Köy
Enstitülü yazarlar ortaokul yıllarından beri ilgimi çeker. Onların toplumsal
gerçekçi bakışları yürekli aydın örneğinin en görünür biçimidir. Aslında ülkemizin
geri kalmışlığının, feodal ilişkilerin, Osmanlının oluşturduğu toplumsal düzenin,
geri kalmışlığın fotoğrafını çekip önümüze koyan yazarlardır Köy Enstitülüler. Başta
hangi iktidar olursa olsun yaptığı yanlış uygulamaları, eksiklikleri nesnel bir
bakışla okuyucuna sunar onlar.
Dursun
Akçam, köy enstitülü bir yazar… Düşünsel mayalanması, Cılavuz Köy Enstitüsü’nde
olmuş. Doğup büyüdüğü sert ve yoksul Doğu Anadolu topraklarının sesidir
yazarımız. Orada yüzyıllardır süregelen ağa, bey, paşa egemenliğiyle ortaya
çıkan feodal düzeni tüm çarpıklıklarıyla ele alıyor Kanlıdere’nin Kurtları’nda.
Feodal egemenlerin en büyük dayanakları yerel yöneticiler. Devletin halka
hizmet etsin diye gönderdiği yöneticiler, ne yazık ki halk yerine feodal
egemenlerin hizmetinde. Bölgenin ağalarını, beylerini koruyarak kendileri de
varsıllaşıyorlar. Ağalar, beyler köylüyü devlet yöneticilerinin gücünü
arkalarına alarak eziyor. Yurttaş, haksızlığa uğradığında gidecek kapısı yok! Çünkü
bütün kapılar egemenlerce tutulmuş.
Yoksulun
hukukunu koruyacak bir güç bulunmamakta. Bu nedenle toprağını, ineğini, çift
koştuğu öküzünü, koyununu keçisini, kümes hayvanını, tarladaki ekinini, meradaki
otunu, hatta canını alıyor çürümüş düzen. İnsan canının değeri hiç yok! Ya salgınlarla
kırılıyor ya açlıktan ölüyor ya da kör kurşunla can veriyor. Ağaya, beye karşı
gelmek, hakkını aramak günlerce süren karakol dayağıyla son buluyor. Feodal
egemenler yerin, göğün, toprağın, suyun, havanın sahibi. Yoksul, insandan
sayılmıyor hem ağa ve bey hem de il ya da ilçedeki yöneticilerce. Arda bir iyi
yöneticiler de gelmiyor değil. Bu kişiler fazla kalıcı olmuyor görevlerinde.
Halkın hakkını koruyan bu yöneticiler, sözde demokrasimizin particiliğine kısa
zamanda kurban gidiyor.
İkinci
Dünya Savaşı yılları kendini çok ağır duyumsatmakta. Köylünün sorunları oldukça
arttı bu dönemde. Vergilerin ağırlığı altındaki köylü ekmeğinden aşından oldu.
Romanın
başkahramanı Merdan: “Tahsildar Kurat çok belalı bir baskın yaptı. Boz ineği,
üç keçimizi haczetti. (Dursun Akçam, Kanlıdere’nin Kurtları, 7. Basım, Ocak 2021,
s. 70) diyerek kendi ailesinin felaketini böyle anlatmakta. Ailenin geçim
kaynağı olan inek ve keçiler haczediliyor. Köylülerden birçoğunun öküzleri
vergi karşılığında elinden alınıyor. Üretim aracı elinden alınan köylü ister
istemez tefeciye borçlanıyor. Borçlanma her yıl artarak sürüyor. En sonunda
çiftçi, toprağını elden çıkarıyor. Toprakları toplayan da köyün egemeni Bekir
Bey.
Bekir
Bey, köyde istediği geline, kıza göz koyuyor. İsteği olmayınca kan dökülüyor.
Merdan’ın babası Koca Mürsel Birinci Dünya Savaşı’na katılmış. Kurtuluş Savaşı’nda
tetik çekmiş. Merdan’ın ağabeyi Kore’de şehit olmuş. Şehit ve gazi ailelerinin
yazgısı yoksulluk ve terk edilmişlik. Ne yazık ki savaş kaçkınları mal mülk
sahibi oluyor yurtseverler yurdu savunurken.
Çok
partili yaşama geçildikten sonra köylünün yaşam koşulları daha da zorlaşıyor.
Particilik, bey ve ağaların gücüne güç katıyor. Devlet kurumları siyasallaşıyor.
Yerelde her şey iktidar partisinin ilçe başkanının elinde. Köylünün elindeki
hayvanı ucuza kapatmak için ilçe başkanı ve beyler eliyle veteriner kullanılarak
uydurma bir şarbon sayrılığı nedeniyle köylere karantina getiriliyor. Mal
pazarının kapanması nedeniyle çiftçinin hayvanı ederinin çok altında Bekir Bey’in
adamlarınca ucuza alınıyor. Bekir Bey’le ilçe başkanı ve iktidar partisinin milletvekili
ucuza alınan hayvanları yüksek ederlerle yurtdışına satıyor. Böylece katmerli
bir soygunun içinde tüm emeği yok oluyor köylünün. Bu arada satılan hayvanların
arasında Koca Mürsel’in Bekir Bey’in adamlarınca çalınan iki öküzü de var.
Romanda
Merdan ve Nazlı’nın aşkı dillere desten. Bu aşk, Bekir Bey’in entrikalarına
karşın sürüyor. Böylece aşk, düzene karşı bir direnişe dönüşüyor. Aşkın
anlatımında bazı abartmalar var. Gerçi romanda zaman zaman abartılı anlatımlara
rastlıyoruz.
Demokrat
Parti döneminde özellikle Köy Enstitüleri üzerinden eğitime ve köylerdeki
okullaşmaya karşı yapılan kara propaganda romanda çok güzel anlatılmış. Öğretmen
ve okul düşmanlığı en üst düzeyde çıkıyor bu dönemde. Çünkü feodal egemenler,
köylünün uyanmasını istemiyor. Köydeki din adamı görünümündeki hoca, ne yazık
ki batıl inanca saplanmış biri ve beyin adamı. Dini, Bekir Bey’in sömürüsünü
kolaylaştırmak için kullanıyor.
Merdan,
İstanbul’a gittiğinde aynı işyerinde tanıştığı Sökeli Ali’den çok etkilenmişti.
Ali’nin anlattıklarıyla sınıf bilinci oluşmaya başladı onda. Sökeli’nin şu
sözlerini sık sık anımsamakta o: “Ağa dediğin, bey dediğin tarlada ekini boğan
devetabanı dikenlerdi, kökleri toprağın derinlerinde. Teker teker başlarını
kesmekle tükenmezlerdi. Yeniden yeniden biterlerdi. Onları kurutmanın tek yolu
vardı, toprağın derin kirizması! Bu da tek elle, tek kolla olmazdı. Kollar
kürekler kalkıp inmeliydi. On çift öküzün çektiği kara kotanla toprağın altı
üstüne getirilmeliydi. (Aynı yapıt, s. 340)” Bu sözlerle bozuk düzeni
değiştirmek için örgütlü, sabırlı bir savaşımın gerekliliği vurgulanmakta.
Merdan’ın
annesi Telli Kadın, Bekir Bey’e ve haksızlığa karşı direnişin öncüsü. O,
oğluna: “Mevsimi gelmeden gül açmaz, çiçek yaprağa durmaz. Zemheri ayında çilek
yetişmez oğul. Toprağa atılan arpa tohumu bir ayda, üç ayda başak vermez,
olgunlaşmaz. Beş ay bekleyeceksin. Kuluçkaya oturan anaç tavuk yirmi bir gün geçmeden
cücük çıkartabilir mi? İstesen de çıkartabilir misin? (Aynı yapıt, s. 340)”
demekte. Bireysel, zamansız çıkışlarla düzenin değişmeyeceği öğütlenmekte
okuyuculara bu tümcelerle.
Kanlıdere’nin
Kurtları’nda romancılığımızda alışık olmadığımız bir biçimde olay, olumlu sonuçlanmakta.
Yani halk örgütlenerek beyi yeniyor. Yazar, böylece okuyucusuna olayın sonunu
düşünme, düşleme fırsatı vermiyor.
Kitabın
dili yalın ve anlaşılır. Betimlemeler güçlü… Bu da olay yerini okuyucunun
belleğinde canlandırıyor. Böylece okuyucu, olayın içinde yaşatılmakta.
Kanlıdere’nin
Kurtlarını herkesin, özellikle de toprağından ve toplumcu gerçekçilikten uzaklaşan
gençlerin okuması yararlı olur.
Adil
Hacıömeroğlu
9
Ekim 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder