Atatürk:
“Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça
savaş bir cinayettir.” dedi. Ne güzel
bir söz… Macera aramak, başkalarının topraklarını, yeraltı ve yerüstü
kaynaklarını ele geçirmek için yapılan savaşlar cinayettir. İnsanları rengi,
etnik kökeni ve inancı farklı diye öldürmek insanlık ayıbıdır. Bu nedenle
yüzyıllardır dünyanın dört bir yanında cinayetler işlenmekte. Özellikle
kapitalizm ve onun çocuğu emperyalizm çağında cinayetler çığ gibi büyüdü her
geçen zamanda.
Atatürk,
yurdumuzu işgal etmek için Çanakkale kıyılarına çıkarma yapan emperyalist
güçlere ilk direnişi göstererek kara savaşlarını başlatan komutandır.
Askerlerine: “Ben, size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.” diyerek düşmanın
üstüne atılmıştır. Çünkü bu savaş, ulusumuz için yaşamsaldı. Düşman yurdumuzu
işgal etseydi bu topraklar üzerinde ne Türk kalırdı ne de Türkiye. Yurt
savunması söz konusu olduğundan bu savaş bizim için zorunluydu.
Kurtuluş
Savaşı ulusumuz için yaşamsal ve zorunluydu. Bu savaş bizim için haklı bir
direnişti. Yunanlılar, İngilizler, Fransızlar için yaşamsal ve zorunlu değildi.
Bizim topraklarımızı ele geçirip halkımızı yok etmek için bir savaş
başlattılar. Onlar, bu savaşta haksızdı ve cinayet işliyorlardı. Sonunda güçlü
ve haksız olan değil, haklı olan kazandı; Yeni Türkiye kuruldu. Kurtuluş
Savaşı’nı yaratan koşulları biz oluşturmadık. Yurdumuzu işgal edenler, elinde
silah olmayan halka türlü işkenceler yaptılar. Onları nedensizce öldürüp kitlesel
insan kıyımları yaptılar çoluk çocuk demeden. Bu saldırganlık karşısında
kendimizi korumak için yapacağımız tek şey; yurdumuzun toprağını, insanını, suyunu,
kurdunu kuşunu, börtü böceğini, otunu ağacını,
çalısını çırpısını ve soluduğumuz havasını ölüm pahasına savunmaktı. Biz
de öyle yaptık.
ABD;
Vietnam, Kamboçya ve Laos’a saldırdı onları köleleştirmek için. Bu üç ülkenin
halkı silaha sarıldı yurtlarını korumak amacıyla. Bu savaş; Vietnam, Kamboçya
ve Laos halkı için zorunlu, yaşamsal, haklı ve gerekliydi. ABD için ise
haksızdı ve bu emperyalist ülke binlerce cinayet işledi Çinhindi’nde.
Milyonlarca insanın kanına girdiler. İnsanları yersiz yurtsuz, kolsuz bacaksız,
anasız babasız, çocuksuz bıraktı ABD. Şimdi biz Vietnam, Kamboçya ve Laos
uluslarını savaş çıkartıp cinayet işlediniz diye suçlayabilir miyiz? Böyle bir
suçlama yapmak, emperyalizme uşaklıktan başka bir şey değil.
Dün,
İran’a ABD ve İsrail saldırdı. Niye? Bu ülkenin varsıllıklarını yağmalamak
için. ABD ve İsrail’in yanında yer tutanlar türlü gerekçeler ortaya sürmekte.
Yok efendim İran yönetimi evrensel hukuka uymuyormuş. Mollalar, insan haklarını
çiğniyormuş. Neyse uzatmayayım, bu doğrultuda onlarca söz… Allah aşkına
“evrensek hukuk” dediğiniz nedir? Uzaylılar da evrensel hukuka uyuyorlar mı? ABD
ve İsrail, bu evrensel hukuku harfi harfine uyguluyorlar mı? İsrail’in
yıllardır günahsız insanları yerinden yurdundan sürüp çocukları öldürdüğünü
görmediniz mi? Daha dün İran’da bir okulda 84 çocuğu yaşamdan koparan kimdi?
ABD’nin insanlık tarihindeki insan kıyımlarını yazsak sayfalar yetmez. Kendi
ülkesinde ırk ayrımı nedeniyle yaptığı kıyımlardan insan olan utanır.Son
günlerde ABD polisinin durduk yerde kendi yurttaşlarını kurşunlaması evrensek
hukuka çok mu uygun?
ABD
ve İsrail’in yanında yer alan utangaçların bir başka gerekçesi de İran’da bu
ülkelerin ajanlarının çokça olması. İran halkının büyük bir bölümünün Ali
Hamaney’in yasını tutarken bir bölümünün de sevinmesi ilgilerini çekmiş. Her
ülkede yurdunu ölümüne savunan kahramanlar da vardır; düşmanla işbirliği yapan
kişiliksiz, vatansız hainler de. Dünyada her şey karşıtıyla birlikte bulunur.
Bir şeyin karşıtı yoksa o da yoktur. Bu, diyalektik düşünmenin bir kuralı,
doğanın değişmez bir yasası.
Dünyanın
en haklı, en temiz Kurtuluş Savaşı’nı vererek tüm ezilen uluslara öncü olup yol
gösterdik. Bu haklı savaşımızda düşmanla işbirliği yapan yok muydu ülkemizde?
Sevr’i imzalayanlar, İngiliz zırhlısıyla yurdumuzdan kaçanlar, işgal güçleriyle
küçük çıkarlarını korumak için iğrenç ilişkiler, işbirliği içine girenleri bu
halk unuttu mu sanıyorsunuz?
“Sodom
ve Gomore-Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Vurun Kahpeye- Halide Edip Adıvar, Üç
İstanbul-Mithat Cemal Kuntay, Dersaadet’te Sabah Ezanları-Attila İlhan, Esir
Şehir üçlemesi-Kemal Tahir” bu kitaplar, kimleri anlatmakta? Bu kitapları tüm
dostlarımın okumasını isterim. O günün hainleriyle bugünkülerin söylemleri
arasında pek de ayrım yok! Gerekçeler, bakış açıları hep aynı…
Atatürk,
Balkan ve Sadabat paktlarını imzalarken bunları oluşturan ülkelerin yönetim biçimlerine
baktı mı? Onların nasıl yönetildiği mi önemliydi Atatürk için, yoksa
emperyalizme karşı Türkiye’nin yanında yer almaları mı?
İran,
emperyalizme karşı bir savaşın içinde. Bu savaşı tüm ezilenler ve insanlık
adına veriyor. Bu savaşta türlü gerekçeler öne sürerek tarafsız kalmak,
emperyalizme hizmet etmekten başka bir şey değil.
İnsanlığın
gücü, emperyalizmi yenecek. İhanet eden de hainliğiyle kalacak.
Adil
Hacıömeroğlu
1
Mart 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder