27 Mart 2020 Cuma

SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI


                                                
13 Mart 2020 Cuma gününden beri ailecek evdeyiz. Yani on dört gün olmuş. On dört gündür kimseyle görüşmedik yüz yüze. Tam da doğum günümde kendimizi karantinaya aldık. Eşim ve oğlum, bu zaman dilimi içerisinde dışarıya hiç çıkmadılar, evde adeta hapisler. Bir dakika bile dışarıya çıkma istekleri yok! Bense gün aşırı evin gereksinmelerini karşılamak için markete, fırına gidiyorum. Bu gidişler, çok kısa olmakta. İvedi gereksinimlerimizi alıp hemen eve dönüyorum.
Eve döndüğümde elimdeki torbaları kapının girişine, içeriye bırakıyorum. Eşim, onları alıp mutfağa götürüyor. Gerekli önlemlerden sonra torbaların içindekileri yerleştiriyor. Bense doğru banyoya giriyorum. Kabanımı askıya asıp doğruca balkonda havalandırmaya bırakıyorum. İki günde korona kalmaz sanırım giysilerimde. Soyunup dış iç giysilerimi çamaşır makinesine atıp hemen banyoya giriyorum. İyice yıkandıktan sonra giyinip salona geçiyorum.
Televizyonlarda aklı başında yorum yapanlar, iki günde bir alışverişe çıktığımda birkaç metre ara bırakarak konuştuğum tanıdıkların, tanımadıkların, dükkân çalışanlarının, telefonla söyleştiğimiz Türkiye’nin farklı illerindeki dostlarımın ortak görüşü; ülkemizde ivedilikle sokağa çıkma yasağının uygulanmasıdır. Bu yasakla salgının yayılmasının önleneceği herkesin ortak düşüncesi. Peki, herkesin düşündüğü sokağa çıkma yasağı konusunda hükümet neden ayak sürümekte.
18 Mart 2020 Çarşamba günü Cumhurbaşkanı Erdoğan, kamuoyunun günlerce beklediği “Koronavirüse Karşı Ekonomik İstikrar Kalkanı”nın maddelerini açıkladı. Ne yazık ki halkın beklentileri boş çıktı. Deyim yerindeyse dağ fare doğurdu. Erdoğan’ın açıklamalarında en önemli şey, özelleştirmelerin eleştirilip kamuculuğa vurgu yapılmasıydı. Bunun dışında özellikle dar gelirli halkı rahatlatacak herhangi bir çözüm ne yazık ki yoktu. Böyle olunca da çalışmak zorunda olan ve özellikle günlük para karşılığı iş yapan emekçi kesim, işe gitmek zorunda kalıyor.
İnsanları “ya acından öleceksin ya da kovid 19’dan” ikileminde bırakmak son derece yanlış. Birçok işyeri kapandı. Bu işyerlerindeki emekçilerin çoğu yevmiyeyle çalışmaktalar. Bir günde on binlerce insan parasız pulsuz evlerine kapanmak zorunda kaldı. Ne yazık ki devlet yöneticileri, bu insanların ne yiyip içeceğini düşünmemekteler.
Sokağa çıkma yasağı konusunda hükümetin ayak sürümesinin nedeni tamamen ekonomik. Yasak konunca birçok sektörde çalışma sona erecek. Birçok emekçi, işsiz kalacak. Küçük esnaf zor durumda kalacak. Hükümetin bu işsizler ve küçük esnafla ilgili bir destek programı yok! Suriyeli mültecilere kırk milyar harcadıklarını söyleyen Erdoğan’ın kendi emekçileri için ayıracak kırk kuruşu yok! Konuşmasında yaşlılara kolonya ve maske vereceklerini söyledi. 2002’den beri süren sadaka ekonomisinin sürdüğünü göstermekte bu anlayış.
Salgına karşı ekonomik program ortaya koyamayan AKP hükümeti, yangından mal kaçırır gibi Kanal İstanbul’un ihalesini yaptı. İhaleyi yapan görevliler maskeli. Acaba bu maskeler kovid 19’dan korunmak için mi, yoksa bir ekonomik ayıbı örtmek için mi?
AKP hükümetinin öncelikli görevi sokağa çıkma yasağı koyarak salgını önlemek ve halkının sağlığını, canını korumaktır. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle ekonomik yitime uğrayacak emekçilere yaşamlarını sürdürebilecekleri ekonomik desteği vermektir. Devletimizin parası varsa bu, yurttaşları için harcanmalı. Devlet bütçesi, birkaç yükleniciyi varsıllaştıracak saçma sapan bir kanal inşaatına harcanmamalı.
Unutmayalım devlet de hükümet de halk için var. Halkını düşünmeyen hükümetler ayakta kalamaz. AKP hükümetine uyarımdır. Akılcı olamayan işler yaparsanız hem iktidardan düşersiniz hem de kendi elinizle PKK ve FETÖ’yü hükümet yaparsınız. Bu vebali kaldırabilir misiniz? Hadi, yanıt verin bakalım.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           27 Mart 2020