“Bir
garip ölmüş diyeler
Üç
günden sonra duyalar
Soğuk
su ile yuyalar
Şöyle
garip bencileyin”
Bugünkü
yazıma Yunus Emre’nin unutulmaz dizeleriyle başladım. Yüzyıllardır halkın gönlüne
sarsılmaz bir taht kurmuş büyük ozan, sonsuzluğa göçmesinden bunca zaman
geçmesine karşın hala halkımızca saygıyla anılması boşuna değil. Yunus; Tanrı’ya
olan sarsılamaz inancı, yaşamındaki gösterişsizlik, İslam’ı gösteriş ya da
kendine mal mülk edinmek için kullanmamış, dinin buyruklarını aslına uygun bir
biçimde uygulamasıyla herkesçe saygı duyulan biri olmuş. O, dini kendi
çıkarları için kullanmak isteseydi Anadolu’nun neredeyse yarısının tapusu onun
olurdu. O; malını mülkünü artırmak, cüzdanını şişkinleştirmek, külçe altınlar
biriktirmek varsıllaşmak amacıyla değil; inancının gereğini yapıp gönlündeki
Tanrı sevgisini çoğaltarak varsıllaştı. İşte, o varsıllığıdır ki, bugün de hepimizin
içinde onu capcanlı yaşatmakta.
Süleymancılar
tarikatının/cemaatinin lideri gözaltına alındı. Yanı sıra cemaatin üst düzey
yöneticileri de gözaltında. Şimdilik toplam 32 kişi… Neredeyse ülkemizdeki
diğer tarikat ve cemaatlerin hepsinde olan bir varsıllıkla karşı karşıyayız. İnsan
sormadan edemiyor: “Dindar olduklarını söyleyen bu tarikat liderleri, Allah’ın
dinini mi; yoksa parayı, altını, malı mülkü mü çok seviyorlar?” diye. Evet,
yanıtlanması gereken soru bu? İnsan sevdiğinin peşinden gider, öyle değil mi?
Allah’ı seven onun; malı mülkü, parayı ve altını seven de bu dünya nimetlerinin
peşinden gider. Allah’ı Allah’a ona, parayı seven de paraya tapınır.
Süleymancılarının
yurt içinde ve dışındaki serveti dudak uçuklatıyor. Yoksulluğun diz boyu olduğu
ülkemizde bunca varsıllık niye? Üstelik varsıllığının önemli bir kısmını
yurtdışına kaçırmak, yatırımlarını orada yapmalarının nedeni ne? Adı Türk olan
ülkemize “darül harp” deyip camilerinde cuma namazı kılmayan bir cemaatin Hıristiyanlarca
yönetilen ülkelerde bunca mal varlığı edinmeleri neden? Bu ülkelerin
yöneticilerinin bu cemaatle sıkı fıkı ilişkiler kurmalarındaki amaç ne?
Her
fırsatta ülkemizdeki terör örgütlerini destekleyen başta Almanya olmak üzere
bazı batılı ülke yöneticilerinin FETÖ ve Süleymancılara karşı olan sevdasının
nedeni ne? Neden bu kişilerin palazlanmaları için kendi yasalarını bile
gevşetiyorlar?
Yoksul
halkın dinsel duygularını kullanıp sömürerek elde ettikleri bunca serveti niye
ülkemizden kaçırma gereği duymakta hem FETÖ hem de Süleymancılar?
Peki,
halkımızın dinsel duyguları neden art niyetli kişilerce kendi çıkarları için
kullanılır? Yanıtlanması ve tartışılması gereken soru bu.
Ne
yazık ki yurttaşlarımız Müslümanlığı tam olarak bilmemekte, tıpkı Atatürk’ü
bilmedikleri gibi. Yarım yamalak dinsel sözler söyleyen kişilere inanmakta
halkımız. Burada dini, halka anlatan resmi kurumların hatası da büyük. Dini
anlatırken kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyorlar. Anlamadıkları dilde,
anlamadıkları sözcüklerle anlatmaktalar. Yurttaşın dinini nasıl anlayacağı,
tamamen anlatının insafına terk edilmiş durumda.
Ne
yazık ki İslam’da ruhban sınıfı olmamasına karşın yaygın bir biçimde ruhban
sınıfı egemen oldu Müslüman ülkelerde. Bu durum, önemli bir sorun…
Hızla
kentleşen insanımız, toprağından kopunca kendini yalnız, güçsüz görmekte. Bu
nedenle kendini güçlü göreceği kümeler içinde yer almak istiyor. Yalnızlığı
gidermek için genellikle yarım yamalak bildiği dinini de öğrenmek düşüncesinde.
Tarikat ve cemaatler bu insanların sığınağı oluyor. Kendi evine harcamadığı
parayı bu dinsel topluluklara veriyor. Yoksullar, kent yaşamına uyum
sağlayamayanlar ve belli bir yaşam anlayışı olmayan kişiler tarikat ve
cemaatlerin hem insan hem de para gücünü oluşturuyor.
Tarikat
ve cemaatlerin en büyük ekonomik gücü, kurban bağışı ile kurban derileri… Ne
yazık ki bu ekonomik kaynağın buralara akmasına AKP hükümeti neden oldu. Güya
halkı, dinsel bakımdan özgürleştirmek için kurban bağışlarını, kurban
derilerini istediği yere verebileceği yönünde yasal destek verildi. Oysa bu
örgütler için din yalnızca bir maske… Halkın temiz dinsel duygularını sömürerek
varsıllaşmaktan başka amaçları yok bunların. Bu tarikat ve cemaatler dışarıdan
dinsel küme gibi görünse de aslında bir istihbarat örgütü titizliğiyle örgütlenmekteler.
Süleymancıların örgütlenmesi, kendi aralarında iletişim kurmaları tıpkı FETÖ
gibi. Bu örgütlenme biçiminin yabancı istihbarat örgütlerince telkin edildiği
bilinmekte. Kendi devletinden sakladıkları bilgilerin, haberlerin ve
varsıllıklarının yabancı ülkelerin bilmesinde bir sakınca görmüyorlar nedense. Zaten
bu iki cemaatin de batılılarla el bebek gül bebek ilişkilerinin olması ilgi
çekici değil mi?
FETÖ’nün
dış bağlantıları çok açık ve herkesçe bilinmekte. Süleymancıların da aynı yolu
izlediği çok açık. Müslümanlar için çalıştığını söyleyen bu örgütlerin Müslümanlarla
değil de farklı dinden olanlarla dostluk kurması anlaşılır gibi değil.
Peki,
ülkemiz üzerinde kötü amaçlar güden emperyalist ülkeler tarikat ve cemaatleri
niye sevip destekler? Çünkü onlar aracılığıyla ve onları kullanarak yıkıcı
amaçlarına kolay ulaşmaktalar. Öncelikle tarikat ve cemaatler aracılığıyla hem
dini hem de toplumu bölüyorlar. Toplumun bölünmesi ortak amaç ve ülküleri yok
ediyor. Toplumumuz biz olamıyor. İkinci olarak emperyalistler tek tek yurttaşlarımızı
kandırması oldukça zor. Önce onları tarikat ve cemaatlere bağlıyor. Liderleri
ele geçirilmiş bu kümeleri şeyhleri aracılığıyla kontrol etmek, yönlendirmek,
kendi düşüncelerini benimsetmek çok kolay oluyor. Lider bir konuda söz
söyleyince binlerce insan kabul ediyor söyleneni. Çünkü tarikat ve cemaatlerde
sorgulama, tartışma yok; kayıtsız ve koşulsuz şeyhe bağlılık var. Şeyh, bir şey
diyorsa bunda bir hikmet vardır diye düşünülüyor. Bunun için düşünde Hz
Muhammet’le konuşanlar mı istersiniz, Allah’la kimsenin anlamadığı ilişkide
olanlar mı? Bu durumun adı şirk olsa da kimsenin umurunda değil. Şeyhe kutsallık
yüklemek ayrı bir şirk değil mi?
Halkçı-devletçi
uygulamalar siyasetçilerce terk edildikçe yoksul halkın çocuğu, bu tarikat ve
cemaatlerin eline düştü. Onların yurtlarında kaldılar. Böylece bu kişiler,
gerçek dinden koparılıp küresel güçlerin telkinleriyle oluşan batıl inançlarla
dolu sahte dinin tuzağına düştü. Bazı yoksul çocukları da emperyalistlerin
güdümündeki bölücü örgütlerin kucağına itildi. Kimileri de sokaklarda haraç
kesen silahlı suç örgütlerinin tetikçileri oldu.
Atatürk’le
kavga etmeyi dine hizmet olarak gören iktidarlar, ne yazık ki emperyalistlerin
denetimindeki tarikat ve cemaatlerin yoluna taş döşediler. Osmanlıyı içten
içeren tarikat gerçeğini de unutmuş çoğu yöneticiler. Bu aymazlıktan dönmenin
vakti gelmedi mi?
Din,
siyasete alet edildikçe tarikat ve cemaatler hep büyüyecek. Büyüdükçe de
emperyalistlerin güdümüne girecek. Bu da ülkemize onulmaz zararlar verecek.
FETÖ’cüler,
Adnan Hocacılar, Furkancılar, Süleymancılar… Bakalım sırada hangisi var?
Yunus
Emre, yukarıdaki dörtlüğünde anlattığı gibi uçmağa vardı. Karun gibi
varsıllaşmak yerine, bir hırka ve bir asayla Anadolu’yu aydınlattı yüreğinin,
usunun tükenmez ışığıyla. Demek ki Yunus olmalı, dünya malına tamah etmeden.
Adil
Hacıömeroğlu
18
Ağustos 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder