Dedem
Mustafa Voyvoda, Batı Anadolu’da Yunan işgali başladığında askere gider. Köylüsü,
aynı zamanda çocukluk, gençlik arkadaşları İlyas Soydemir ve Mustafa Ekici ile.
Bu üç heyecanlı genç, kısa bir eğitimin ardından önce işgalci Yunanlılarla işbirlikçisi
yerli Rumların Türk köylerine yaptıkları baskın, soygun ve kıyımları önlemek
için görevlendirilirler.
Üç
arkadaş askerlik sırasında birbirlerinden hiç ayrılmaz. Görev yerleri Nazilli
ile Manisa’nın doğusunda kalan ilçelerdir. Burada yerli Rum çeteleri, halka akla
hayale gelmez baskılar, işkenceler, kıyımlar uygulamaktaydı. Bu çetelerle dağda
bayırda savaştılar. Onları izlediler günlerce. Yaptıkları zor bir yurt
göreviydi. Dedem, bu zor görevi yerine getirirken ağabeyi Ömer de İnönü savaşlarında
işgalcilerin karşısında var gücüyle durmaya çalışıyordu. O, birliğinin
borazancısıydı. İki kardeş farklı yerlerde farklı görevlerde yurt için alınteri
döküyordu.
Arap
Ahmet, Suriye’de doğup büyümüştü. Aslında tam olarak da büyüyememişti. İngilizler,
onun yaşadığı köye geldiğinde 13-14 yaşlarındaymış. Tüm ailesini öldürüyor
işgalciler. O, evlerindeki yüklüğe saklanarak bu kırımdan kurtuluyor. Amcası,
sınırın Türkiye yanında yaşıyormuş. İngilizlerin köylerinden gittiğinden emin
olduktan sonra saklandığı yerden çıkar. Köyde neredeyse canlı bir varlık
kalmamıştır. Oradan yürüyerek amcasının yaşadığı yere gitmek için yola çıkar.
Yolda iyice kinlenir emperyalist saldırganlara karşı. Onlardan öç almaya
defalarca yemin eder kendi kendine. Amcasının yanına varır. Ne doğduğu ne de amcasının
yaşadığı yerden pek söz etmedi kimseye. Çünkü çok konuşmayı, büyük acılarla dolu
geçmişini anlatmayı sevmezdi. O, geçmişini unutup geleceğe bakıyordu hep.
Arap
Ahmet, Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçip Kurtuluş Savaşı’nın işaret
fişeğini yakmasıyla artık amcasının yanında boşa zaman geçirmenin yararsız
olduğunu görür. Yayan yapıldak yola çıkar. Amacı, Ankara’ya ulaşmak, orduda
görev almaktır. Ankara’ya değil de Konya’ya gelir. Burada orduya katılır. Her
türlü göreve hazır olduğunu söyler.
Dedem
ve arkadaşları Soydemir ile Ekici, bu yurt görevi sırasında çok farklı
yerlerden gelmiş arkadaşlar edinmişlerdi. Bu arkadaşlarının arasında en önemlisi
ve ilgi çekici olanı Arap Ahmet’ti. Onun çok acı dolu bir geçmişi vardı. O, dedemlerden birkaç yaş küçüktü. Ancak yaşına,
bünyesinin zayıflığına bakmadan en önde giden bir kahramandı.
Rum
çeteleriyle uzun süre savaştıktan sonra Büyük Taarruz öncesi üç İsabeyli
arkadaş düzenli ordu birliklerindeki yerlerini alır. Arap Ahmet de onlarladır. Artık
o, İsabeyli üç askerle can kardeşi olmuştur. Bu birliğin görevi yakılıp yıkılan
Türk köylerinin yaralarını sarmak, çevrede saklanmış Rum çeteleri varsa onları
yok etmekti. İşleri epeyce zordu. Çoğu zaman aç ve susuzdular.
Savaş
biter, düşman denize dökülür. Arap Ahmet ve arkadaşları çete temizliğini canla
başla yerine getirirler. Terhis olurlar. Artık memlekete dönem zamanıdır.
Savaşın onlara emaneti olan Suriyeli arkadaşlarını evsiz yurtsuz
bırakamazlardı. Onu da yanlarına alırlar. Kuyucak yakınlarında Arap Ahmet
açlıktan bitkin düşerek hastalanmış. Onu
ayağa kaldırmak için bulundukları köydeki bir evden ekmek istemeye karar
vermişler. Kimin ekmek isteyeceğine kendi aralarında konuşurlarken evin hanımı
çıkmış kapıya. Askerleri görünce duygulanıp sevinmiş kadın. İçeri buyur etmiş
dört askeri. Kadının kocası ve oğlu şehit olmuştu. Bu nedenle bu dört genci oğlunun
yerine koymuş. Ahmet’in açlıktan bitkin düşüp hastalandığını hemencecik anlamış.
Sofra kurmuş çabucak.
Akşamüzeri
kadının ağabeyi işten dönmüş. Geç vakte dek söyleşmişler. Geceyi burada geçirirler.
Günler sonra ilk kez bir yatakta uyurlar. Sabahleyin erkenden kalkıp
hazırlanırlar yola çıkmak için. Bir gün önce Arap Ahmet’in hastalanması nedeniyle
trene yetişememişlerdi. Ahmet, yemek yiyip rahatça uyuyunca iyileşir
sabahleyin. Tarhana çorbası pişirmiştir kadın erkenden. Çorbalarını içip izin
isterler gitmek için. Ağabey, onları kağnısıyla Kuyucak’a getirir. İsterlerse
Sarayköy’e kadar götürebileceği söyler. Dört arkadaş bu öneriyi kabul etmeyip yola devam ederler
kendi olanaklarınca.
Savaş
yorgunu arkadaşlar, Çal’ın İsabey kasabasına gelirler. Artık Arap Ahmet’i de (Arap Ahmet’in kasabada
yerleşik bulunan Araplar sülalesiyle bir akrabalığı yoktur) kendilerinden sayarlar.
Kasabalı toplanıp yeni yerdeşlerine bir ev yapar. On dönüm de üzüm bağı
dikerler onun için. Bütün bunlar kasabalının elbirliğiyle yapılır. Herkes
bütçesine göre katkıda bulunur bu ev kurma işine.
Sonrasında
Arap Ahmet evlendirilir. Ne yazık ki çocuğu olmaz bu evlilikten. Dişiyle
tırnağıyla çalışıp yaşama tutundu eşiyle. Şimdi ikisi de çoktan sonsuzluğa
göçtü.
Anadolu
insanın en güzel geleneğidir: Yolda kalanı yolda, aç kalanı aç, susuz kalanı
susuz, ortada kalanı ortada bırakmaz. Zorda kalanı, kim olursa olsun sahip
çıkıp bağrına basar. İnsana, insan olduğu için değer verip kardeş bilir. Arap
Ahmet de bu kardeşlik geleneğinin küçük bir örneği. Kim bilir yurdumuzun
neresinde, ne kadar Arap Ahmetler vardır. Bizi, biz yapan halkımızın bu yüce
gönüllüğü, özverisi, duygudaşlığı, insancıllığı değil mi?
Adil
Hacıömeroğlu
15
Ağustos 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder