sevr uygulamak isteyenlerin ön önünde durmakta. Bu yolla da terör örgütlerinin yanında yer almakta. Bu, vatana ihanet suçudur. Bu söyleme savcılar sessiz kalamaz.
Herkes soruyor: “FETÖ’nün siyasal ayağında kimler var?” diye. Kimler olacak? Ayhan Oğan’a bakın, görürsünüz siyasal ayağı.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       8 Ağustos 2017