Türkiye,
II. Dünya Savaşı’ndan sonra hızla Amerika Birleşik Devletleri’nin etki alanına
girdi. Zamanla ülkemiz üzerindeki ABD etkisi arttı. Bu emperyalist güç, giderek
ülkemiz siyasetini etkileyerek belirlemeye, ekonomisini çökertmeye, toplumsal
yapısını bozmaya ve kültürünü yok etmeye çalıştı. Ne yazık ki bu süreçte
ülkemizi yönetenler bu emperyalist etkiyi önlemek yerine, buna yol verdiler.
Ülkemiz,
1952’de NATO’ya girer. Bu, Türkiye’nin ABD’ye teslimiyetini daha çok artırır.
Yurdumuzun birçok yerleşim yerinde sivil giyimli ABD’liler görülmeye başlanır.
Çoğunun elinde defter, kalem notlar almaktaydı bu Amerikalılar. Ülkemizle
ilgili toplumsal, yerel bilgileri ediniyorlardı. Bu kişilerin ABD’nin
istihbarat görevlileri oldukları tartışma götürmez.
Türkiye’nin
her yanına giden ABD’liler, Of’a gelmez mi? Geldiler doğal olarak. 1950’li
yılların başı… NATO’ya henüz girmişti Türkiye. Daha Barış Gönüllülerinin
ülkemize gelmesi için anlaşma imzalanmamış. Ancak ABD’nin acelesi var,
bekleyecek durumda değil. Gezgin, öğretim üyesi, araştırmacı adı altında birçok
Amerikalı ülkemize gelmeye başladı.
Bir
gün birkaç ABD’linin yolu Of’a düşer. İlçenin merkezinde eşrafın oturduğu
Meydan Kıraathanesine gelir bu kişiler. Burası, ilçenin ileri gelenlerinden
olan Sarıalioğlu Ömer Ağa’nın kahvesi olarak bilinir. Eşraf, esnaf kendi
aralarında çay içip söyleşmektedir kıraathanenin bahçesinde. O dönemde Of’un
merkez nüfusu bin kişi bile yok! İlçede herkes birbirini tanırdı. Hatta köylerde
yaşayanlar bile bilinirdi. Birden kıraathanenin bahçesine birkaç yabancı girer.
Bu kişiler, herkesin dikkatini çeker. Önlerinde Türkçe konuşan biri, selamlar
bahçedekileri kırık Türkçesiyle.
Kıraathanede
oturan Çamlı köyünden (Ailenin asıl kökü Cumapazarı’dır) Hacıömeroğlu Lütfü
Öner de kıraathanede oturanlardandır (Lütfü Bey, lise döneminden beri arkadaşım
olan Sebahattin Öner’in babasıdır). O, babadan devraldığı dükkânında bakır
ustasıdır. O yıllarda evlerde çokça kullanılan bakır ev araç ve gerecinin
yapımı, satışını yapmaktadır yıllardır. Aynı zamanda her gün birkaç günlük
gazete okurdu. Günlük olayları yakından izler, farklı konularda bilgiler
edinirdi. Eskiden zanaatkâra, okuyan bilgili kişiye saygı gösterilip sözü
dinlenirdi. İlçede sevilen, sayılan bir kişidir bu nedenle Lütfü Öner Bey. Amerikalı
birinin Türkçe konuşarak ilçede dolaşması dikkatini çeker. Önce ona, hoş geldiniz,
der. Ardından onları tanıyamadıklarını, kim olduklarını, kimi aradıklarını
sorar. Yabancı, Amerikalı olduğunu söyler. Of’un aile yapısını inceleyip
araştırmak için buraya geldiklerini ekler sözlerine. Konuşan yabancının yanında
birkaç kişi daha varmış.
Amerikalının
ilginç yanıtı, Lütfü Öner Bey’de uyarıcı bir etki yapar. Zaten okuduklarından
hareketle ABD’lilerin ülkemizdeki birtakım etkinliklerinden haberi vardır.
Birden oturduğu yerden kalkarak ABD’liye döner: “Benim dört bin yıllık yazılı
tarihim var, sizin ise iki yüz yıllık. Gidin kendi tarihinizi araştırın” der.
Bu sert tepkiden sonra Lütfü Bey, kahveden sinirli bir biçimde ayrılarak Of’un
Çarşı Başı diye adlandırılan yerindeki dükkânına gider. Ardından ABD’li onun
kim olduğunu sorar. Onlar da: “Burada bakırcı ustası, esnaftır” yanıtını
verirler. Amerikalı: “Bu adam çok şey biliyor” der şaşkınlıkla. Sonrasında oturup
konuşmadan gerisin geri döner yabancılar.
Keşke
ülkemizin her yerinde yıkıcı amaçlarla gelen ABD’lilere Lütfü Öner gibi uyanıkça
karşı konsaydı da ülkemizin toplumsal yapısıyla ilgili bilgiler bu
bozguncuların eline geçmeseydi. Yurttaşların ülkesini savunmak için siyasal
bilincinin gelişmiş olması gerek. Bu bilince ulaşmak için de okuyup araştırmak
ve kendi kafasıyla düşünmeyi bilmesi gerekir herkesin.
Ne
yazık ki ülkemiz, Atlantik sürecine girdiğinde Ömer Öner gibi bilinçli
yurttaşlarımıza çoğu kişi kulak asmadı. Hatta çoğu zaman bu yurtseverler demokrasi
ve uygarlık karşıtlığıyla suçlandılar. Çünkü siyasal iktidarlar ülkemizi “Küçük
Amerika” yapacaklardı. Bu yolla da ülkemize demokrasi yerleşecek, uygarlık
gelecekti.
Yıllardır
başımıza gelen tüm toplumsal ve siyasal felaketlerin, yıkımların, kıyımların, kırımların,
ayrışmaların, kötülüklerin temelinde ABD var. İşte, emperyalizmin getirdiği
demokrasi de uygarlık da bu.
Adil
Hacıömeroğlu
3
Ağustos 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder