BARZANİ SEVER ÖZKÖK

                                                
“Irak güçleri Kuzey Irak’a girerse Türkiye’ye bir milyon peşmerge gelir.” Bu tümce, gazeteci Ertuğrul Özkök’e ait.
Özkök, 20 Ekim 2017 Cuma sabahı CNNTürk’te gündemi yorumladı. Barzani, konusu sorulunca yukarıdaki tümceyi söyledi. Bu tümceyle demek istiyor ki Irak’ın ulusal bütünlüğü sağlanmasın, ABD-İsrail’in kullanabileceği piyonlar hep var olsun.
Türkiye’ye yıllardır terör ihraç eden Barzanistan değil mi? Daha dün Türkiye’yi de içine alan bir bölünme planını referandumla sahneye koyan kimdi? “Türkiye’ye bir Kürt kedisi bile vermem.” diyerek efelenen kişiyi unuttunuz mu yoksa? Türkiye’nin neredeyse üçte birini kapsayan İkinci İsrail haritalarının önünde poz verenleri, acaba anımsayabilir mi Özkök?
Özkök gibi bakışları Atlantik’e kilitlenmiş, düşünceleri bağımsızlıktan soyutlanmış, bakışları atgözlüğüyle sınırlanmış kimi köşe yazıcıları hala gözlerinin önünde apaçık olan olayları görmüyorlar.
Irak Ordusu Kerkük, Musul, Tuzhurmatu, Tel Afer, Sincar ve Mahmur’a girdi. Ölenlerin toplamı elliye bile ulaşmadı. Tutsak edilen Barzani askerleri hemen serbest bırakıldı. Amerikancı basının tüm kışkırtıcı senaryolarına karşın halkalar arası bir boğazlaşma görüntüleri yok! Bağdat yönetimi, kendi yurttaşı olan Kürtleri kazanmak için elinden geleni yapmakta. Irak Ordusu, bir an önce ülkenin kuzeyine girsin ki buralarda yaşayan Kürtlerin can güvenliğini sağlasın. Aşiretler arası çatışmalarda ve ABD çıkarları uğruna can veren insanları kurtarsın.
Özkök ve onun gibi düşünenler Irak’ta olanları bir türlü çıplak gözle göremiyorlar. Çünkü gözlerinde ABD gözlükleri var. Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması Türkiye’ye göç dalgası yaratmaz. Tam aksine terör örgütlerinden kaçarak ülkemize sığınmış Iraklıların kendi ülkelerine dönmelerini hızlandırır.
Barzanistan’ın kanatları altında ülkemize kan kusturan Kandil var. Irak’ın bütünleşmesi, kandil gibi terör odaklarını da ortadan kaldırır.
Ey Özkök… Sen Kandil’in yok olmasından yana değil misin? Kandil’deki terör yuvası dağıtılırsa Türkiye esenliğe kavuşur, sen bunu neden istemiyorsun? Türkiye’nin huzur güven ve esenliğe kavuşması niye seni rahatsız ediyor?

“Irak’ın kuzeyinden Barzani giderse yerine kim gelir?” sorusu, Amerikan muhiplerinin dilinde. Kendi sorularının yanıtını da kendileri veriyor bu muhipler… “Boşluğu, IŞİD ve PKK doldurur.” Yahu arkadaş siyasal boşluğu neden IŞİD ve PKK doldursun? Irak’ın meşru hükümeti yok mu? Irak devleti ne güne duruyor? O topraklar Irak toprakları değil mi? 
Batı Asya’da güçler dengesi değişti. Emperyalizm ve onun piyonları yeniliyor. Ama nedense yeşil dolardan başka bir şey görmeyen kimi köşe yazıcıları, bu duruma çok üzülüyorlar. Neden mi? Onların vatanı yeşil dolarlar…
                                                           Adil Hacıömeroğlu

                                                           2 Ekim 2017

KIŞKIRTICI BİR MANŞET

                                   
Sözcü Gazetesi’nin 14 Ekim 2017 tarihli manşeti çok ilgi çekici… “Sırp Kasabından Helal Et Alıyoruz”
Öncelikle dışalıma dayalı bir ekonomik anlayışa şiddetle karşıyım. Öz kaynaklarını iyi kullanarak üreten bir Türkiye’dir asıl özlemim. Türkiye’nin liberal ekonomiye geçmeden önceki “kendi kendine yeten ülke” durumuna dönmesi en büyük mutluluğum olur.
Yukarıdaki manşette, AKP hükümetinin Sırbistan’dan et alması eleştiriliyor aslında. Dışalıma dayalı bir ekonomik anlayışı eleştirmek her yurttaşın ve yayın organının hakkı, hatta görevi. Ancak manşette öne çıkan şey, düşmanlık, kışkırtıcılık, kan davası güdücülük, ırkçılık…
“Sırp kasabı” sözüyle Sırbistan’ın Bosna’da yaptığı insanlık dışı uygulamalar dile getirilmekte. Manşetle de sonsuza dek Sırbistan’la bir hasımlığın sürdürülmesi istenmekte. Halkın, Yugoslavya iç savaşı ile ilgili duyarlılığı etnik ayrımcı bir anlayışla kışkırtılmakta. Küllenen acılar, tırnaklanarak kaşınmakta. Yeni düşmanlık tohumları ekilmesi demek bu… Balkanlarda hiç sönmeyen bir yangının sürmesi istenmekte bu manşetle…
Peki, halklar arasındaki bu kırımları kimler kışkırtıyor? Emperyalist ülkeler…
Neden? Kendi çıkarlarını korumak için…
Mazlum ulusların temsilcileri, halklar arasındaki anlaşmazlıkları gidererek onların birlik olmasını sağlamalı. Emperyalizmin böldüğü coğrafyaları birleştirmek, düşmanlaştırdığı insanları barıştırmak en başta devrimcilerin görevi. Emperyalizmi yenmek için dünyanın ezilen tüm uluslarının birleşmesi gerek.
RTE’nin Sırbistan gezisi, ülkemiz açısından önemlidir. Aradaki buzların erimesi, Türkiye’nin lehinedir: Türkiye’nin bu girişimi, Sırp-Boşnak anlaşmazlığını da ortadan kaldırır. Balkanlarda barış rüzgârları eser. Balkanlarda barış rüzgârlarının esmesinin Sözcü Gazetesine zararı nedir? Neden böylesi bir kışkırtıcı başlık? Bu tür kışkırtıcı manşetlerle balkanları kan gölüne çeviren emperyalistlere hizmet ettiğinin farkında mı Sözcü? Bu manşetiyle hem Türkiye’ye hem de Bosna-Hersek’e zarar vermekte. Bu manşet, bana Akit’in kışkırtıcı manşetlerini anımsattı. Sözcü, habercilikte Akit’i değil; Atatürk döneminin Ulus ve Cumhuriyet gazetelerinin manşetlerini örnek almalı.
Türkiye-Sırbistan dostluğu, Balkanların birleşmesine yönelik bir adımdır. Bunun arkası gelecektir.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       15 Ekim 2017


SELVİ’NİN YANILGISI

                                               
Hürriyet Gazetesi köşe yazıcısı Abdülkadir Selvi, 12 Ekim 2017 günkü yazısında “ABD’de bir irade Türkiye’yi Batı ittifakından koparıp Avrasyacı olmaya itiyor.” demekte.
Selvi, ne dünyanın ne de Türkiye’nin gereksinimlerinin, zorunluluklarının farkında. Dünyadaki siyasal dengelerin ABD’nin aleyhine, ezilen ulusların lehine değişimini göremiyor. Kafasında yıllarca egemen emperyalistlerin oluşturup yerleştirdiği düşünce kalıplarından kurtulamıyor bir türlü. ABD ile göbek bağının kesilmesinden ödü kopmakta.
Öncelikle şunu söyleyelim: Türkiye’yi, Avrasya’ya iten ABD’deki bir irade değil. Türkiye’yi, Avrasya’ya yaklaştıran tarihsel bir zorunluluk. Yaşadığımız dünya koşullarının gerekliliği Avrasya’ya yaklaşmak.
ABD’nin Türkiye’ye karşı yıllardır sürdürdüğü düşmanca tutumu büyüdü, büyüdü ve son damla bardağı taşırdı. Türk halkında ABD karşıtlığı yüzde seksenlerin üstünde uzun süredir. Halkımızın büyük çoğunluğu ABD’yi dost değil, düşman görmekte. Türk Ulusu zaten Atlantik’ten kopmuş. Halkın gönlünde “ABD dostluğu” diye bir şey yok! Halkımızın gönlü Avrasya’da. Yaşadığımız olaylar, içinde bulunduğumuz koşullar bunu gerekli kılıyor.
Abdülkadir Selvi, halkın iradesine, eğilimlerine inanıp güvenmiyor. RTE ve AKP halkın ABD karşıtlığını, Avrasya eğilimini geç de olsa gördü. Bu nedenle politika değişikliğine gitti.
Türkiye-ABD arasında yaşananlar, sıradan bir diplomatik kriz değil. Yıllardır iki ülke ilan edilmemiş bir savaşın içindeler… ABD, Türkiye’de ulus devleti çökertmek için yıllardır türlü araçlarla saldırmakta. Ey Selvi, bu saldırlar karşısında Türkiye ne yapmalıydı? Dayağı yedikçe ABD’yi sarılıp koklamalı mıydı? Ya da küresel ceberuta yalvarıp dediklerini mi yapmalıydı? Türkiye, kendi varlığını sürdürmek için ABD’ye karşı çıkıp Avrasya’ya yaklaşmakta.
Türkiye’nin önünde iki seçenek var: Birincisi, tüm komşularıyla kavgalı ve bölünmüş olarak yaşamak… İkincisi ise. Komşularıyla barışık, Avrasya’da kalkınmaya yelken açmış bir Türkiye… Siz hangisini yeğliyorsunuz Abdülkadir Selvi?
Selvi’nin yazısında bir diğer yanılgı da şu: “Türkiye-ABD ilişkilerinin düzelmesini istemeyen bir el devreye girip süreci sabote ediyor. Türkiye, ABD ve AB’den izole ediliyor. Vize kararıyla birlikte İran, Libya, Somali, Suriye, Yemen, Çad, Kuzey Kore ve Venezuela ile aynı lige itiliyor.” diye sürdürmekte yazısını Selvi.
Selvi’nin yukarıda saydığı ülkelerin hepsi mazlumlar dünyasından. Emperyalizmin kuşatmak, parçalamak istediği ülkeler… Libya, Suriye, Somali, Yemen’i kana buladı emperyalizm. Şimdi kalkıyor Abdülkadir Selvi, emperyalizmin kana buladığı Libya, Suriye, Somali, Yemen’i; emperyalizme karşı direnen İran, Kuzey Kore, Venezuela’yı ve emperyalizmin din savaşı çıkarmak için bin takla attığı yoksul Afrika ülkesi Çad’ı uygarlık dışı göstermeye çalışıyor. Kan döken emperyalizm uygar, kanı dökülen ve kanını döktürmek istemeyen ülkeler ilkel öyle mi? Bunun adı güce, emperyalizme tapınmadır. Özgür iradeyi, güçlüye teslim edip tutsaklaşmaktır. Bu insanlık onuruna yakışır mı?
Ne yazık ki tüm siyasal çevrelerde Abdülkadir Selvi’nin yanılgısını yaşayan birçok yurttaşımız var. Bu kişilerin en kısa sürede Türkiye’nin içinde yaşadığı gerçekleri görüp kavramalarını dileriz. Çünkü başka Türkiye yok! Ülkemizi saldırılara, bölünme girişimlerine karşı korumak hepimizin görevi. Böyle bir görevden kaçılır mı?
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       13 Ekim 2017



BÜYÜK İTİRAF VE TEHDİT

                                               
ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, giderayak önemli, ilgi çekici bir açıklama yaptı. Bu açıklamada hem bir itiraf hem de açık bir tehdit var. Bu itiraf ve tehdit, Türkiye’nin Atlantik’ten uzaklaşarak Avrasya’ya yaklaşmasının nedenini de anlaşılır biçimde ortaya koymakta. Tabi anlayana…
Bass: “Dokuz buçuk aydır Türkiye’de terör saldırısı yaşanmıyor. Bu, IŞİD vazgeçtiği için değil; işbirliğimizin sonucu.” sözlerini, Türk kamuoyunun gözünün içine baka baka söyledi. Büyükelçi, açıkça “Biz, istersek İŞİD ve diğer terör örgütleri Türkiye’de bombalar patlatır; istemezsek patlatmaz.” demek istemekte. İŞİD’le işbirliği yaptıklarını resmen açıklamakta.
Biz, yıllardır gücümüz yettiğince yazdık, anlattık. Dedik ki “Ülkemizde yapılan tüm terör saldırılarının arkasında ABD var.” diye. Karşıt gibi görünen İŞİD’le PKK’nın ABD tarafından kontrol edildiğini de her terör saldırısı sonrası anlatmaya çalıştık. ABD-İsrail’in bu terör örgütlerini Türkiye’yi bölmek, diz çöktürmek için kullandıklarını özellikle vurguladık.
Nedense İŞİD ve PKK’nın yaptıkları büyük eylemler sırasında ABD’li bir yetkilinin Türkiye’ye ziyareti ilgimizi çekmekteydi. Diplomatik ilişkiyi sürdürmek için terör örgütlerini kullandı Amerika. Bu ziyaretlerin hepsinde el sıkışarak kameralara gülümserken ABD’li yetkililer, masanın altından da silah göstermekteydiler.
IŞİD-PKK karşıtlığı varmış gibi bir senaryo sahneye kondu. Ne yazık ki ülkemizdeki bazı sığ görüşlü siyasetçiler buna inandı ya da bu senaryonun sözcülüğünü yaptı. Bu yolla kamuoyunun kafası karıştırıldı. İŞİD öcüsüne karşı savaşan sevimli PKK yaratılmak istendi. “Emperyalizm” olgusunu unutan vatansız solcular, bu senaryoya kanarak PKK’nın dolayısıyla ABD’nin kuyruğuna takıldılar. Böylece emperyalizme hizmet ettiler.
Bass, bu sözleriyle “İlişkilerimiz bozulursa yeniden terör saldırıları olur.” demeye getirerek Türkiye’yi açıkça tehdit etmekte. Bu açık itiraf ve tehdit karşısında hala Türkiye’nin ABD’den koparak Avrasya’ya neden yaklaştığını anlamayanlar belki yattıkları kış uykusundan ya da ABD severlikten vazgeçerler. IŞİD’i de PKK’yı yok etmek Türkiye’nin görevidir. Bu, emperyalizme karşı utku kazanmanın biricik yoludur.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       12 Ekim 2017



KAHROLSUN AMERİKAN EMPERYALİZMİ!


FETÖ soruşturması kapsamında ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğunda çalışan iki kişi için gözaltı kararı veriyor mahkeme. Gözaltına alınan Metin Topuz, FETÖ savcısı Zekeriya Öz’le görüşmeler yapmış. Bu görüşmelerde Ergenekon ve balyoz davalarına gizli tanık bulmuşlar birlikte. Bunun Türkçesi: yalancı şahitlik… Bu görüşmelerden ABD yetkililerinin habersiz olduğu düşünülemez. Bu durumda, ABD’nin TSK’ya ve Cumhuriyet aydınlarına kurulan kumpasın kurgulayıcısı olduğu kanıtlanacak yargı tarafından. Ayrıca FETÖ üyeleriyle ilişkileri de belirlenmiş.
Mahkemenin gözaltı kararı verdiği ikinci kişi, ABD konsolosluğundan çıkmıyor. Yargıdan kaçıyor. Neden mi? Çünkü kendini suçlu olarak görüyor. Suçu olmasa mahkemeden kaçar mı? Gözaltı kararı verilen iki kişinin diplomatik kimliği yok ve ikisi de Türk vatandaşı. Bu nedenle yargı sürecinde diplomatlara uygulanacak hukuksal kurallar bakımından bir yanlışlık yok! O zaman ABD’nin aşırı tepkisi niye? Çünkü 15 Temmuz darbe kalkışmasının perde arkasındaki asıl aktör ortaya çıkacak bu soruşturmayla. Yani darbe yollarının ABD’ye uzandığı kanıtlanacak.
Gelelim ikinci konuya…
Türkiye, Atlantik sisteminin boyunduruğundan kurtulmak için yıllar öncesinden ulusal savaş sanayini kurdu. Zaman içinde bunu geliştirdi. Bu, bağımsızlığa giden önemli bir karar. Ardından Türkiye, Rusya’dan S 400 füzeleri aldı. Bu, NATO üyesi bir ülkenin yapmaması gereken(!) bir şeydi. Türkiye ile Atlantik ilişkileri giderek kopmaktaydı.
Üçüncü konuya gelince…
Türkiye, Suriye politikasında değişikliğe gitti. Atlantik cephesinden ayrılarak mazlum halkların oluşturduğu Batı Asya ülkelerinin yanında yer aldı. Astana’da Rusya, İran ve Suriye ile anlaştı Türkiye. Türk Ordusu, önce Fırat kalkanı harekâtıyla Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan ABD koridorunu kesti. Böylece İkinci İsrail’in kurulmasını önledi. Ardından Türk Ordusu, İdlib’e girdi. İdlib harekâtıyla Afrin’deki PYD kantonu kuşatılmış oldu. Ayrıca İdlib’deki El Nusra liderliğindeki terör örgütleri varlığının da sonu gelecek. ABD’nin bölgedeki müttefikleri olan PYD/PKK ve yobaz örgütler yenilecekler. Böylece ABD’nin Suriye’yi bölme planı suya düşecek.
Batı Asya’da yenilip gerileyen ABD, elindeki tüm kozları kullanmakta. Bunun içindir ki Türk vatandaşlarına vize uygulama kararı aldı. Belki bunun arkasından ekonomik yaptırımlar da gelecek.
Türkiye, ABD ile bir vatan savaşı yürütüyor. Kendi vatanını korumak için savaşmakta. Fırat Kalkanı harekâtı da İdlib’e girişi de kendi güvenliği içindir. Komşuları bölünüp parçalanan bir Türkiye, kendi toprak bütünlüğünü koruyamaz. Türk Ordusu’nun Suriye’ye girişi, ABD’nin isteği dışındadır. Çünkü bu askeri harekât, ABD’nin Ortadoğu’yu parçalamak için ortaya attığı BOP’u geçersiz kılmakta. Burada Türk askeri, ABD silahlarıyla donatılmış güçlerle savaşacak.  TIR’lar dolusu savaş malzemeleriyle silahlandırılmış bölücü ve yobaz örgütlerle savaşacak askerimiz. ABD yetkilileri, bölücü örgütü silahlandırdıklarını defalarca söylediler. Bu silahlandırma başta Türkiye olmak üzere tüm Batı Asya ülkelerine düşmanlıktır.
İşte, ABD’nin düşmanca tutumuna karşı Türkiye kendini savunmak için önlemler almakta. Yıllardır ABD yaptırımlarına, isteklerine boyun eğdi Türkiye. ABD jandarmalığı için yarışan iktidarlar oldu ülkemizde. Türkiye, ABD ile zor bir savaşın içinde. Şu anda bu savaşta bir adım öndeyiz.
ABD vize uygulamaya başlayınca ABD sever kimi çevreler harekete geçti. Yok, efendim dolar yükselir, ekonomi çökermiş. Döviz bulunmazmış. Hastalar ilaçsız kalırmış. Ya ABD’de okuyan öğrenciler… İşadamlarımız ne yapacakmış? Teknoloji dışalımı ne olacakmış. Benzer tümceler uzayıp gidiyor. Bu, ABD’ye teslimiyetin feryadıdır. Vatan savaşındayız… Böyle bir durumda kişisel çıkarlar değil, toplumsal gelecek öne çıkar. Toplumsal dayanışmayla zorlukların üstesinden geliriz.
Ey, “Kahrolsun ABD emperyalizmi!” sloganıyla yıllarca meydanları inleten bazı sol grupların düşüncesini benimseyen arkadaş! Size ne oldu? Yıllarca “Kahrolsun Amerika!” diye bağırdınız. Tam bağımsızlık için emek verdiniz. İşte, ABD kahroluyor; ama sen yoksun ortada. “Ama, fakat, ancak…”lı tümcelerle emperyalizme karşı duramıyorsun, neden? Yoksa o sloganı haykırman içten değil miydi?
İsmet Paşa ne demişti? “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de o dünyada yerini alır.” İşte, yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye de o dünyada yerini alıyor. Buna sevinmen gerekmez mi CHP’li dostum? İşte, bak İsmet paşa’nın dediği oluyor.
1919’da tarih, Türkiye’nin önüne güneş batmayan İngiliz İmparatorluğunu yıkma fırsatını çıkardı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra dünyadaki İngiliz egemenliği sona ermeye başladı. Şimdi tarih, yeni bir fırsatı önümüze çıkardı. ABD emperyalizmini yıkma fırsatını… Bu fırsatı geri tepeceğiz? Tabii ki hayır!
                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       11 Ekim 2017

ATATÜRK’Ü ISLATMAYAN ÇOCUKLAR


30 Eylül 2017 tarihli Aydınlık’ta ilgi çekici bir haber… Haberin yanında fotoğraf  da var. Fotoğrafta üç kız çocuğu… Atatürk büstünün çevrelemişler. Ellerinde bir şemsiye… Şemsiye, Atatürk büstünün üstünde… Yağan yağmurda, Atatürk ıslanmasın diye önlem almış üç ilkokul öğrencisi. Ama kendileri ıslanıyorlar… Varsın ıslansınlar… Yeter ki Ataları yağmurdan etkilenmesin.
Yer, Edirne’nin merkeze bağlı Tayakadın Köyü… Çocuklar, Şehit Cem Havale İlkokulu öğrencileri… Adları: Damla İnceoğlu (7 yaşında), Dilay Büyükpiliç (7), Öykü Cam (7)…
Çocuklar, mutluluk içinde “Biz ıslandık, Atatürk ıslanmadı.” diyorlar.
Ne mutlu bize… Ne mutlu ülkemize… Ne mutlu ulusumuza… Atatürk büstünün bile ıslanmasına gönlü razı olmayan kızlarımız, çocuklarımız var. Geleceğimiz, bu çocukların ellerinde…
Anadolu ve Trakya topraklarında milyonlarca Damla, Dilay ve Öykü var. Bu topraklarda Atatürk yenilmez.
Atatürk’ü unutturmaya çalışanlar; iyi bakın sağınıza, solunuza… Toprak, yağmur, doğa, adsız şehitler “Atatürk!” diye bağırmakta. Bu sesi iyi işitin! Böyle bir coğrafyada Atatürk’e karşı gelirsen bu toprak seni kabul etmez.
Atatürk’e karşı çıkan, onunla kavgaya tutuşup emperyalizmin değirmenine su taşıyan aymazlar; Tayakadın Köyü’ndeki üç çocuğa bakın da utanın. Utanacak yüzünüz varsa tabii ki…
                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       1 Ekim 2007